davutzat @ gmail.com

Uçsuz bucaksız, dibi doruğu ve eni boyu olmayan bir duygudur sevgi. Ne başlangıcını tahmin edebilirsiniz, ne de sonu vardır bu yoğun duygunun. Şartlar öyle gerektirdiğinden sevmezsiniz muhataplarınızı. Bilerek, isteyerek ve sonuçlarını göze alarak seversiniz. Böyle bir sevgide hakikat ve sonsuzluğa uzanan bir yol vardır hiç şeksiz ve şüphesiz. Bazen kalp yarası olup çıkar karşınıza, acıyla birlikte gözyaşınızı akıtır, bazen de yaralı kalbinize merhem olup iç dünyanızı aydınlatır.

Her ne kadar günlük koşuşturmaların kıskacında, duygular geri plana itilse de; insan yine de sevgiyi arayıp bulmuyor mu? Birbirlerine sevdiklerini ifade edecek fırsat ve imkânı bulamasalar da, sevgilerini istedikleri şekillerde yaşayamasalar da yine de onu, yüreklerinin en derin yerinde hissetmiyorlar mı? Çünkü hayat, sevgiyle daha güzeldir. Seveniniz ve sevdiğiniz varsa; yaşanmaya ve çekilmeye de değerdir… Sevildiğini bilmek ve sevgiden beslenmek ise; insana her zaman kalite katar, güç verir ve kişiyi ayakta tutar...

Sevgi, sadece “sevgililer günü”nde hatırlatmaz kendisini! Her daim dinamik bir şekilde hissettirir varlığını. Sürekli bir test’e tabi tutar ağırlığını tartmak bahanesiyle! Güvenmek için test eder, sevildiğini bilmek için test eder, ne kadar yer işgal ettiğini anlamak için test eder. Eder de eder, her fırsatta! Sanki kalp dayanıklılığınızı ölçercesine, aklın cidarlarını ve sabrın sınırlarını zorlarcasına... Sanki sevgi sözcüğünü duymasa, çok sevildiğini anlayamayacak ve sevilmemiş olduğuna inanacakmışçasına… Evet, nedense “seviyorum” sözcüğünü duymak ister yürekler, onu görüp, fark edip, hissetseler bile. Hem de fedakârlık, sevginin yegâne göstergesi iken. Demek ki insanoğlunun tabiatı böyle!

Halbuki sözel olarak ifade edildiği halde, altı doldurulmayan o kadar çok sevgisizlik örneği var ki şu hayatta. Tam aksi örneklerde var pek tabiî ki. Sözel olarak ifade edilmediği halde her halinde buram buram sevgi kokan, şırıl şırıl sevgi akan… Siz hangi sınıfa giriyorsunuz acaba, hiç düşündünüz mü?

Galiba biz, biraz ifade özürlü bir kültürün taşıyıcılarıyız! Sevsek de bunu bir türlü ifade etmekten yoksunuz. Sevsek de bunu fark ettirememe fakirleriyiz! Belki de sevdiğimizi açıkça söylemeyi ayıp veya günah sayan, ya da bir zafiyet olarak gören ölçü bozukluklarıyla yaşıyoruz. Keşke biraz daha edimden söze geçe bilseydik. Keşke sözel olarak da kendimizi ifade edebilseydik… O zaman daha mı anlaşılır olurduk acaba? Yoksa böyle olmamızın sebebi, etrafta gördüğümüz samimiyetten uzak, sözel sevgi riyakârlıklarının arkasına gizlenmiş gerçek sevgisizlikler midir?

Kim bilir! Yaşanan sevdaların mukavemeti bir gün güç kaybeder, alevinin hâresi gün gelip sönmeye yüz tutar endişesiyle, sandıklara gizlenmiştir belki de; “seviyorum” sözcüğü. İksiri kaybolmasın, sırrı bozulmasın diyerek… Gün gelip lazım olduğunda; “hayat öpücüğü“ hüviyetinde kalabilmesi beklentisiyle! Yani, sevgiyi yeniden alevlendirme vasıtası olabilmesi için… Sevgilerinizin;  toprak gibi cömert, çiçekler gibi nazlı, yağmurlar kadar serinletici ve alın teri kadar emek kokması temennisiyle.

Çevrenizden sevgi ve sevdikleriniz hiç eksik olmasın sevgili okurlar.