mgunen @ baskentpostasi.com

Bir önceki yazımda  “Günümüzde de uygulanan şekilde din eğitimi Kuran’da yoktur. Yoksa dinde, fıtratta bulunan doğru ve yanlışların öğrenilmesi elbette vardır.” ifadesiyle farklı bir konuya değinmiştim.

Kuran  ŞEMS-7-8-9  ve başka ayetlerde neyin doğru neyin yanlış olduğunun insanına gösterildiğini yani fıtratta yüklü olarak doğduğunu söylüyor.  Söylüyor ama doğduktan sonra neye inanacağımız dâhil tüm düşünce ve davranışlarımız anne, baba, çevremiz ve de kültürler tarafından şekilleniyor. Bu yüzden çok farklı hayat biçimleri, inanç şekilleri tabi bunlara bağlı olarak da iyi, doğru ve yanlış davranış şekilleri oluşmuştur.  Ancak hiç kimseye kıl kadar bile haksızlık olmayacağını (NİSA-77) taahhüt eden yaratıcı,  farklı inançlar ve çelişik durumlarda doğru ve yanlışlar nasıl ayırt edileceğini ve neye göre değerlendirileceğini basit olarak çözmüştür. Ve bu çözümü de insanın fıtratına yüklemiştir.

Fıtrat yani insanın davranış programı beyindedir. Öyleyse doğruyu ve yanlışı bilme konusunda da beyine bakacağız. Haliyle de bilime yöneleceğiz. Amerikalı nörobilimci David Eagleman’ı izleyelim.

Beyin ve Nörobilim

Eagleman, Yale üniversitesi psikologlarının bir yaşından küçük bebeklere yaptığı bir deneyi kendi laboratuvarında tekrar yapıyor. Deney kısaca şöyle: Bebekler annelerinin kucağında bir odaya alınıyor. Odada bir kukla sahnesi var. Bu sahnede farklı renklerde tişört giydirilmiş iki oyuncak ayı ve bir ördek bir de üstü kapalı oyuncak kutusu var. Ördek oyuncak almak için kapağı açmaya çalışıyor.  Zorlanan ördeğe ayılardan biri yardım ediyor. Ancak diğer ayı kapağın açılmasına engel oluyor. Oyun sona erdiğinde Eagleman ayıları bebeğe doğru uzatıyor ve sonucu şöyle açıklıyor: “ İlginç biçimde, bebeklerin neredeyse hepsi iyi yürekli ayıyı seçmişti. Bu bebekler yürümese ve konuşmasalar da başkaları hakkında yargıda bulunmaları için gerekli araçlara şimdiden sahipti. Bu türden basit deneyler bebeklik döneminde bile dünyada yolumuzu bulmamıza yarayacak antenlerle donanmış olduğumuzu gösterir”. David Eagleman, Beyin S 164-165

Bilime göre insan beyni doğruyu yanlışı, iyiyi ve kötüyü ayırt edecek şekilde doğuyor olabilir ama sorun şu ki büyüyünce çoğunlukla yanlışları seçiyor ve çok büyük kötülükler yapabiliyor. Yukarıda da belirttiğim gibi sanki fıtratta bir paradoks veya problem varmış gibi görülüyor.  Öyle ya bütün kötülük yapanlarda da aynı fıtrat var.

Ancak burada şunu atlıyoruz; Yaratıcı doğruyu ve yanlışı insana yüklediğini söylüyor ama yaratılış amacı gereği iyi ve kötünün seçimini de kişinin kendisine bıraktığını sorumluluğu yine insanın kendinde olduğunu bildiriyor. Bildiriyor ama belli ki işi bununla bitirmemiş. İnsanın beynine onun doğruları seçmesini kolaylaştıracak şekilde çok muhteşem bir program düzenlemiş. Adına vicdan diyoruz. Vicdan;  Freud’un da söylediği gibi pişmanlık ve suçluluk duygusuyla temellenmiştir. Şimdi vicdan neye göre hareket eder de doğru davranışlar konusunda pek yanılmaz?

Vicdan, kararlarının temellerini oluştururken empati yapma yönteminden faydalanır. İnsanlar yakın zamana kadar empatiyi genellikle kişinin kendisini sıkıntılı durumlardaki kişilerin yerine koymak ve böylece onun acısını anlamak, hissetmek olarak bilirlerdi. Ancak bugün biliyoruz ki beynimiz, empati yaparken kendini başkasının yerine koymuyor, doğrudan o oluyor. Buna ilişkin bilimin açıklamalarına bakalım.

Ayna Nöronlar

Doksanlı yıllarda Nörobilimci Giacomo Rizzolatti ve arkadaşları beyindeki ayna nöronları keşfetti. Bu nöronlar başkalarının hareketlerini algıladıklarında sanki kendisi yapıyormuş gibi aktive oluyorlar. Dolayısıyla önce Rizzolati’nin bu keşifle ilgili bildirdiği sonuçlarından başlayacağım

Duygular, aynı hareketler gibi, anında paylaşılır. Başkalarının yaşadığı acı, yas ya da iğrenmeyi algılamak, serebral kortekste bu duyguları kendimiz hissettiğimizde aynı alanları etkinleştirir. Giacomo Rizzolatti. Beyindeki Aynalar. S16

Herhangi birinin bir şey yaptığını gördüğünüz her an, Beyninizdeki aynı eylemleri gerçekleştirmeye alışkın nöronlar- sanki siz aynı eylemi gerçekleştiriyormuşsunuz gibi- etkinleşir. ‎Vilayanur. S.Ramachandran Öykücü Beyin S.174

Empatinin, beyninizin mimarisine nasıl derinden kazındığını fark edeceksiniz. Başkalarının başına gelenler, beyninizin hemen hemen bütün alanlarını etkiler. Empatik olmak, başkalarıyla iletişimde bulunmak için tasarlandınız. Chiristian Keyser  Empatik beyin Önsöz. S.21

Örneklerini verdiğim Nörobilimciler  insan beynindeki bu nöral faaliyetleri ayrıntılarıyla izah etmişler. İnsanın fıtratı yani davranış şekilleri konusu Nörobilimin dışında antropoloji, evrimsel biyoloji,  psikanaliz gibi farklı bilimsel alanlardan çok uzun ve çeşitli açıklamalar içerir. Dolayısıyla ben konuya yetecek kadar çok kısa bilgiler verdim. 

Bölüm boyunca ŞEMS-7-8-9  ve başka ayetlerde neyin doğru neyin yanlış olduğunun insanına gösterildiğini, yani fıtratta yüklü olarak doğduğunu belirtmiştim. Gerçekten de yukarıda verdiğim  bilimsel veriler de bunu doğruluyor. İnsan bebeklikten itibaren iyi ve kötülüğü ayırabiliyor. Beyin sizin isteğinize bakmadan başkalarının yaptığı veya onlara yapılan hareketleri kendine yapılmış gibi algılıyor. Günlük hayatımızda da örneklerini yaşarız. Birisini kahkahayla gülerken görünce, neden güldüğünü bilmeden biz de güleriz. Birisi üzüldüğünde, ağladığında bizim de gözlerimiz yaşarması;  izlediğimiz dramatik bir filmde bile gözyaşlarına boğulmamız beynimizin bu yapısından kaynaklanmaktadır.  Yani birlikte yaşamın olmazsa olmazı empati ve vicdandır! Vicdan konusunda bir anekdotumu anlatayım:

On yıl kadar önce sergi için New York’a gitmiştim. Orada bir sohbette vicdan konusu açılmıştı. Ben de vicdanı açıklarken “Vicdan; aynı uçaklarda olduğu gibi insan beyninde ki kara kutudur” benzetmesini yapmıştım. “Kişinin neleri doğru neleri yanlış ve hangi niyetle yaptığı orada kayıtlıdır” dedim. Geçekten de Kuran’a baktığınızda da insanın akıbetlerinde beyinde ki bu yapıların baz alınacağı görülür. İlgili ayetleri vereyim.

İSRA-14- "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter" denilecektir.

KIYAME- 14-15 Hatta, mazeretlerini ortaya koysa da, o gün insan kendi aleyhine şahittir.

Görüldüğü gibi ayetler çok açık, net olarak bölüm boyunca anlattıklarımla örtüşüyor. Ayetlere ilişkin bir ayrıntı vereyim. Dikkat ettiyseniz KIYAME- 14-15 de Ayetlerde enteresan bir durum resmedilmiş. Kötü eylemlere karar veren ve uygulayan insanın beyni yaptıklarına mazeret ortaya koyuyor. Ancak yine aynı kendi beyni mazeretlere karşı aleyhine şahitlik ediyor. İlginç değil mi? Yani beynin bir bölümü kendini savunurken başka bir bölümü hesap soruyor. Oysa KAF-17.18 de insanın söylediği ve yaptıklarının kaydedildiğini söyler. Bütün deliller ortadaysa beyin neyi bahane edebilir. Bunun tek açıklaması var; insan kötülüklerinde kendisi dışındaki yaşam şartlarını, etkilenmiş olduğu kişileri bahane gösterebilecek. Ama işe yaramayacak. Çünkü kötülüklere yap kararı veren beynin içinde aynı zaman da “sakın yapma” diyen, yaptıklarının kötü olduğu bilgisini vererek sizi suçlayıcı program olan vicdan var. Ayna nöronların yöntemiyle doğru seçim yapmaya yöneltir. “Yapacağın ya da yapmakta olduğun bu kötü eylemin, şiddetin, sana veya sevdiklerine yapılmasını ister misin, razı olur musun?” şeklinde bir kalıbı önünüze koyar. Eylemin kötülük derecesine göre de birçok kişiye yaşarken azap çektirir ve hayatı zindan eder, kara kutuya da kaydeder.

Kuran’da din eğitimi yoktur, olmaz da yazımın dayanağı insanın yüzbinlerce yıl önce beynine kazınmış bu şematik durumlar ve bununla uyumlu ilahi mevzuattır. Yaratıcı, sizin iyi insan olup dürüst, güzel işler yapan (Ameli salih işleyen) biri olmanız için başka birilerinin inisiyatifine bırakmamış. Dini, eğitim, kurs gibi yöntemlerle başka insanların yönlendirilmesine gerek kalmayacak bir şekilde fıtratınıza yüklemiş. Din bir meslek gibi eğitimle kursla öğretilemez.  Tek yol pratik yapmaktır.

Beyin dini, eğitim değil taklit ve pratiklerle öğrenilir

İnsan beyninin çocukluktan itibaren konuşma yürüme dâhil birçok davranışları anne, baba ve çevreyi taklit ederek öğrendiğini biliyoruz. Bu bağlamda eğer çocuğunuzun iyi, dürüst ve güzel işler (salih amel) yapmasını istiyorsanız önce kendiniz dürüst ve iyi olup onlara örnek olacaksınız. İlla eğitim verecekseniz;  bunun yolu da ayna nöronlara hitap etmektir. Yani çocuklarınıza empatik olmalarını, başkalarını düşünmeyi,  yardımlaşmayı öğretebilirsiniz. Başka hiçbir yöntem işe yaramaz. Zaten yaramıyor da.

Şunu atlamayayım. Çok büyük kötülük yapan insanların da beyni aynı mekanizmalara sahiptir. Eğer beyinde bir hasar yoksa onların beyni de aynı refleksleri gösterir. Aynı empatik yapıya ve vicdan mekanizmalarına sahiptirler.  O zaman nasıl oluyor da bu kadar kötülük yapabiliyorlar sorusu akla gelebilir. Bunun cevabı da antropolojik ve özellikle psikanalizin izahlarındadır. Şu kadarını söyleyeyim. Beyindeki bu yapılar yüzbinlerce yılda oluşmuş gelişmelerdir. Evrendeki her şey gibi insanın da vicdan dâhil tüm düşünce ve davranış şekilleri sebep sonuç ilkesine dayanır. Yaşam şartlarına göre zorunlu olarak oluşmuştur. Sonraki bölümlerde bunlara da ayrıntılı olarak değineceğim.