Av. Zafer Çoktan ile Keçiören’i konuştuk

AK Parti Keçiören Belediye Başkan Aday Adayı Av. Zafer Çoktan, belediye başkanı olması halinde doğup büyüdüğü, derdini ve sevincini birlikte yaşadığı Keçiören’e ve Keçiören halkına neler vaad ediyor? Peki, Zafer Çoktan kimdir? Projeleri neler?

Adaylık süreciniz başladı. Resmi olarak adaylığınızı yaptınız. Sizce Keçiören’in eksikleri neler ve daha iyi bir Keçiören için neler yapılması gerekiyor.  

Ak Parti’den aday adayısınız. Ak Partili bir belediyeye aday olduğunuz zaman bir şey söylemekte biraz kısmen zorluk çekiyorsunuz. Neden? Aslında kendi dünyanızdan, kendi bakış açınızdan, kendi hayallerinizden eksiklikler görüyorsunuz evet ama neticede aynı pencereden bakan insanların oluşturduğu dünya görüşü, yaşam şekli ve birbirine çok benzeyen insanların oluşturduğu bir siyasi partide siyaset yapıyorsunuz. Dolayısıyla bir fikir birliği, bir söz birliği adı altında, parti disiplini içerisinde konuşmanız gerekiyor. Dolayısıyla aslında çok bıçak sırtı bir şey konuşuyoruz şu an. Şunlar şunlar eksik dediğinizde aslında bir nevi kendinizi inkâr etmiş gibi, kendinizi eleştirmiş gibi bir sonuç ta ortaya çıkabiliyor. Ben şunları istiyorum, şunları yapacağım dediğimizde aslında eskinin kötü olduğu anlamında değil tam aksine eskinin üzerine şunları koyacağım anlamında söylüyorsunuz. Veya ben eskinin yaptığı şu çözüm önerilerini eskiden kastım yine bizim dönemiz ama önceki yönetimin dışında benim bakış açımla şu şekilde hizmet etmek istiyorum diyoruz aslında. Öncelik olarak bunu söylememiz lazım çünkü burası çok önemli. Şunlar şunlar yok dediğiniz zaman sanki kendini inkâr ediyorsun. Kendi partinin belediyesini mi kötülüyorsun gibi bir sonuç ortaya çıkıyor fakat durum öyle değil kesinlikle. Her şeyiyle bizim belediyemiz, bizim teşkilatımız ve sonuna kadar bizim ama benim çalışma usulüm ve üslubum şu şekilde diyoruz.

Av. Zafer Çoktan kimdir sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1974 doğumluyum. Doğduğum günden bugüne Keçiören’de aynı mahallede ikamet ediyorum. İnsanların özellikle Türk insanının alışkanlıklarını terk etmesi, evini taşıması kolay değil.  Evimizle, mahallemizle, arabamızla duygusal bir bağ kurarız, isim veririz. Dolayısıyla hem Keçiören’de doğup büyümüş olmak hem tüm hayatımızın orada şekillenmiş olması nedeniyle 44 yıldır Keçiören’deyiz. Çocukluğumdan bu yana hep siyasetin içinde oldum. Çocukluğumda milli gazeteden refah partisinin logolarını söker makasla keser defterlerin iç tarafına yapıştırırdım. Hocalarım kızardı oğlum sen ortaokul öğrencisisin siyaset, parti yasak burada derlerdi. Çocuk yaşımızda hocalarla tartışırdık. Biraz fıtrat meselesi, meşrep meselesidir. Kimi insan siyaseti sever kimisi uzak durur.

Ailede sizden başka siyasetle ilgilenen var mı?

Amcam biraz ilgilenirdi.  Refah partisinde mahalle teşkilatında, ilçe teşkilatında görev yapmıştır. Babam 30 yıl boyunca Almanya’da yaşadı ve orada çalıştı. 3 sene önce rahmetli oldu. Almaya’da Avrupa Milli Teşkilatlarında görev yapmış birisiydi. Onlarında etkisiyle biz bir şekilde İmam Hatip Lisesinde okuduk daha sonra.  İmam Hatip Liseleri kabul edelim etmeyelim bir şekilde siyasetin merkezinde olmuş okullardır. Niye? Kapatıyor iktidar, açılıyor yine iktidar. Bunlar hep siyaset ile alakalı konular. Dolayısıyla hep böyle bir harmanın içinde büyüdük.

Siyasete girişiniz nasıl oldu?

Refah Partisinde, Fazilet Partisinde daha sonra Ak Partide bir şekilde siyaset yaptık. Ak Parti sürecinde bir dönem 1,5 yıl civarında Keçiören’de ilçe başkan yardımcılığı yaptım. 2014’te meclis üyesi seçildim. Meclis üyesi seçildikten kısa bir süre sonra da ilçe başkanı oldum ve üç buçuk yıl boyunca ilçe başkanlığı görevini yürüttüm.  4 seçim ve bir de darbe girişimine maruz kaldı bizim dönemimiz.  Bunu şunun için söylüyorum çok yoğun bir sürecin içinde birinci yetkili olarak bir milyonluk bir ilçeyi idare etmeye çalışıyorsunuz siyasi anlamda söylüyorum. Bir seçimi bitiriyorsun biraz nefes alırız belki diyorsun hemen arkasından 6 ay sonra bir seçim ve bir sene sonra bir seçim daha oluyor. Arada bir sürü kongre tabi büyük kongreleri saymıyorum. Bunlar neden önemli vatandaş için bir seçim bir günlük meseledir ama 10 gün öncesinden yoğunlaşır haberleri dinler. Seçim günü kalkar oyunu kullanır gelir. Eline telefonu alır, televizyonu açar sonuçları izler. Ama teşkilatçı için öyle değildir. Altı ay geriden bunun hazırlıkları başlıyor. Binlerce insanı organize ediyorsun. 1600 – 1700’e yakın sandığı vardı AK Parti’nin dolayısıyla sandıkların başına 1650 kişi bulacaksın. Seçim günü sabahı gelmezse diye onların yedeğini bulacaksın. Onların karşıtında müşahidini bulacaksın. Sandık başında görev alanların öğlen karnını doyuracaksın.

Nitelikli müşait bulamadığınız takdirde ne yapıyorsunuz?

Sandığın başına herkesi oturtamıyorsun çünkü oturttuğun görevlinin sadece adam olması yetmiyor nitelikli adam olması gerekiyor. Birini oturttun tamam ama hiçbir şey yapmıyorsa, oya sahip çıkmıyorsa oraya oturtmanın bir anlamı yok ki. Aynı zamanda cevval, partinin oylarını savunacak adam deyip öyle seçici davranman lazım. Bunun yanında siz iktidar partisisiniz umut kapısısınız. Bizim Anadolu insanının geleneksel yapısı iktidar partisinden ister. Geliyor genel politikalarla bile çözülebilecek bir meseleyi senin çözmeni bekliyor. Dolayısıyla 130 bin kayıtlı üyemiz vardı bizim, bu 130 bin üyenin yüzde onu aktif olarak gelip senden bir şey talep etse 13 bin kişi eder. İş talep etse, tayin talep etse ediyor insanlar.

Vatandaş sizden ne tür taleplerde bulunuyor?

Yüzde 80/90 iştir. Kısmen tahin şöyle ki eşim Mardin’de ben buradayım eşimi buraya getirebilir miyim? Şeklinde. Sonra referans ol diyen çok insan vardır. O kadar riskli bir süreç ki çünkü insanların iktidarla buluştuğu noktadır ilçe teşkilatları.  Sana geldiği zaman başbakana, cumhurbaşkanına gelmiş gibi hissediyor. Ben buna anlatacağım o da gidecek cumhurbaşkanına anlatacak psikolojisi ile geliyor insanlar. İlk temas kurduğu yer sensin çünkü. Dolayısıyla göğüsleyen hep bunlarla koşuşturan sen oluyorsun. Bunları neden anlatıyorum. Meclis üyesi olmamız münasebetiyle hem yerel yönetimlerle alakalı hem de teşkilat başkanı olmanın sebebiyle sosyal ilişkiler, ikili ilişkiler konusunda vatandaşla temas konusunda da bir tecrübe kazanıyorsun.  Bunu seçim atmosferinde yaptığın zaman bu ikiye üçe katlıyor. Dolayısıyla elhamdülillah ben nimet olarak görüyorum çok ciddi bir altyapı hazırladı. Kendiliğinden oluştu aslında bu durum. Para verseniz belki bu kadar tecrübeyi kazanamaz, bu kadar seçimi yaşayamazsınız. Mesela, Sayın Cemil Çiçek’e seçim gezilerini birlikte yaparken derdim ki başkanım müsaade ederseniz sizin konuşmalarınızı kayıt etmek istiyorum. O da neden hayırdır dedi? Dedim ki nasıl konuşuyorsunuz bunu öğrenmek sonrada arabadan bluetoothdan bağlanıp dinlemek istiyorum dedim. Cemil Çiçek 50 yıllık tecrübeli ve kıdemli bir siyasetçi. Nasıl konuşuyor, ne diyor, nasıl hitap ediyor, nereden yaklaşıyor. Girdiği her toplulukta mesela Kırşehirlilere mi konuşuyor orası ile ilgili bir anısını anlatıyor. Önce salonla bir kontak kuruyor. Bu gibi tecrübeler ediyorsunuz. Biz bunları harmanlayarak içimizde ki heyecanla da, doğduğumuz büyüdüğümüz şehre hizmet edelim istedik. Klasik tabiri ile de bazı siyasetçilerde aynı cümle ile yola çıkar ya halkta arkamda şeklinde bizde öyle bir şey yok.  Biz öyle bir havada değiliz. Keçiören beni istiyor ben olmazsam burası battı diye bir dünya yok. Hiç kimse vazgeçilmez değil. Ama hem teşkilatlarda hem de temas ettiğimiz vatandaşlarda güzel bir algı oluşturduğumuzu düşünüyoruz. Gerçekten de bu böyle. Bunu hem sosyal medya mecrasında hem seni bir şekilde çalışmalara, siyasi seçim çalışmalarına girmiş; milletvekili, belediye başkanı, genel başkan yardımcısı düzeyindeki insanların iletişiminden, yaklaşımından hissedebiliyorsun. Elhamdülillah herkes kendiliğinden doğal süreç ile belediye başkanı olabilir. İyi bir lider siyasetçi kumaşı var şeklindeki motivasyonlarla da birlikte biz böyle bir göreve talep olduk.

Keçiören’de ki eksiklikler neler? Keçiören için hedefleriniz nelerdir?

İkiye ayırıyorum. Belediyelerin bir klasik yaptığı hizmetler var. Her belediyenin yasal, siyasi ve sosyal olarak yapması gereken şeyler var. Sokağın asfaltını atacaksın, çöpünü toplayacaksın, parkları bakımlı tutacaksın, pazar yerlerini dizayn edeceksin ve insanların rahat yaşayabilecekleri bir ortamı oluşturacaksın. Bir de artık kronikleşen yılların getirdiği birikimle o ilçede yeniden çözülmesi gereken büyük sorunlar oluşmaya başlıyor. Mesela kentsel dönüşüm Keçiören’de çok ciddi bir sorun. 70’li yılların, 80’li yılların imar kafası, imar planı ile yapılmış onlarca mahallemiz var bizim ve buralara gittiğiniz zaman on beş tane daire var önünde beş tane park yeri var. Bugün artık 15 dairenin 15’inde de araç var. 80’li yıllarda o ihtiyacı karşılıyormuş bir iki kişinin aracı varmış ama insanlar göremediği için otopark yapmamış imar planlamasında. Şimdi gelinen süreçte yaşam alanlarının olduğu, otopark probleminin olmadığı, hatta sosyal aktiviteleri dışarıya çıkmadan yapabileceği yüzme havuzunun olduğu bir yaşam şekli oluşmaya başladı. Buna ulaşmanın da yolu çok ciddi bir maliyet gerektiriyor. Öyle bir projede normal bir vatandaşın, bir işçinin ya da bir memurun ev alabilmesi için otuz sene, elli sene taksit ödemesi lazım. Çok uçuk fiyatlarla alınıyor bu tarz evler. Keçiören’de çok iyi çalışarak bu dönüşümü sağlayabilirseniz aslında en kısa yoldan şehri 2023’e 2053’e hazırlayacak yeni şeyler yapabilirsiniz. Mecbursunuz kentsel dönüşümü bir tık yukarısına çıkarmak için. Şimdi ne olacak? Burada önemli olan cesaretle ve basiretle ona proje üretmek. Sorunu tespit etmek kolay bir süreçtir. Ne yapabilirsin? Mutlaka ana bazlı ve büyük firmalarla onlarında karını elbet gözeterek burada bir dönüşümü her şeyden önce sağlamamız lazım.  Çözüm odaklı olmak lazım. Otopark sorunu Keçiören’de var mı evet var. Diğer bir konu, şehir içi ulaşım Keçiören’de çok büyük problem haline geldi. Keçiören ilçesinin sabah ve akşam kendi içindeki trafiğinde problem var. Örneğin 15-20 sene öncesine kadar benim mahallemde postane yoktu ama artık şimdi hepsi var. Bu ne demek vatandaş Ulus’a, Kızılay’a gitmeden Keçiören’den çıkmadan hayatını Keçiören’de gerçekleştirebiliyor. Burada ki diğer bir sorun bir alt mahallede banka var bir şekilde oraya gitmesi lazım. Gidebilmesi için arabası da yoksa ya yaya gidecek ya da bir ara ulaşım aracı bulması gerekecek. Bisiklet vs. de olmadığına göre. Örneğin Hasköy mahallesinden Sancaktepe mahallesine gidebilmesi için aslında ikisi de Keçiören’de ama Ulus’a veya Kızılay’a gelip tekrar o mahalleye gidecek. Ne olacak hem Ankara’nın merkezi trafiğine sıkıntı hem de adamın iki saatine mal olacak hem de. Onun için Keçiören de mutlaka ara transferler yapan bir sistemin kurulması lazım.

Sonra, Keçiören sabah trafiğinde Asfalt’la Çekirgeden Kızlarpınarı’ndan gelen sola dönüşleri kapatsa trafik yüzde seksen hallolacak. Israrla bilmiyor muyuz dert mi edinmiyoruz bilmiyorum ama ısrarla o lambaları hala orada tutuyoruz ve Keçiören trafiğini sabahları bir saat tıkıyoruz.

Keçiören’de enerji üretmek istiyorum. Amsterdam’ın etrafında onlarca güneş paneli bulursunuz. Adamlar yılda 30 gün güneş görüyorlar her tarafı güneş paneli yapmışlar. Biz Türkiye’de 300 gün görüyoruz ama yine de yok. Bütün binaların çatılarında güneş paneli var adam o binaların elektriğini kendisi üretiyor. Bunları söyleyince diyorlar ki çok ütopik. Aslında hiç ütopik değil. Hollandalılar 20 sene öncesinde yaptı. Avusturya da bildiğin mısır tarlasının etrafını çevirmişler güneş enerjisi paneli koymuşlar. Mısır tarlasını güneş enerjisi tarlasına çevirmiş elektrik üretiyor. Londra da kaldırımda yayaların ayak sürtünmesinden elektrik üreten sistemler var. Bunlar ütopik mi değil istedikten sonra yaparız.

Keçiören’in merkezinden Gümüşdere akıyor. Çokta güzel bir proje oldu. Oraya masrafsız kendiliğinden akan, az da olsa çok ta olsa bir akarsudan bahsediyoruz. Sadece o parkın aydınlatma elektriğini üretsek yeter.  Ayrıca enerji konusunda yararlanabileceğimiz bir diğer bölgede Bağlum tarafında rüzgâr enerjisinden çok rahat faydalanabiliriz.

Koskoca bir milyonluk nüfusu olan Keçiören’in bir sanayi sitesi yok. Dolayısıyla sanayi için İvedik’e, Şaşmaz’a ya da Pursaklar’da olan küçük sanayi sitesine gideceksin. Üretilemez mi üretilir. Keçiören de tezgâhtarlar dışında çalışan insan yoktur. Dükkândan başka kimse yok. Hâlbuki alanımız var. Sanayi sitesinden tutun fabrikalara kadar alanımız var.

Keçiören’de bir tane otelimiz yok. Bir tane otel olmaz mı? Keçiören’de kalmak isteyen kişiyi ya Ulus’a ya da Kızılay’a gönderiyorsun otel de kal diye. Tabi olması içinde bir neden olması gerekiyor.  

Yurtdışında her şehirde Amerika’da, Avrupa da her şehirde iş alanlarının iş merkezlerinin plazaların olduğu bir bölüm arkasında da konutların olduğu bir bölüm vardır. Keçiören’de plaza diyebileceğimiz yerler yok. Saysanız on tane avukatlık bürosu vardır. Neden 100 tane avukat bürosu Keçiören de olmasın. O kaliteyi yakaladıktan sonra sen o hizmeti insanlara sunduktan sonra avukat neden olmasın. Artık adliyeye ulaşım da zor değil. Eskidenmiş o adliyenin yanında büro tutmak. İnsanlar hem kendi konforunu hem de müvekkilinin konforunu düşünüyor. Bu sadece avukatlar için değil mesela diş hekimleri de öyle. Nitelikli olanı düşünüyor dolayısıyla otoparkı olan daha kaliteli ofisler olsa Keçiören’de de tutacak. 

Biz bu ilçeyi cazibe merkezi haline getirmezsek Keçiören sadece akşamları insanların gidip yatıp sabahları tekrar Kızılay’a Çayyolu’na işe geldiği bir yer olur. Nasıl geliştireceğiz. Mesela üniversitemiz yok. Ben çok önemsiyorum. 5 yıldır söylüyorum Neden Keçiören Üniversitesi neden olmaz. Türkiye’nin en büyük ilçesi diyoruz Keçiören Üniversitesi adı altında mutlaka bir üniversitemizin olması lazım.

Özellikle bayanların ekonomiye ve üretime katılması noktasında çok klasik bir manada kadınlara istihdam sağlayacağız demiyoruz öyle bir şey yok. Ev hanımı olsun gene çocuğunun başında olsun. Üretime katkı sağlayabilecek projelerin üretilmesi lazım. Dolayısıyla herkesi bir şekilde o sinerjinin o atmosferin içine dâhil etmek lazım.

Spor ile alakalı maalesef benim istediğim düzeyde değil. Sporu, sporun her alanını çok severim. Tekvando Federasyonunda Yönetim Kurulu üyesiyim. Sporun bütçeden daha fazla yer alması gerektiğini ve bunu yapmış olmak için değil sporla gerçekten ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyorum. Her belediyenin bir kulübü var bir takım kuruyor iki tane güreşçi veya tekvandocu var. Böyle değil bunu dert edinecek daha lokal çözümler üretecek. Örneğin, On beş yirmi tane kendi çapında hizmet veren spor okulları var. Bunlar kendi yağında kavrulan elli, yüz tane öğrencisi olan ve onlardan aldığı 50, 100 TL ile ayakta kalmaya çalışan insanlar var. Bu insanlara sadece ekonomik yönüyle bakmıyorum ki bu insanların çocuğu sosyalleştirmesinden ve kötü alışkanlıklardan koruması açısından bakıyorum. Bu işi gerçekten dert edinen gerçekten seven ve tabiri caizse insanları kullanarak yapabiliriz. Nasıl kullanarak? Spor kulübüne bağış olarak aktardığımız bütçenin belki de yarısı ile bu spor okullarının bir kısmını desteklersek, onlara fiziksel imkânlar sağlarsak, bir takım saha kullanımı forma vs. gibi, belediye destekli tabelası gibi.  Bazı büyük spor kulüpleri ile kontak sağlayıp mesela bir spor okulu açarsınız kimse gelmez ama bir Galatasaray Spor Okulu açarsanız herkes gelir. Her insanın böyle bir ulaşım şansı yok. 20 tane spor hocası alsanız bunlara hizmet alım yoluyla onlara bu desteği verip her bir mahallede bu tip çalışmaların yapılmasını sağlasanız çok daha iyi olur diye düşünüyorum. Avrupa’da yaya ulaşım mesafesinde yüzme havuzları vardır. Hiç kimse yüzme havuzuna gitmek için büyük bir çaba sarf etmez. Mahallesinde yakın bir yerlerde vardır. Biz ne yapıyoruz çok büyük bir aile yaşam merkezi kuruyoruz ondan sonra servislerle insanları oraya taşıyoruz. Hâlbuki butik 2,3 mahallenin ortasında herkesin kolay ulaşabileceği küçük salonlar yüzme havuzları yapılsa daha iyi olur.  450 bin kayıtlı, lisanlı tekvandocu var. Türkiye’de inanılmaz bir rakam. Aileleri ile birlikte bunlar bir buçuk milyon eder. Toplasanız belki 3 tane 5 tane salon var. Olimpik bir spor ve her sene az çok bu imkânsızlıkların içerisinde dünya şampiyonu çıkarıyor. Caminin altında spor salonumuz var. Olur mu? Yazın gittiğimde gömleği bile çıkartacak halde sıcaktı. Bu çocuklar burada spor yapabilir mi? Bakıyorsunuz Kore de adamlar spor köyü kurmuş. İnanın öyle istiyorum ki, öyle bir spor köyü oluşturayım ki bütün federasyonların hizmet binaları orada olsun. Ortak üç dört tane salon yapalım. Tekvandocusu ayrı kullansın, Karatecisi ayrı kullansın, güreşçisi, jimnastikçisi ayrı kullansın. Bir spor köyü hayal edin 3,4 tane de spor salonu olduğunu düşünün. Aynı zamanda misafirhaneleri olduğunu, küçük turnuvaların orada yapıldığını düşünün. Bu Keçiören’de var mı?

Bunları birazda federasyonun, sporun içinde de olduğumuz için söylüyorum. İnsanlar ne istiyor biliyor musunuz. Birçoğu şimdi Kızılay’da apartman dairelerindeler. Bizim Tekvando Federasyonu Kızılay’da şu an bulunduğumuz yerin az ilerisindeydi. Bir apartman dairesinde federasyon olur mu? Altında konferans salonu olacak sonra butik şeklinde salonlar olacak ki belki çocuk antreman yapacak orada. Dünya şampiyonu çocuk dağda koşarak şampiyon oluyor bizde. Amatör sporlara mutlaka ve mutlaka bu noktada eğilmek gerektiğini düşünüyorum. Sizin bir Türkiye Ligi şampiyonu çıkarabilmeniz için 16 tane çok başarılı yetenekli futbolcu bulacaksın. Bunların başına da çok yetenekli bir hoca koyacaksın. O hoca da bu takımı şampiyon yapacak. Ama bunun yerine 3 dalda çok başarılı olacağı ihtimali olan çocuğa yatırım yapsan yüzde bir maliyetle çok ciddi bir başarı elde edebilirsin. Az maliyetle yüksek getiri sağlamamız lazım. Belki çok kapitalist bakıyorsunuz diyeceksiniz ama bu sporda da, sanatta da böyle. Bunlar olmayacak şeyler değil. Biz metropol bir ilçeyiz Ankara’nın en büyük ilçesiyiz.

Bana zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.

Bende teşekkür ederim

 

 

 

Röportaj Tuğba Köşebaş