Bugüne kadar birçok başarıya imza atan, genç, dinamik ve girişimci bir ruhla üreten ve paylaşan, samimiyetiyle, içtenliği ile fark yaratan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut ile makamında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.  

Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut kimdir? Sizi biraz tanıyabilir miyiz?

1975 yılı Malatya Pütürge doğumluyum. Üç çocuk annesiyim. 2005 -2007 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi I. Dönem Koordinatörlüğü, 2007-2008 TOTM kalite Temsilciliği, 2007-2008 TOTM Muayene Komisyon Başkanlığı, 2008-2010 TOTM Kalite Konsey Başkanlığı, 2008- 2012 Tıp Fakültesi Yönetim Kurulu Üyesi, 2008- 2012 Sağlık Hizmetleri MYO Müdürü olmak üzere idari görevlerde bulundum. Ayrıca 2006 yılında Malatya Beyazay kurucu Şube başkanlığı, 2015 yılı Malatya KADEM kurucu temsilciliği, Türk Biyokimya derneği, Uluslararası Klinik Kimya derneği halkla ilişkiler Türkiye temsilcisi, olmak üzere sivil toplum kuruluşları çalışmalarımız oldu. Aynı zamanda Yüksek Öğretim Kurulu kalite kurulu takım başkanlığı, 2017 den beri; Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi kaliteden sorumlu rektör danışmanlığı ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Biyokimya öğretim üyesi olarak görevlerimi yürütmeye devam etmekteyim. 2018 Ocak ayından beri  de naçizane Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı olarak devam etmekteyim.

Biyokimya deyince işin içerisinde biyokimyasal olguların olduğu; Alanda 90 uluslararası akademik yayına ve toplam 300’e yakın akademik konferans ve bildiri sunum ve yayınlarımız oldu. Antioksidanlarla ve kanser ile uğraşırken de hani Newton’un yer çekimi kanunu gibi tesadüfen elmanın başına düşmesi ile işte bu tarz düşüncelerin uyandığı bir bilim kadınıyım. Aynı zamanda sivil toplum olsun akademik anlamda olsun birçok çalışmalara devam etmekteyim.

Kalite alanında yapmış olduğunuz birçok çalışmanız var. Bu çalışmalarınız hakkında da bilgi verir misiniz?

20 yıla yakın bir süre Malatya İnönü Üniversitesinde kalite akreditasyon alanında ve yükseköğretim kurumu alanında çalışmalarımız oldu. Bizim için kalite olmazsa olmazımızdır. Kalite standartlarının sürecinde hem üniversitede hem hastane yönetiminde hem de laboratuvar yönetiminde standartlara uyum mekanizması önceliği ile çalıştık.

Bu esnada Malatya Kayısısı ve Acı Kayısı Çekirdeği çalışmalarınız da oldu.

Evet. Diğer taraftan da sadece tadı güzel olan bir yiyecek olmasından ziyade Allah-ü Teâlâ’nın bize vermiş olduğu bir hurma, bir incir gibi Malatya Kayısısının da bizlere bir hediye olduğunu düşünüyorum. Belki Malatyalı oluşumuz vesilesi ile kayısı üzerinde birçok çalışmalar yaptık. Tabi sadece kayısı değil onun yanı sıra resveratrol, melatonin ve kuarsetin dediğimiz yeri geldiğinde acı kayısı çekirdeğinin içerisinde bulunan amigdalin dediğimiz birçok bu tarz antioksidan, E vitamini, selenyum ve anti-aging gibi çalışmalarımızda oldu. Antioksidan deyince biraz bilimsel açıklama yapmak isterim. Vücudumuzda bizi strese sokan birçok molekül var. Bu stres molekülleri bizim kendi içimizde kimi zaman faydalı kimi zaman büyüyüp zararlı hale gelebilecek düzeye geliyor. Hani bir söz vardır azı karar fazlası zarar. İşte bu stres molekülleri azken hiçbir sıkıntı yok. Hatta Allah-ü Teâlâ bize öyle güzel antioksidan enzimler vermiş ki o stresleri bu antioksidan enzimlerle yok ediyoruz. Mesela bir hastalık durumu gelişirse, moralimiz bozuk ise yok edemeyecek durumda oluyoruz. Dikkat edin moraliniz bozuk olduğunda kendinizi hep hastaymış gibi hissedersiniz veya gripseniz moraliniz bozuk olur ya da kendinizi kötü hissedersiniz ve dışarıya çıkmak bile istemezsiniz. Bir yerde vücudumuz yani bağışıklık sistemimiz zayıflamış oluyor. Bu zayıflama etkisi vesilesi ile de Allah-ü Teâlâ’nın bize bahşetmiş olduğu enzimler bir nevi çalışamamış oluyor veya az geliyor. Bizde diyoruz ki acaba Allah’ın bize lütfettiği hangi meyve, sebze ve gıdalarda acaba bunlar varda bu tür durumlarda bu besinlerden hangisi bağışıklık sistemimizi tamir edebilir ya da destek olabilir. Bununla ilgili birçok araştırma yaptık. Benim yüze yakın indexli denilen yani uluslararası birçok kaliteli dergiler tarafından refere edilen, alınıp ta kaynak gösterilen makalelerim var.  Ayrıca bu çalışmaların Türkiye de yapıldıktan sonra yurtdışına ne kadar tanıtıldığı da önemli.  Dolayısıyla birçok uluslararası kongrelere gittik. Bu kongrelerde kayısıyı ve çalışmalarımızı anlattık. Mesela geçen sene İtalya da Bolonya Üniversitesine gittik. Bolonya da doktora derslerine girdik. Yine Modena Üniversitesinde araştırmalar yaptık.

Ocak 2018’de Yıldırım Beyazıt Üniversitesine dekan olarak atandınız. 7 ay gibi kısa bir sürede Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde sizinle birlikte neler değişti, neler güzelleşti?

Estağfurullah. Öncelikle güzele güzellik katmak biz insanların yapması gereken en önemli süreçlerdir. Diyorum ya var olan nimetlerin üzerine siz güzel tohumlar ekebiliyorsanız o toprak var. Onu yeşertebiliyorsanız mutlusunuz. Görevden öte belki de bir meslek aşkı diyelim. Yaptığınız işin en güzel şekilde olmasını istiyorsunuz.

Fakültemizde hemşirelik, sosyal hizmet, spor bilimleri, fizyoterapi, beslenme ve diyabetik, odyoloji, sağlık yönetimi, çocuk gelişimi bölümleri bulunmakta. Bunlarla ilgili de en önemli en çok dikkat çeken tezli yüksek lisans alanlarından aile ve evlilik danışmanlığı bölümümüz, mesela bugün yaklaşık 60 başvuru oldu. Yine beden eğitimi ve spor tezli yüksek lisans programı, gerentoloji hemşireliği, klinik odaklı sosyal hizmet doktora programı gibi birçok alanda da yine beslenme ve ağırlık yönetimi tezli ve tezsiz yüksek lisansı gibi programlarımızda bulunmakta. Bunlardan en ilgi çekici olan ülkemizde ilk defa açılacak olan YÖK’ten de yeni onayı gelen “Tıbbi Bakım Hizmetleri” kapsamında Palyatif Bakım hizmetlerini Hemşirelik Anabilim dalı altında; tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarımız Sağlık Bilimleri Enstitüsü bünyesinde açılmış olup bu kapsamda mezunlarımız Türkiye’de ve dünyada çok önemli olan Palyatif bakım konusunda lisansüstü eğitimler verebilecek. Haftada bir Üniversitemiz de ve fakültemizde “TT (Think Together) days ” Yani birlikte düşünelim birlikte konuşalım günleri dediğimiz etkinlikleri yaptık. Bu etkinlikler kapsamında STK, bürokrat, öğrenci ve akademisyenleri Rektörümüz Prof. Dr. Metin Doğan’ında katıldığı ve desteklediği buluşmaları yaptık. Bunun dışında en önemli yaptığımız çalışmalardan biri kalite alanında yapılan çalışmaların belki de focuslanması bir yere odaklanması çok önemlidir. Bu alanda yapılan çalışmaların odak noktasının yaygınlaştırılması çok önemlidir. Bizde bunu yapmaya çalışıyoruz. Mesela şu anda anket sonuçlarımızı paylaşayım sizlerle. Yaklaşık yüzde 80 civarı memnuniyet oranımız var. Akademik idare anket sonuçlarına bakıldığında oldukça yüksek oranlardadır. Akademik personelin oranı yüzde 73’ler de. Öğrenci memnuniyet oranımız da yüzde 72’ler de görünmekte. Toplam 84 öğretim üyemiz var. Bunlar içerisinde öğretim görevlilerimiz, araştırma görevlilerimiz de bulunmakta. Kadınlar çoğunlukta dedik. Yaklaşık yüzde 80’i hemşirelik ana bilim dalında. Böyle olunca Ankara KADEM temsilcimiz aynı zamanda Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanımız Zehra Zümrüt Selçuk hanımın da konuk olduğu, MEYAD Derneğinin (Mobing Eğitim ve Araştırma Derneği)’de katıldığı “Çalışma Hayatında Kadın ve Mobing” paneli düzenledik. Yaklaşık 1000 kişilik bir katılım oldu ve oldukça da fazla tutuldu. Çünkü focus demiştim, özel konuşmalar özel noktalar çok ayrı dikkat çekiyor.

Örneğin Yükseköğretimde kalite çalışmaları sırasında YÖK’ün akreditasyon çalışmaları esnasında bir panel yaptık. Bende takım başkanı görevindeyim. İşte geliyoruz gidiyoruz az çok bazı şeyleri daha net görebiliyorsunuz. Bu bağlamda hem içerden bakış açısı hem dışardan bakış açısı olarak gördüğünüzde farklı oluyor. Sayın rektörümüzle beraber, onunda rektör danışmanlığını da yaptım bu süreç içerisinde, yaklaşık 1,5 yıl kalite ile ilgili çalışmaları yaptık. Tüm üniversite çapında 40 kişiye hem akreditasyon sistemlerinde hem de ISO 9001-2015 eğitimlerini aldırdık. Bunlarla ilgili anketleri sürekli yapıyoruz. Belki de birçok yerde birlikte kullanılması zor olan özellikle risk yönetimini aktif olarak çalıştırıyoruz. Mesela kalitedeki memnuniyet ile ilgili anketler yapıldı.  Orada risk oluşturacak bir durum var ise bununla ilgili rektör hocaya ya da yöneticilere alert verecek ve bununla ilgili acil önlem alınması gerekiyorsa bu konularda da kalite çalışmalarını geliştirdik.

Yine bunun dışında öğrenme ve eğitim ile ilgili biraz daha destek olsun ve sevilen bir hoca olsun diye de Ziya Selçuk hocayı şu an ki Milli Eğitim Bakanımızı davet ettik. O da sağ olsun bizi kırmadı geldi. Burada öğrencilere çok keyifli, çok güzel bir konferans verdi. Öğrenciler hem sevdi, hem güldü, hem de böyle bir hocanın bize sunum yapıyor olmasından gurur duydu. Birçok öğrencimiz sosyal medya hesaplarından ‘hocam böyle bir fırsatı bize sunduğunuz için size çok teşekkür ederiz’ diye paylaşımlarda bulunmuşlardı. Bu tür etkinlikler gençlere moral veriyor, onları motive ediyor.

Bu bağlamda ‘Sağlıklı Yaşam Akademisi’ isimli bir proje gerçekleştirmek üzere çalışma yaptık. Bizde bulunan fizyoterapi, spor bilimleri, hemşirelik, sağlık yönetimi, odyoloji gibi alanlarla ilgili projeler yapmaya çalıştık. Amacımız biraz önce size bahsettiğim bu stres vardı ya işte o stresi acaba manuel terapi ve fizyoterapi ile engelleyebilir miyiz diye düşündük. Engellenmesi sürecinde biz akademik olarak mesela Sağlık Bakanlığının halk sağlığı genel müdürlüğü ile görüşmelerde bulunduk. Sağlıklı yaşam, hayat merkezlerine destek verebilir miyiz ile ilgili görüşmelerimiz oldu. Bunun dışında Sağlık Bakanlığı ile projeler anlamında, akademik anlamda ve birlikte ortak çalışmalar yapma anlamında desteklerimiz olması ile ilgili bir takım görüşmelerimiz oldu.

Yine Spor Bilimleri bölümümüz Genel müdürü Sayın Veli Serkan Kolat beyi misafir ettik. Sporda Yönetim ve Organizasyon Konferansı ve yine Cumhurbaşkanı danışmanı Fizyoterapisti Ahmet Çotuk beyefendiyi özellikle Fizyoterapi öğrencilerimizle buluşturup alansal sorunları dile getirmelerini sağladık. Hem öğrencilerimiz; hem akademisyenlerimiz karşılıklı konuşma ve sorunlarını anlatma fırsatı bulmuş oldular.

Kurumsallaşma sizin deyiminizle “Özdeşleşme” bir üniversite için çok önemli. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?

Kalite bir nevi kurumsallaşmanın standartlaştırılmış halidir. Standartlar serisi olarak yazılı bazen de sözlüdür. Biz kurumsal olarak hangi kural ve kaidelere bağlıyız, bununla ilgili neler yapıyoruz ve neler yapmalıyızı kendimiz belirlemeliyiz. Üniversitemizin girişinde kalite çalışmaları esnasında çıkardığımız kalite politikamız ve standartlarımız var. Bizim öz görüşümüzde uluslararasılaşma alanında ön sıralarda olabilme özelliğine sahip olmamız. Hatta uluslararası öğrenci sayımız rektörümüzde çok övünerek söyler yüzde onlardadır. Hedefimiz de yüzde yirmi beş. Bu hedefi rektör hocamız, senato ve kalite kurulu ile birlikte belirliyoruz.  Biz bu kurumsal hedefi koyduğumuz için tüm fakültelerimiz, tüm birimlerimiz de bu alanda çalışmalar yapıyor. Mesela diyoruz ki, bizim hedefimiz araştırma odaklı üniversite. Araştırma için neler yapıyoruz? Diğer taraftan araştırma laboratuvarından çıkan sonuçların akademik anlamda yaygınlaştırılması, yarına çevrilmesi gibi birçok aktif süreçleri var bunları da özümsemek lazım. Bunları kendi kuralın kaiden nasıl ekmek yemek, su içmekse bunlar gibi eğer akademik kariyer yapacaksanız uluslararası yayın yapmak zorundasınız. Akademik anlamda Uluslararası kariyer yapmazsanız ayakta duruşunuz bir kere geçerliliğiniz olmuyor. Profesör oldum deyip kitapları bir tarafa atmamak aksine daha çok çalışmak gerekli. Mesela ben hala kendi alanımda okurum. Bunları yazarken açıp okumak bir tarafa diğer taraftan da kâğıda dökmeye ve bir şeyler üretmeye başlıyorsunuz. Ürettiğinizi yazıyorsunuz ve bunlardan faydalanılmasını sağlıyorsunuz. Çünkü bizden sonraki nesil bunları kullanarak yeni araştırmalar, yeni çalışmalar, tezler çalışsın diye. Şimdi yeni neslin birçok güzellikleri ve kolaylıkları var. Bir tık la her şeye ulaşabiliyorlar. Bizler bu kadar bir tıkla her şeye ulaşamıyorduk. Hayatlar kolaylaştıkça belki de gençlerimiz bu anlamda biraz daha kolaya alışıyor. Ve onları biraz zorlamamız lazım. Gençlerimizi biraz kitap okumaya yönlendirmek gerekiyor. Hem kurumsallık anlamında, hem üniversite vizyonunu bir yerlere taşımak anlamında, öğrencileri ve öğretim üyelerini desteklemek anlamında iyi olur diye düşünüyorum.

Geleneksel Tamamlayıcı Tıp Kongresinde; sizin çalışmalarınız yer aldı mı?

Orada da acı kayısı çekirdeği ile ilgili, kanserle ilgili bir buluşumuz var. Çin de acı kayısı çekirdeği yağını dize, diz eklemlerine ağrı kesici olarak kullanmışlar. İçindeki amigdalin maddesinin ağrı kesici etkisi ile eklemlerde yürümeyi kolaylaştırdığına dair makale okuyunca ben bunun etkisi acaba nasıldır deyip Türkiye de çalışmasını yapayım dedim ve Malatya’da yaptım. Orada ki spor bilimlerinden hocalarla birlikte 30 kadın 30 erkek olmak üzere gruplandırdık. Bir gruba sadece egzersiz yaptırdık, diğer gruba da egzersiz sonrası acı kayısı çekirdeği yağı masajı yaptırdık. Aradaki farkı görmek için başka bir gruba da sadece başka bir yağ ile yaptırdık. Sonuçlarımızda uluslararası dergilerde yayınlandı. Hatta ilginç bir vaka da olmuştur. Bir anti-aging kongresinde bunun sunumunu yaparken dedim ki vakalardan biride gebe kaldı bizde onu çıkarmak durumunda kaldık makale metot da. Orada İtalya’dan bir dergi editörü vardı ve dedi ki çok ilginç bunu case olarak yayınlamanız lazım. Kadın doğumcularda bu süreçte hem gebelik sürecinin hazırlanmasında rahatlamanın etkileri anlamında diğer taraftan da erken menopoza girmenin belirtilerini engelleme bağlamında pozitif etkisi olduğunu belirttiler. Bizde daha sonraki yaptığımız çalışmalarda bunu destekledik. Diğer taraftan acı kayısı çekirdeği ekstresinin kanser üzerine etkileri ile birçok uluslararası kongrede sunum yaptık. Bununla ilgilide yaptığımız çalışmalardan çıkan sonuçlarda acı kayısı çekirdeğini özellikle yedirdiğimizde çok güzel pozitif sonuçlar çıktı. Yani iyileştirici hatta kanser hücrelerini öldürücü etkileri ortaya çıktı. Bunun üzerine hemen dedik ki madem öyle bir amidderin maddesi var birde bu var. Acaba aradaki fark nedir. Bir şey yedirdiğinizde o etken maddeyi vücut aldığında sadece etken madde olarak düşünmemek lazım. Komple yediğinizde içindeki birçok maddenin de pozitif etkisi olabileceğini görüp başka çalışmalara, projelere de imza atmak için hazırlıklar yapmak gerekiyor.  Hem tarımsal anlamda, hem de akademik ve bilimsel anlamda yaptığımız çalışmaların yayına dönüşmesinden tutun da bunların kitaplaşması, kitabi bilgi olması, topluma faydası olmalı.  Toplumsal olarak ben bunu yediğimde şurama iyi gelirden ziyade ben bunu yediğimde yarın öbür gün ben bunu yediğimde olası olacak hastalığı önlemesi anlamında bir nevi koruma anlamında bizim beslenmemiz gerekiyor. Küçük zararlı molekülleri zararlı olmaktan koruyan o enzimleri besleyen maddeleri almamız gerekiyor. Bu maddelerde yediğimiz doğal yiyeceklerden geliyor. Aldığımız besinleri faydalı hale getirecek yiyecekleri daha fazla tüketmemiz gerekiyor. Tereyağı faydalı deyip tereyağını tüketmek yerine bir miktar tereyağını buğday ekmeğine sürüp yemeği öneririm.

Konuşmamızın en başında kendimizi mutsuz hissettiğimiz zaman tüketebileceğimiz bazı ürünlerin olduğundan bahsettiniz. Bunlar nelerdir?

Mesela üzüm ve üzüm çekirdeği mutlu eder. İçinde kateşin denen maddeler var onların da resveratrol denen üzümün içerisindeki antioksidan etkisi çok önemlidir. Pekmezde antioksidan etkisi çok fazladır. Mutluluk deyince reyhan çayı özellikle etkilidir. Hatta reyhan çayının tarifini de vermek isterim ilk defa burada vereceğim. Reyhan bitkisini alıyorsunuz. Reyhan Fesleğenin mor halidir. Onu sıcak suyun içerisine kuru da olur yaşta olur koyuyorsunuz 1-2 dakika demleniyor. Demlendikten sonra içerisine 1-2 damla limon sıkıyorsunuz ve rengi mordan pembeye dönüyor. Çok tatlı bir pembe oluyor. Ondan sonra onu ister soğuk şerbet olarak yani şekerini kendinize göre ayarlıyorsunuz. İster içine şekersiz ürünler olan tatlandırıcı bitkisel tatlandırıcı da atabilirsiniz veya pekmeze güveniyorsanız pekmez ilave edebilirsiniz. Ben bunu ramazanda ramazan şerbeti olarak ta çok yapıyorum. Hem relax ediyor hem de yemekten sonra sindirimi kolaylaştırıcı etkisi oluyor. Ve çok ta rahatlatıyor. Bu benim çok tavsiye ettiğim bir çay ve hatta bende sindirimi kolaylaştırsın diye kullandığım bir ürün.

2018 GETAT Kongresinde Kanser hastalığına yaklaşım ile ilgili bir sunum gerçekleştirdiniz. Bu sunumda özellikle hangi başlıkları vurguladınız hangi başlıkların altını çizdiniz?

Öncelikle bu soruyu sorduğunuz için teşekkür ediyorum. GETAT Kongresi Sağlık Bakanlığı’nın düzenlediği Cumhurbaşkanlığı himayesinde bir kongre idi. Ben de orada olmaktan onur duydum. Kıymetli Emine Erdoğan hanımefendi bu konuya gerçekten bizzat hamiliğini yaptı. Bu tür çalışmalara da gerçekten önem verdi ve onun sayesinde de tarımsal alanda tohumun genetiğinin değiştirilmemesi ile ilgili birçok çalışma ve proje başlattı. Bu anlamda benim anlatmış olduğum sunumda da kanserin bir nevi önlenmesi,  geçmişten beri ta Kuran-ı Kerim’de yazan hadis ve ayetlerle desteklenen, diğer taraftan daha sonra ki süreçlerde de bizlerin anne babalarımızın bize tavsiye edipte ya o zamanlar burun kıvırdığımız gıdaların şimdi faydalı olduğunu anlattım. Geleneksel ana baba, ata dede gıdalarının ve tedavi yöntemlerinin bir nevi artık Sağlık Bakanlığı tarafında da tanınıyor ve kullanılıyor olması bizler için gurur vericidir. Türkiye içinde gurur vericidir. Çine gidiyorsunuz ayur veda adı altında kullanıyorlar. Başka ülkeye gidiyorsunuz her yerde bununla ilgili değişik teknikler var. İnanmaktan geliyor her şey. Yani bir şeye inanırsanız, bazı şeyleri kafanıza koyarsanız gerçekleştiriyorsunuz. Bu bağlamda da mesela Kuran-ı Kerim de geçen incirin birçok hastalığın tedavisinde kullanılan bir cennet meyvesi olduğu, yine zeytinin ve hurmanın aynı şekilde olması. Bunlardan yola çıktığımızda bizler de bilim insanı olarak bu tür çalışmalarla destek vermeliyiz. Bizim için bulacağımız en önemli ilaçlar, moleküller, tedavi yöntemleri ancak bu şekilde başarılı olur.

Türkiye Beyazay Derneği’nin Malatya Şubesi’nin Kurucu Başkanlığını yaptınız. Buradaki çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?

Malatya’da Beyazay Derneğini kurdum. Bir derneği ya da bir şeyi kurduğunuz zaman o sizin çocuğunuz gibi oluyor. Benim için de orası öyle ve hala değerlidir. Orada birçok çalışma yaptık. İŞKUR projeleri yaptık, bilgisayarı öğrettik. Görme engellilere hani engellilerin engelsiz spor alanında yapacağı çalışmalara hocalarla destek olduk. Moral verdik, motive ettik. Görme Engelli Okulu açılması için o zaman Öznur Hanımın desteğini de alarak Sayın Cumhurbaşkanımıza projeyi çıkardık. Malatya da şimdi bir okul açılıyor onunla ilgili projeleri var. O derneğin başkanı iken gitmiştik Sayın Cumhurbaşkanımıza ve o da talimat vermişti. Bu okul şu an yapılıyor Malatya da.

Bugüne kadar iki kitabınız yayınlandı. Biri “Yasamın Biyokimyasal Sırları” diğeri de “Yaşamdan Sağlık İksirleri”. Yaşamdan Sağlık İksirleri kitabınızdan biraz bahsettik ama yine de eklemek istediğiniz bir şey var mı?

İlk kitabım biraz daha bilimsel, daha çok derse, öğrencilerime yönelikti biraz daha molekül düzeyindeydi. İkinci kitabım biraz daha makro düzeyde. Tabi bunun içinde de bilimsel konular var ama herkesin okuyabileceği bir içerikle paylaştım. Doğru bilinen yanlışları ya da doğru bilinen yanlışları incelemeye anlatmaya yönelik bir kitap oldu. Ayrıca bir bölgenin yöresel ürününün faydaları ile ilgili çalışmalar yapıp bunu dünyaya tanıtmak lazım. Bu Ankara’dan tutun Türkiye’nin hangi noktasına giderseniz gidin bizim gerçekten cennet vatanımıza çok büyük borcumuz var. Şehit yakınlarımıza çok borcumuz var bu borcu ancak bunlarla ödeyebiliriz. Bu kitabında gelirlerini şehit yakınları ve gaziler vakfına bağışladık. Bu yaptıklarımız bir nevi oraya ulaştıysa ne mutlu bize diyoruz.

Çok yönlüsünüz ve bugüne kadar birçok başarıya imza atmışsınız. Kadınlara yönelik bir çok çalışmanız oldu. Kadınlarımıza özellikle iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Çok yaygın ve güzel bir cümle söylemek isterim. Her şeyden önce cesur, dirayetli, güçlü ve mutlu olan bir kadın toplumu ve ailesini mutlu eder. Eğer siz güçlüyseniz, dirayetliyseniz, ayakta dik durabiliyorsanız ve ya sorunlar karşısında yılmıyorsanız mücadeleye devam ediyorsanız işte o zaman başarılı oluyorsunuz. Noktanız ne olursa olsun Dale Carnegie’nin bir sözü vardır. “Şurada bir çam olamıyorsanız eğer şurada bir çalı olun ama en iyi çalı sız olun.” Bulunduğunuz alanda her ne olursanız olun en iyisini yaptığınız zaman başarılı oluyorsunuz. En iyisini yapmak için mücadele edin.

Röportaj Tuğba Köşebaş

@tkosebas