Milyonlarca insanın kurban edildiği Birinci Dünya Savaşı’nı Türkiye üç farklı kıtaya yayılan sekiz cephede yaklaşık bütün dünyaya karşı cephe almış durumda yürütecektir.  Mustafa Kemal Atatürk’ün komutanlık yaptığı ordunun Çanakkale Savaşındaki cansiperane gayreti sayesinde elde edilen başarıya rağmen 30 Ekim 1918 tarihinde yapılan Mondros Mütarekesi sonucunda Türkiye düşman güçler tarafından işgal edilmeye başlanacaktır. Kastamonu ise şanslıdır, bu kadim kent mütareke alanına girmeyen bir tür kurtarılmış bir bölgedir. İşte tam da bu stratajik konumu sayesinde Kastamonu öncelikle kadınlarının cesareti sayesinde Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında büyük bir rol oynayacaktır. 

19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal Atatürk’ün girişimiyle tüm yurtta milli mücadele başlamıştır.  Zaman Milli Mücadele zamanıdır. Tüm Anadolu Milli Mücadele etkinliklerinde tek yürek olmuştur. Kastamonu’da Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti kurulmuştur ve bu cemiyetin kadın kolları da çok kısa bir süre sonra faaliyete geçecek ve tarihi bir mitingi organize edeceklerdir. Böylece Anadolu’da işgal güçlerine karşı düzenlenen sayısız mitinge 10 Aralık 1919 tarihinde  kadınların kadınlar için yaptığı özel bir miting eklenecektir. Kastamonulu kadınlar bu tarihte işgal güçleri protesto etmek amacıyla Kız Muallim Okulu’nun bahçesinde o dönem için 3000 kişinin katıldığı devasa bir mitinge imza atacaklardır. Bununla da kalmayacaklar, işgal güçlerin devlet büyüklerine ve İngiltere kraliçesine telgraflar göndererek işgal güçlerini insanlığa davet edecekler ve işgal güçlerinin hakkaniyetli davranmaları için bu kişilere sesleneceklerdir.

1918 yılında başlayan Milli Mücadele ise farklı aşamalarla Cumhuriyetin kuruluşuna kadar

devam edecektir.  19 Mayıs 1919 tarihinde Milli Mücadele için Anadolu’ya geçen Mustafa Kemal Atatürk Milli Mücadele’yi büyük bir titizlikle organize edecek ve bunun için de günümüzde elektronik posta kullanımına benzer bir yöntemle telgrafı kullanacaktır. Anında nerede ne olup bitiyor telgrafla yurdun dört bir yanına ulaştırılacaktır.  Keza bu kentlere Kastamonu da dahildir.

Şimdi biraz ileriye gidelim ve Kurtuluş Savaşı’nda kadının gücünü görelim. Yurdun dört bir yanında en az bir yakınını şehit vermiş olan kadınlara Milli Mücadele ruhu ateşi sarmıştır.  Ancak Kastamonu kadını Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında öncü kadınların başında gelecektir. Mondros Mütarekesinin işaret ettiği kara parçalarının dışında kalan Kastamonu yöresi aslında stratejik önemi yüksek bir bölgedir. Hinterlandı Anadolu’ya açılan bu vilayetin kıyıları Karadeniz’e ulaşır.  Karadeniz Kurtuluş Savaşı için bir kurtuluştur. Tonlarca cephane deniz araçlarıyla İnebolu’ya gelecek ve oradan  28.08.1920 ile 3 Mart 1922 tarihleri arasında Kastamonulu kadınlar ve yaşlılar tarafından İnebolu’dan Kastamonu’ya taşınacaktır. Böylece Kastamonu Kadınları İstiklal Yolunu oluşturarak nice zaferlerin kazanılmasını sağlayacaklardır. Kahraman ordumuz bu cephanelerle donanarak  12 Eylül 1922 tarihinde Sakarya’da, 30 Ağustos 1922’de Büyük Taaruz’la düşman güçleri yenerek  9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’e girecektir. Erkekler cephededir, iş Mustafa Kemal Atatürk’ün çok değer verdiği ve kendilerine Avrupa örneğinden önce  05 Aralık 1934 tarihinde seçme ve seçilme hakkını teslim ettiği kadınlara düşmüştür. Dur durak bilmeden bugün dahi geçit vermeyen karlı dağları aşarak kağnı arabalarıyla 65 farklı seferle  İnebolu’ya indirilen tonlarca cephaneyi Kastamonu’ya taşıyacaklardır. Kar, kış içinde kendi yaşamlarını hiçe sayarak dağları aşarak Kastamonu’ya geleceklerdir.  Böylece kahraman denizciler kenti İnebolu İstiklal madalyasına layık görülecek ve bu güzel kent 1924 yılında İstiklal Madalyası alacaktır.

Seydilerli Şerife kadın (Şerife Bacı) daha genceciktir, minik kızı bebektir o 1954 yılında yanacak olan Kastamonu Kışla’sına yaklaştığında donarak öldüğünde. Ama cephaneyi eksiksiz ulaştırmıştır Kastamonu’ya.  Şerife Bacı, Halime Çavuş gibi kadınlar sayısız kahraman Kastamonu kadını için bir sembol olmuştur. Onları minnetle anıyoruz.

Aslında en büyük teşekkür kadirşinas Kastamonu halkınadır, Milli Mücadelede çok önemli bir rol oynayan Açıksöz gazetesinedir ve bu yola başkoyan Şemsizâde, İzbelizâde gibi nice Kastamonulu aileleredir. Şeyh Ziya Efendi’nin eşi Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti kadınlar kolu kurucusu Hafız Nebiye Hanım ve  İzbelizâde Hafız Selma Hanımların adını diğer bütün kahraman Kastamonulu kadınlar adına anmak gerekir. Kurulan bu dernekler kadınların bilinçlenmesini, milli mücadele için dayanışmasını ve kadın mitingi için organize olmalarını sağlamıştır.

1919 yılında Atatürk Kastamonu’ya bir tebrik telgrafı gönderecektir. Telgraf  mensupları 1877 ve 1923’te Kastamonu milletvekili seçilen Salimefendi sülalesinden Milli Müdafaa’da yararlıklar gösteren, köylerindeki tüm teçhizatı ve hayvanları bila bedel orduya bağışlayan muallim ve alim Reşit Esen ve daha sonra iki dönem Kastamonu belediye başkanlığı yapacak olan Muzaffer Esen’e hitaben yazılmıştır. Şöyle demektedir Atatürk bu telgrafta

“Seçimde başarıyla Vekalet-i Milliye’yi tercih etmiş olmaları pek ziyade memnuniyeti mucip olmuştur: Vatanın fevkalade hizmetlere ve fedekarane yardımlara muhtaç olduğu böyle bir dönemde böyle hayırlı bir işte muvaffak olmanızdan dolayı tebriklerimi bildiririm efendim

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsilliyesi Nâmına Mustafa Kemal”

Reşit Esen’in eşi Şadıbey Çiftliği sahibesi Saide hanım Kurtuluş Savaşı’nda köyü birkaç kadınla birlikte yalnız başına eşkıyalardan koruyacak ve Cumhuriyet kurulduktan sonra köyünde 131’inci alayı ağırlayacaktır. Torunu bu ağırlamayı şöyle aktarır : «Alay gelmiş Kastamonu’ya 131. alay. İkinci Cihan Harbinde. Kışlada kalıyorlar. Kışlanın üstünde bir arazi vardı, cephanelik yapmışlardı orayı, onu rahmetli dedem  Reşit Bey vermişti orduya. Şimdi orası Anadolu Lisesi oldu. Alay Şadıbey’e geldi. Ninem bir saat içinde alaya yemek vermiş. En az 1000 kişi. «

Oğlu Opr. Dr. Şükrü Esen  on ailenin barındığı koca çiftliği tek başına idare eden, köyde yaşayan gençleri  evlendiren ve çeyizlerini tamamlayan  Saide Hanımı şöyle anlatacaktır : “«Otuz Ramazan annem bütün Kastamonu’yu ağırlardı, her akşam iftar yemeği verilirdi konakta, konak dolup dolup taşardı. Her şeyi annem düzenlerdi.» Saide hanımın  oğlu Kastamonu’da devlet hastanesinde Kulak Burun Boğaz Kliniğini kuracak, kızı Dr. Münire Esen Akdeniz ise dünyadaki ilk zeka özürlü hastalar üzerine ihtisas yapan hekimlerdendir. O New York Bilimler akademisi üyesi ve Boston’da 250 hastalı bir hastanenin yöneticisi olacak ve daha sonra Amerika’daki sistemi Türkiye’de de kurmak için kollarını sıvayacaktır. 

Biraz daha gerilere 18’inci yüzyıla gittiğimizde ise aynı sülaleden Münire Medresesi banisi dönemin dış işleri bakanı görevini üstlenen, Viyana büyükelçisi ve sayısız farklı üst düzey görevde bulunan, şeyhülislam Aşir Efendi’nin babası reisülküttap Hacı Mustafa Efendi Kastamonu Gölköy’de kızlar için bir okul kurduğunu  ve kızların haftada iki kez halkla kaynaşması için mesireye gitmelerini öngördüğünü izliyoruz.

Günümüze geldiğimizde  Dünya Mirası Kastamonu İnisiyatifi  10 Aralık 2019 Kastamonu Kadın Mitinginin  yüzüncü yılında “Kastamonu’dan Dünyaya Açılan Kadın Ufku” üst başlığı altında kültür ve sanat ağırlıklı farklı etkinlikler düzenlediğini görüyoruz. Bu etkinliklerden ilki  Kastamonu’da İzzeddin Çalışlar’ın küratörlüğünü yaptığı  Milli Mücadele ve Kastamonu Sergisi’ydi. Sergi bir buçuk ay Kastamonulara kapılarını açtı ve 7000 kişi sergiyi ziyaret etti. Sergide fotoğraflarla Kastamonu’nun Milli Mücadele’deki önemi de anlatıldı.

Bunun dışında 14 Aralık 2019 tarihinde Cemal Reşit Rey Salonunda Ilgaz’dan başlıklı özgün bir beste ilk kez konuklarla buluştu. Gala gecesinde besteci Oğuzhan Balcı filarmoni orkestrası eşliğinde Ilgaz’dan adlı oratoryumu seslendirdi.

18 Aralık 2019 tarihinde ise genelde kadınlarla ve özelde Kastamonu kadınları ve 10 Aralık 1919 Kadın Mitingiyle ilgili Türk Tarih Vakfında bir etkinlik düzenlendi. Bu panelde Yrd. Doç. Dr. Mustafa Eski Kastamonu Kadın Mitingini ve Kastamonu kadınının özverisini, cesaretini ve Türkiye tarihine katkısını anlattı.

Atatürk Türk kadını için “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalışım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez” demiştir. Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı sırasında “Gözüm Sakarya’da, kulağım İnebolu’da” dediği zaman Kastamonu kadınının gerekli cephaneyi geçilmez dağları aşarak Kastamonu’ya ulaştıracağından emindir.  Bu cephaneyle üst üste zaferler kazanılacak ve düşman denize dökülecektir. Cephane tam zamanında orduya ulaştırılmıştır ve bunda Kastamonu kadınının cansiperane verdiği emeği bulunur.

Belki tam da bu nedenle Mustafa Kemal Atatürk 25 Ağustos 1925 tarihinde şapka devrimini Kastamonu’da yaptığında, bundan haberdar olan Dadaylı kadınlar öğretmenleri eşliğinde sabaha kadar şapka dikecekler ve Mustafa Kemal Atatürk’ün devrim için çok isabetli bir karar yaptığının altını çizeceklerdir. Zekiye Esen 2004 yılında şöyle anlatacaktır bu devrimi : ““Cimlastik öğretmenimiz Emine Yaman anlatmıştı.   O Daday’da ilkokul öğretmeniymiş, Atatürk geliyor demişler, şapka giyilecek demişler, bütün hanımlar gece toplanmışlar, sabaha kadar patiskadan şapka biçmişler, şapkaları dikmişler. Sabahleyin Atatürk Daday’a gelince hepsi başlarına giymişler şapkaları, oradaki öğretmenler, memure hanımlar, kim varsa, işte, okul çocuklarını da almışlar Atatürk’ü karşılamaya gitmişler. Atatürk’e de daha önce, şapka inkılabını mutaassıp bir yerde yapalım, ki orası kabul ederse başka yerler de kabul eder, en iyisi Kastamonu’da yapılsın, demişlermiş. Onun üzerine Atatürk gelip de herkesin başında şapkayı görünce, demiş ki yanındakilere, Türkiye’nin en mutaassıp yeri dediğiniz yer burası mıydı?”

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının gizli kahramanı Kastamonu kadını her devirde çağdaş olmayı da başarmış ve bugün de başarmaktadır.