Dr. Muharrem AVCI

Kıymetli Başkent Postası okuyucularımız, öncelikle hepinizi en derin muhabbetlerimizle selamlıyor ve saygılar sunuyoruz.  Her ne kadar bu süreçte büyük sıkıntılar yaşamış olsak da,  bunlar için;  bizim pozitif bakma anlayışımızı şekillendiren Cennet mekân Mehmet Feyzi Efendinin feyizlerinden esinlenerek,“Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket edelim.” diyoruz.

 Temmuz sayımızda önce, dikiz aynasına göz atıp sonra yeni bir rotadan yolumuza devam etmeyi düşünüyoruz, inşallah.

Nisan-2021’den beri Başkent Postamızda, memleket sevdasıyla harmanlanmış turizm üzerine yazılar yazmışız; bir yandan, şahsımız bir yandan da kıymetli meslektaşlarım Doç. Dr. Aydoğan Aydoğdu ve Dr. Öğretim Üyesi Hakkı Çılgınoğlu Hocalarımız, marka değerleri ve Kastamonu ilinin kültür ve turizm çekim unsurları üzerine duygu ve düşüncelerini dile getirmişler. Özellikle belirtmek isteriz ki yazılarımızla ilgili mükemmel geri bildirimler aldık okuyucularımızdan. Kendilerine içten teşekkürlerimizi sunuyoruz. İnşallah bu ilgi daha da artar, akademisyen arkadaşlarımızın pek çoğu da gazetemizle buluşur.

Bu sayıyla ilgili yazımızı tasarlarken, arşivimizde 2005 yılında Editörlüğünü yaptığımız Kastamonu’dan Yeni Çizgi adlı mevsimlik dergi elimize geçmişti. Derginin Kış sayısıydı. “Üniversiteye Giden Yol” konusunda bir dosya oluşturmuşuz. Bu dosyada, Gazi Üniversitesi’ne bağlı 5 birim ( 3 Fakülte, 2 Yüksekokul) ve Ankara Üniversitesi’ne ait 1 birim ( Kastamonu MYO)  yönetici ve temsilcileriyle (Dekanları, Yüksekokul Müdürleri ve Öğrenci Temsilcileri)  röportajlar ile “Üniversite ve Turizm” konulu bir yazımız yer almıştı.

Nasılda heyecanlanmıştık Kastamonu’da Üniversite kurulacak diye…  İlgili makamlara bilgi notu olarak ulaştırılmak ve şehri üniversiteye hazırlamak için ne çapalar sarf etmiştik…

Nihayetinde, yaklaşık bir yıl sonra“ Kastamonu’nun Asırlık Hasreti Üniversite”  Kastamonu Üniversitesi adıyla 01. Mart. 2006’da resmen kurulmuştu.

Günümüzdeki duruma göz attığımızda şaşırmamak mümkün değil…

2006-2021 Vay be… On beş yaşına girmiş Üniversitemiz, maşallah. Hara güreyle geçen on beş yıla rağmen müthiş bir gelişme var üniversitemizde, giderek daha da müesseseleşiyor…

Aslında bu sayı için ideal bir analiz yazısı olacaktı. Ama bir dost, yazıya göz attı ve ikinci bir davul faciası olmuşa benzer bir laf deyince, yazımızı geri çekmek zorunda kaldık.

İnşallah  onu da,vakti gelince tekrar gün yüzüne çıkarırız.

İleri geri laf etmeden; şu an Kastamonu Üniversitesi, 2018’in sonlarına doğru Bölgesel Kalkınmada Misyon Odaklı Üniversite olarak belirlenmiş; ihtisas alanı olarak da Ormancılık ve Tabiat Turizmi tespit edilmiştir.

Salgın esnasında üniversitemizde bir yandan uzaktan eğitim sürerken, öte yandan da Kastamonu ve çevresinin kalkınmasına ivme kazandıracak ormancılık ve doğa turizmine yönelik onlarca proje üretilmiştir.

Ormancılık Sempozyumunun ardından,  Tabiat Turizmi Sempozyumu da 16-18 Eylül 2021 tarihleri arasında yapılacaktır.

 Artık dijital çağı yaşıyoruz. Merak edenler, Kastamonu Üniversitesi’nin resmi web sayfasından, üniversitede ki gelişmeyi izleyebilirler.

 Umuyoruz ve inanıyoruz ki; önümüzde ki yıllar, araştırma açısından oldukça bakir olan Kastamonu’nun birbirinden ilginç araştırmalara tanık olacağı, yöre insanının sosyal yapısının iyileştirileceği anlamlı atılım yılları olacaktır. Daha net bir ifadeyle Kastamonu, üniversiteyle kucaklaşacak, üniversite de Kastamonu’yla buluşacaktır.

Neye niyet neye kısmetmiş; biz bu sayıda yazı başlığı olarak “ BİREYSEL GELİŞİM, TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM İÇİN DAVRANIŞLARIMIZDA DENGE-DÜZEN VE UYUM” u tercih etmiştik. Çünkü doğrudan turizm konularından biraz uzaklaşıp ilgi ve bilgimizi yansıtan, daha çok insan merkezli yazılara adım atalım istemiştik. Öte yandan bu husus, yıllardır verdiğimiz derslerin birikiminin bir senteziydi.

Aslında bilgi, elinde tutanın vermek, duyanında almak zorunda olduğu bir borç olup yaymak ve paylaşmak bir insanlık göreviydi.

 Bu sunumumuzu Başkent Postası okuyucularımızla da paylaşalım istemiştik. Ama kafamızı karıştıran arşivdeki bir dosya, aldı bizi ta! çok gerilere götürdü. Sağ olsun yazımıza göz atan dostumuz, bizi yine rotamıza yerleştirdi.

“Âlim ve arif bir yüce zat, bir gün talebeleriyle sohbet ediyor:

-  Evlatlar, gençliğimde çok azimli, çok heyecanlı, çok idealist bir insandım. Bu dinamizmimle, dünyayı değiştireceğime inandım. Başladım canla başla çalışmaya, gündüz gece demedim 50 yıl boyunca çapaladım. Sonra şöyle bir geriye baktım, dünyada değişen bir şey yok. Dedim dünyayı değiştiremedik, öyleyse ülkemizi düzeltelim. Tekrar sarıldık büyük bir gayretle, geriye dönüp baktığımızda yaş 70 olmuş, ülkede de değişen bir şey yok. Dünyayı düzeltemedik, ülkeyi de düzeltemedik bari ailemizi iyileştirelim. Döndük evimize, ama ne mümkün, herkes kendi âleminde… Anladık ki biz yanlış yerden başlamışız. Önce kendimizi keşfedip, ailemizi ve dostlarımızı yetiştirecek, ailemizle ve dostlarımızla birlikte ülkemizi geliştirecek, ülkemizle de dünyayı düzeltmeye talip olacaktık. Olmadı… Olmadı.”

 

Evet… Çok etkileyici… Sen bu öğütteki özü yaşayabildin mi? derseniz, maalesef…

Çünkü biz de âlim ve arif yüce zatın ömrü gibi kat ettik mesafeleri… Belki de daha çok verimsiz, ne diyelim…

Kıymetli bir yazarın eserinde dile getirdiği gibi; insanların hayat serüveninden haz duyması, mutlu olabilmesi ve gönlünce yaşayabilmesi için; kendi iç dünyasıyla, yakın ve uzak çevresiyle, sonra da toplumla huzur içinde olması, güzel, iyi, olumlu, sağlıklı ilişkiler kurup sürdürmesi gereklidir.

Budur işte “ Davranışlarda ki Denge-Düzen ve Uyum”

5(beş) var oluş boyutumuz, çok yönlü farklılığımız, davranış ve tavırlarımızda ki ruhsal hasarlarımız; ihtiras - kin - kıskançlık – kibir- inat… vb kişisel zafiyetlerimiz ile sadece kendimize yönelik menfaatler peşinde koşmak gibi eğilimlerden arınmaya çaba göstererek gelişip, gerçek bir samimiyete, haysiyetli ve huzurlu yaşamaya ulaşmaya yönelik bilgi birikimi için gayret etmek gerekmektedir.

 Dünya kurulduğundan bu yana, bütün ilim âleminin temel meselesi; İnsanı anlamak ve insanlığı geliştirmek olmuştur.

 Bilimler, çalışmalarını hep şu çerçevede sürdürmüşlerdir:

« Gelişim, Değişim ve Dönüşüm»

Özellikle Antropoloji, Sosyoloji ve Psikolojinin ana derdi, her daim; insanın davranışları, ilişkileri, iletişimi, değerleri, normları olmuştur. Bu beşeri bilimler, davranış bilimleri adı altında bir eğitim-öğretim çatısında toplanarak insanın hayat öğretisini oluşturmuşlardır.

Davranış bilimlerinin 5(beş) ana konusu vardır.

Bunlar:

a- insanların ihtiyaçları; fizyolojik, sosyolojik ve psikolojik

b- insan istek ve arzuları; fark edilme, kabul edilme, tanınma

c- insan davranışları ve bu davranışların neden ve sonuçları; motivasyon, ikna, tutum, ön yargı, empati… vb gibi

d- insan ilişkileri ve iletişim; duygular, uzlaşma, çatışma, iletişim

e- örgütsel yapı ve örgütsel davranışlar; örgütsel güven, etik, mobbing, strateji-stres-afet-kriz-zaman yönetimi

Bu başlıklar; insanların doğum, ölüm, değişme, gelişme, denge, düzen, uyum, farklılaşma, bireyleşme, toplumsallaşma… vb gibi doğal ve evrensel sorunlarını sorgulamaktadır.

Konularla ilgili olarak; insanın benzerlikleri ve farklılıkları biçiminde ilk çözümlemeyi yapmayı deneyelim.

TÜM İNSANLARDAKİ TEMEL ÖZELLİKLER

Tüm İnsanların Temel Gerçeği Benzerdir:

( Beşer olma/ İnanç ve ideal sahibi olma/ Sosyal bir miras içerisinde şekillenme)

Tüm İnsanların Temel Amacı:

(Yarına Kalmak: Sevdiklerimizle, Eserlerimizle, Mekânımızla, Toplumumuzla)

(Var olmak: Hayattan haz duymak, Mutlu olmak, doya doya yaşamak )

(Gelişmek ve Geliştirmek: Kendini, Çevresini, Toplumunu)

(Uzlaşmak ve Uyum sağlamak)

Tüm İnsanların Temel Duyguları:

(Sevgi ve saygıya dayalı Değerli Olma, Temel Güven, Yakınlık ve Dayanışma amaçlı Ait olma, Sorumluluk, Başarma, Mutluluk)

Tüm İnsanların Temel Özgürlüğü:

( Algılama ve Bilme Özgürlüğü, Düşünce/Düşünme Özgürlüğü, Duygularını İfade Etme Özgürlüğü, İsteme/Reddetme Özgürlüğü, Karar Verme Özgürlüğü, Kendi Olabilme, Özünü Gerçekleştirme Özgürlüğü)

    Davranış bilimleri öğretisine göre; insanların temel yapılarında sıralanan bu benzer özellikler, insanların 5(beş) varoluş boyutu ( varsın, teksin, doğalsın, yerin doldurulamaz, sevilmeye layıksın) ve tüm insanların hayat alanı (insanların ümitleri, insanların kuşkuları, arzuları, iş güvenliği beklentisi, dost edinmesi, çekici ve saygın olması ve gelişme çabası) her zaman ve her ortamda öncelikle dikkate alınmalıdır.

  Öte yandan her insanın farklılığı hususu da ciddi olarak önemsenmelidir.

EVET; İNSANLAR FARKLIDIR

• Farklı davranırlar

• Farklı düşünürler

• Farklı yaşarlar

• Farklı kararlar alırlar

• Farklı ilişkiler kurarlar

• Farklı algılarlar

• Farklı anlatırlar

• Farklı anlarlar

• Farklı duyguları vardır

• Farklı tepkiler verirler

• Farklı şekilde sorunlarını çözerler

• Farklı konuşurlar ve dinlerler

• Farklı korkuları, endişe ve kaygıları vardır.

Bütün bunlar, her insanın özgün yapısı olup önce birey, kendi farkını fark etmeli; sonra da ilişkiye girdiklerinin farklılığını değerlendirebilmelidir.

         Sonu sınırlı hayat serüveninde, bu denli farklı tavırlar içinde ki insana öğretilen yegâne yöntem ve taktikler ise bin yıllar boyunca hep şunlar olmuştur:

· Güçsüzlükte, boyun eğicilik: Aman Sus! Ses Çıkarma! Kaçma, Karışma, Konuşma.

·  Güçlülükte, hâkimiyet kurma öğretisi, güç zehirlenmesi: Gururunu, titrini, rütbeni, mevkiini koru; izzeti nefsini ayaklar altına aldırma; karşındaki zayıfsa bas üzerine geç, yoluna devam et…vs

 Oysa başarıya giden her şey, kendimizi tanımakla ve tutumumuzla başlıyor.

Kendimizde tanımamız gereken ilk güçlerimiz ise;

• Beden gücü,

• Akıl gücü,

• Sevgi gücü,

• Hayal gücü, olmalı ve sonra kişisel gelişimimizi, toplumsal uyumumuzu şekillendirmeliyiz.

 

BİREYSEL GELİŞİM

Önce kendini tanı sonra çevrendekilerle iletişime geç…

 Şu çok kolay sorularla başlamak lazım:

1-      Ben Kimim ?(İçe ve dışa dönük sorgulama):

KENDİNİ ARA

2- Hareket ve davranışlarımda diğerlerine göre farklılıklarım nelerdir?

FARKINI FARK ET

3- Beni ben yapan değerlerim, prensiplerim ve vazgeçilmezlerim neler?

TAVRINI, TARZINI BELİRLE

4- Gelişen veya gelişmesini istediğim özellikler hangileridir?

ÇİZGİN,SINIRLARIN,HEDEFLERİN NET OLSUN

HERŞEYİN SANA HAS, KENDİNE ÖZGÜ OLSUN

DAVRANIŞLARIN TAKLİT, DÜŞÜNCELERİN SATILIK, DEĞERLERİN

EMANET OLMASIN

KİŞİSEL BAŞARININ PÜF NOKTASI: KAZANAN TUTUM

Tutum; davranışla anlatılan ve içten gelen bir duygudur. Çoğunlukla vücut diliyle ve yüz ifadesiyle anlatılır, bulaşıcı olabilir. Tutumun 5(beş) önemli ilkesi vardır.

Tutumumuz, hayata nasıl yaklaştığımızı belirler « Oh, ne güzel bir sabaha uyandım diyen, güzellikleri yaşar.»

Tutumumuz insanlarla ilişkilerimizi belirler « İnsanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, onlara öyle davran.»

Çoğu kez, başarı ve başarısızlık arasındaki tek fark, tutumumuzdur. « Sabah gün aydınlanırken hapishanede uyanan iki mahkûm, parmaklıkların arasından bakıyor: biri; yerdeki çamuru, diğeri ise gökte yükselmekte güneşi, hala parlamakta olan ay ve yıldızları görüyor.»

 Bir işin başlangıcındaki tutumumuz, o işin sonucunu diğer her şeyden daha fazla etkileyecektir. « Yerlilerin yaşadığı yere ayakkabı satmaya giden iki satıcı, merkez bürolarına telgraf gönderiyorlar. Birincisi – Yarın eve dönüyorum, burada kimse ayakkabı giymiyor. İkinci satıcı ise – lütfen bana 10 bin ayakkabı daha gönderin, buradakilerin hepsine ayakkabı satmam gerek.»

 Tutumumuz, sorunlarımızı nimetlere dönüştürebilir « Hayat, bir bileği taşına benzer; bizi ezecek mi? Parlatacak mı? Bu bizim yapımıza bağlıdır.

Sonuç olarak; “kendini tanıma, huzurun ilk yasası olup insanın kıymeti, başka insanlara karşı takınmış olduğu tavırla ve topluluk hayatının gerekliliği olan iş bölümüne yaptığı katkı derecesiyle belirlenir” diyoruz.

Gelecek yazımızda toplumsal değişim ve dönüşüm üzerinde fikir jimnastiği yapmayı deneyeceğiz, inşallah.

Mübarek Kurban Bayramımızın Türk-İslam camiasına, hayırlara ve huzura vesile olmasını temenni ediyoruz, selam ve dua ile… Allah(C.C)’a emanet olunuz…