imuglu @ baskentpostasi.com

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ile öncesinde Osmanlı egemenliğinde olan pek çok millet çokta nizami olmayan şekilde dağılmış, bölünmüş; irili ufaklı devletler ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri de hatırı sayılır yüzölçümüne sahip olan Yugoslavya idi. İdi… Çünkü Yugoslavya içinde barındırdığı pek çok etnik yapı ve çok ulusluluk, yanlış yönetim şekilleri yüzünden kıyım ve yıkımlar eşliğinde sadece 1918- 2003 yılları arasında tarih sahnesinde var olabilmiş. 1981 verilerine göre Yugoslavya devletini oluşturan milletlerin oranları ise şöyledir; 8,1 Milyon Sırp, 4,4. milyon Hırvat, 2 milyon Boşnak (Müslüman), 1,7 milyon Sloven, 1,7. milyon Arnavut, 1,3. milyon Makedon, 1,2 milyon Yugoslav, 579 bin Karadağlı. Tüm bu dağınık yapı içinde, çıkması olağan kargaşalar çıkmış ve sonrasında çoğunlukta olan Sırplar İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’ da yaşanan en büyük vahşet olarak tanımlanacak olan Srebrenitsa Katliamını 1995 yılında; zaten 23 bin nüfusu olan fakat hayatta kalmak adına mücadele edip buraya sığınmış olan mültecilerle 60 bin nüfusu bulan Bosna Srebrenitsa’ da gerçekleştirdi.


4 Nisan 1993 yılında Birleşmiş Milletler; Srebrenitsa, Zepa ve Gorazde’ yi “ Güvenli Bölge” ilan etmiş ve bu bölgelere asker göndermişti. Başlarda Srebrenitsa’ da toplanmış ve çoğu Müslümanlardan oluşan bu insanlara birkaç yardım konvoyu gönderilmiş ve sonrasında açlık ve hastalıklar bölgede baş göstermeye başlamış. Bu esnada güvenli bölgede Sırp kuşatması devam etmiştir. Ve bu arada halkın elindeki silahlar Birleşmiş Milletler Barış Gücü tarafından güvenlik gerekçesi ve verilen sözlerle toplanmıştır. Açlık artık can almaya başlamıştır bile. Ve Sırplar kasabayı ele geçirmek için harekete geçtiler. Ratko Mladiç komutasında Srebrenitsa’ yı kuşatan Sırplar Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nde ki Hollandalılara saldırmış ve yaklaşık 30 askeri rehin almıştır. Müslümanlar silahlarını geri alabilmek için başvuru yapmış olsalar da Hollandalı komutan Thom Karremans tarafından bu talep redde uğramıştır. Rehin alınan Hollandalı askerlerle Hollanda’yı tehdit ederek bombalamaya başlayacaklarını duyuran Sırplar Hollanda’nın tehdidi sonrası NATO savaş uçakları ile Sırp tanklarını bombaladılar. Birleşmiş Milletler ise sadece iki F16 yı kasabanın üzerinde uçurmak ile yetindi. Her ne hikmet ise bir gecede şehri boşaltan Hollandalı askerler sonrasında kendi askerlerini almak koşulu ile bölgede kendilerine sığınan ve Srebrenitsa’ nın birkaç km yakında  Potaçari’ de bulunan akü fabrikasına topladıkları 25.000 civarındaki sığınmacıları Sırplara teslim ettiler. Ve kara gün…. 11 Temmuz 1995’te Ratko Mladiç komutasındaki VRS (Bosna Sırp Cumhuriyeti Ordusu) birlikleri Srebrenitsa’ya girdiler. Teslim alınan sığınmacılardan 12 yaş üstü erkekler ve kadınları gruplara ayırdılar. Kadınlara tecavüz edildi, erkekler kamyon ve otobüslere bindirilerek ölüme götürüldü. 10.000 kişi esir alınarak Mladiç (Sırp Kasabı) emri ile öldürülmeye başlandı. 5 gün süren Müslüman katliamında 8372 kişi öldürüldü. Kaçmaya çalışanlar ise dağlık bölgede keskin nişancı ve Sırp askerleri tarafından katledildi. Evler, köyler yakıldı... Ölenleri farklı noktalarda büyük çukurlar açarak kimlik tespitleri yapılamasın diye kimi zaman asitle yakıp kimi zaman parçalayarak buralara attılar. Tabi bu büyük soykırımda en çok paya sahip olan Hollandalı komutan Thom Karremans ve Sırp komutan Ratko Mladiç adı tarihe kapkara harflerle kazındı.
Geride ne mi kaldı yüreği dağlanmış akrabalar, babalar, anneler, kardeşler, eşler, çocuklar,…. Çok mu kaldılar; hayır! Çünkü çoğu vahşice öldürülmüştü zaten. Yok, olan binlerce insan kaldı, acı kaldı… Müslümanlara, masumlara, Türklere olan öfkelerini böyle adice ortaya koyan soysuzlar kaldı. Ratko Mladiç 11 Temmuz 1995 te Srebrenitsa’ya girerken şunları söylüyordu;“ Bugün 11 Temmuz 1995 . Sırplar için kutsal bir günün yıl dönümünü kutlamadan önce Sırp Srebrenitsa’dayız. Bu kenti Sırp Milletine armağan ediyoruz. Osmanlıya karşı gerçekleştirdiğimiz ayaklanmanın anısına, Türklerden öç alma vakti gelmiştir.”