2011 Yılında Suriye'de başlayan iç savaş, yaklaşık dokuz yıldır, Dünya Tarihinin gördüğü en büyük insani felaketlerden birinin yaşanmasına sebep olmuştur.

Meydana gelen bu insani felaket neticesinde, yüzbinlerce insan hayatını kaybederken, milyonlarca insan ise evini barkını ve yerini yurdunu terk ederek, ya ülke içinde ki daha güvenli bölgelere ya da büyük bir çoğunluğu ülkemiz olmak üzere, diğer ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır.

Devletimiz ve Aziz milletimiz, yaklaşık dokuz yıldır, dört milyon civarında Suriyeli Göçmenlere ev sahipliği yapmış, sosyal ve ekonomik olarak ağır bir külfetin altına girmiştir. Başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, ekonomik kapasitesi bizden daha iyi olan bir çok ülke, bu ağır külfet karşısında ülkemizi yalnız bırakmış, yapılmış olan anlaşmalara dahi sadık kalmamışlardır.

Meydana gelen iç savaş ve beraberinde oluşan otorite boşluğundan istifade eden başta PKK/PYD ve DEAŞ olmak üzere, yüzlerce terör örgütü ülkemiz ve milletimiz için çok büyük bir tehdit halini almıştır.

Amerika, İsrail ve Rusya'nın patronajında, diğer emperyalist devletlerin himayesinde, yapılan yol temizliğiyle, ülkemizin güney sınırına paralel ve Akdeniz'e kadar uzanan, tek hedefi de ülkemiz ve milletimiz olan, PKK/PYD terör devleti kurma projesi hayata geçirilmek istenmiştir.

Devletimizin kararlı duruşu, Kahraman Mehmetçiğimizin üstün fedakarlığı ve Aziz Şehitlerimizin mübarek şahadetleriyle, kurulan bu tuzak, önce Fırat Kalkanı, daha sonra Zeytin Dalı ve son olarak da Barış Pınarı Harekatıyla param parça edilmiştir.

Gelinen durum itibariyle, Suriye'nin yirmibir milyon nüfusu on milyona düşmüş, bu on milyon nüfusun yaklaşık dört milyonu, ülke coğrafyasının yüzde altı gibi küçük bir alan olan İdlib'e hapsedilmiştir.

Suriye içinde yerleşmiş (yerleştirilmiş) olan Terör örgütleri, Rejim ve diğer aktörlerin sevk, idare ve yönlendirmesi ile İdlib'e konuşlandırılmıştır.

Daha sonra bu terör örgütleri bahane edilerek, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmadan bütün sivillerin üzerine uçak ve helikopterlerle bomba yağdırılmış, ülkemiz yeni bir göç dalgası ve güvenlik tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır.

Bu durumu önlemek ve insani temelde bir çözüm bulabilmek için yaklaşık iki yıldır devam eden, Rusya ve İran ile yapılan diplomatik görüşmeler, toplantılar ve anlaşmalar, Rusya'nın ajandasında yer alan başka planları dolayısıyla, gelinen nokta itibari ile anlamını kaybetmiştir. Rusya kuzu postuna bürünmüş bir ayı olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Yaklaşan yeni göç dalgası ve güvenlik tehdidine karşı koyabilmek için, başka çare kalmadığından askerî tedbirleri almak bir zaruret hâlini almıştır.

Askerî tedbirler başladıktan sonra dahi diplomatik yollarla çözüm üretebilmek için her türlü girişimde bulunulmuştur.

Diplomatik çözüm kapsamında ABD, Avrupa Birliği, NATO üyeleri nezdinde de çeşitli girişimlerde bulunulmuş, bu muhatapların sessizliği gözümüzden kaçmamıştır. Bu sessizliği aslında İdlib'de yaşanan vahşete zımnen destek olarak değerlendiriyoruz. Türkiye'nin İdlib'le meşgul olması, Doğu Akdeniz ve Libya'ya olan konsantrasyonumuzu etkileyeceğini, dolayısıyla bu coğrafyalar ile ilgili emellerini daha rahat gerçekleştireceklerini düşünmekte olduklarını biliyoruz.

Yapılan diplomatik görüşmeler henüz sona ermemişken, müteaddit defalar, askerlerimize saldırılar olmuş ve bu saldırılar sonucunda maalesef şehitler vermek zorunda kaldık.

27 Şubat 2020 tarihinde, askerlerimizin yer durumları ve konumları bildirilmiş olmasına rağmen, kalleşçe yapılan hava saldırısı ile 33 şehit, onlarca da yaralımız olmuştur.

Bu saldırıdan sonra, Suriye meselesi yeni bir boyut kazanmıştır.

Büyük Birlik Partisi olarak kahraman Mehmetçiğimizin her zaman ki gibi, daima yanında olduğumuzu ifade ediyoruz.

Bu olaydan sonra Devletimizin alacağı kararlara şartsız koşulsuz olarak destek vereceğimizi ifade ediyoruz.

Bugünden itibaren karşı karşıya kaldığımız bu durumun siyaset üstü bir hal aldığı ve herkesin pozisyonunu bu duruma göre yeniden belirlemesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Ülkemiz içerisinde, bu durumu fırsat bilerek, özellikle bazı şehir ve bölgelerimizde ki demografik yapının hususiyetlerini kendilerine araç yaparak, muhtemel girişilecek her türlü provakatif eylem hususunda ilgili ve yetkilileri uyanık olmaya davet ediyoruz.

Kim bu durumu fırsata çevirerek, başta Kahraman Mehmetçiğimizin ve milletimizin moralini bozmak isterse, onları hain olarak niteleyecegimizi şimdiden ifade ediyoruz.

Bu vesileyle Aziz Şehitlerimize, bir kez daha rahmet diliyoruz. Şehitlerimizin, başta geride kalan ana, baba, kardeş, eş, çocuklarına ve Aziz Milletimize baş sağlığı diliyoruz.

Gazilerimize, Cenab-ı Allah'tan acil şifalar diliyoruz.

Kahraman Mehmetçiğimizin tırnağı taşa değmeden, muzafferiyetler diliyoruz.

Devletimizi yöneten ve sorumluluk makamında olanlara da geniş feraset, derin basiret ve kararlarında isabet için dua ediyoruz.

Bütün milletimizi, içinden geçtiğimiz bu zor günlerde TEK YÜREK, TAM DESTEK olmaya davet ediyoruz.