davutzat @ gmail.com

Değer dediğimiz kavram,  günlük hayatın her aşamasında; kendisine kıymet atfettiğimiz, anlam yüklediğimiz, beğenerek takdir ettiğimiz ve sonucunu da davranışlarımıza yansıttığımız olumlu veya olumsuz tercihlerimizin bir tezahürü değil midir?

Gündelik hayatta biz, değer’i iki şekilde görmekteyiz. Bunlardan en çok ileri çıkanı rasyonel değerdir. Yani bir şeyin maddi değeri, tüketimlerimiz ve aldığımız hizmet karşılığında ödediğimiz mali bedel.

Bir de manevi değer var. İşte bunun bedeli ölçülemez, zira sübjektif bir değerdir. Kimimiz için değerli olan bir husus, bir diğerimiz için hiç anlam ifade etmeye bilir. Bir ressamın tablosuna çoğumuz dönüp bakmaya biliriz, lakin bir başkası ona milyon dolarlar ödeyebilir. Birinin sevgilisi bir başkasının nefret ettiği olabilir…

Öyleyse; manevi değerlerimizin ölçüsünü biz; biraz da adalet ve insaf duygumuzda aramalıyız. Bu işin bir kısmı da bilmekten geçmiyor mu, ne dersiniz? Bilmeyenin takdir edemeyeceği ve değer veremeyeceği gün gibi bir gerçektir! Diğer bir kısmı ise; ilgi ve sevgiden geçer. Bir konu ilgi alanınıza girmiyorsa, insana ve insanın yaptıklarına verilecek değer nasıl ortaya çıkacaktır? Âmâ gözlere değeri nasıl öğretip, takdir ettirebileceksiniz ki?

Biz değerin yansımalarını da iki alanda pratikleştiriyoruz. Biri bizim değer verdiklerimiz iken, bir diğeri de bize verilen değerle ilgili boyuttur. Sevdiklerimiz bizim için değerlidir. O zaman onlarla ilgili olan her konu, küçük bile olsa; bizler için tam aksine, bir o kadar büyük önem kazanır. Sevdiğimiz kişi veya idealler için yapılan her gayret, anlamlı ve değerlidir. Bunun görülmesi ise insanların değer ve takdir duygusu ile doğrudan orantılı değil midir? Evet, her sahada bizim takdir edilmemiz, anlaşılmamız ve bizim adımıza ortaya konulan her bir fedakârlık değerli görüldüğümüzün bir ispatıdır. Aldığımız bir hediye, bize yaşatılan her bir güzellik, ayrı ayrı değerlidir ve beğeniye layıktır.

Gündelik hayatta da; düşünmek-düşünülmemek, anlamak-anlaşılmamak, görmek- görmezden gelinmek vb. hepsi de bizim yüklediğimiz ya da bize yüklenen değer kadar olumlu ya da olumsuz olarak tepkisini buluyor. Kısacası yapılan her şeyin, değer olarak bir karşılığı bulunmakta. Mesela; bu yazının hazırlanması birçokları için anlamsız ise de; yazan ve yazının kıymetini bilen için çok önemlidir. Ekranına baktığınız internet sayfasından birçoğunun haberi yokken, bu sitenin hazırlanmasında emek harcayanlar ve okurlar için her bir harfi büyük bir değer taşımaktadır.

Mademki böyledir; ortaya konulan çalışmalar ve sizin için yapılan hizmetler, sırf eleştiri olsun diye eleştirilememeli. İyisi, kötüsü ile yapılan her türlü çalışmanın bir emeğin ürünü olduğu hatırdan çıkartılmalı. Özel ve genel tüm sahalarda; daha iyisi olsun diye yapılan eleştirileri makul görebiliriz. Lakin sırf menfilikten, sırf haset ve kıskançlıktan, sırf karalamak için ve laf olsun diye söz söylemek adına ortaya konulan bir değersizleştirmeyi kabullenmek imkânsızdır...

Aslında kendine değer vermeyen insanların işidir böylesi yaklaşımlar. Kendine değer vermesini bilmeyenler, bir bakıma kendini değersizleştirmiş olan insanlardır. Kişi kendi gözünde kendisini küçük ve değersiz görüyorsa; hangi değerli şey onun için değer anlamı kazanabilir ki? Siz dünyanın tüm harikalarını onlara sunsanız da bir kıymetinin olmayacağı ortadır. Çünkü o kendi değersizliğinin farkındadır! Bu yüzden her şeye de değersiz bakacaktır. İnsanın kendini değersiz görmesinin sebebi ise; yaptığı hatalar, sevgisiz yetişme, komplekslilik, zillet ve yetişirken de yetişkinken de kendine değer verilmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.

Keşke düşünmeden kaybettiğimiz nice manevi ve duygusal değerlerin farkında olabilseydik. Keşke farklı düşünmeyi öğrenebilseydik, keşke empati yapmayı, karşıya geçip bakabilmeyi ve bencilliklerden kurtulmayı başarabilseydik.

O zaman böyle mi olurdu dünyanın hali…