nbalta @ baskentpostasi.com

567. Yılında Büyük Fetih

Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli fetihlerinden biri ve yeni bir çağın başlangıcı olan İstanbul’un fethinin 567. yılını büyük bir coşku ile kutluyoruz. “Büyük Fetih” için yapılan hazırlıklar ve muhasaranın kitaplara sığmayan kahramanlık öyküsünden kısaca söz edeceğiz.

İstanbul muhasarası  esnasında Padişah, ilkin İstanbul şehri haricindeki kalelerin alınması ve Mora’ya akınlar düzenlenmesi emrini vermişti. Mora’da İmparator’un kardeşleri olan Mora despotları Tomas ile Dimitriyos taraflarından İstanbul’a yardım yapılması ihtimalini göz önüne alarak buraya Turahan ile oğulları Ahmed ve Ömer Beyleri memur ederek akınlar yaptırarak onlara göz açtırmadı.

Ord. Prof. İ. Hakkı UZUNÇARŞILI, Osmanlı Tarihi adlı eserinin I. cildinde “İlk Gelen Kuvvet ve Şehir Haricindeki Kalelerin İşgali” başlıklı bölümde muhasara hazırlıklarını şöyle anlatır:

 


“Daha muhasara   başlamadan evvel Boğazkesen hisarının yapılmasından sonra Sultan Mehmet, İstanbul’u karadan askerî bir kordon altına aldırmış, şehirden dışarıya ve dışarıdan şehre kimseyi bırakmamaları hakkında kat’i emir vermişti; zaten imparator da dışarıdaki halkı şehre aldıktan sonra kapıları kapatmıştı; fakat denizle muvasala kesilmemişti. Rumlar bu deniz yoluyla sahildeki Türk köylerini basarak bir kısmını esir ve bir kısmını öldürüyorlardı. 1453 senesi Şubat ayında Sultan Mehmed dökülen topun İstanbul Önüne götürülmesini emretti. Top altmış manda ile çekiliyordu; topun kaymaması için iki tarafına ikişer yüz asker konmuştu; yolun bozuk kısmında ve köprü yapılacak yerlerde yolu düzletmek ve tahta köprü yapmak için önceden elli inşaat ustası ve iki yüz amele gönderilmişti. Nihayet top İstanbul’dan beş mil uzakta bir yere getirildi.

Topun naklinden evvel on bin kişilik bir kuvvetle Karaca Paşa gönderilerek Misivri, Ahyolu ve Vize ve sair kaleleri aldı. Silivri taraflarındaki diğer bir kale harben alındı ve Silivri kalesi ise müdafaada sebat etti; Bigados teslim oldu. Sur önüne getirilen top Karaca Paşa’ya teslim edildi.

Padişah bütün  hazırlığını tamamladıktan   sonra 12 Rebiulevvel 857/23 Mart 1453’te Edirne’den hareket   etti.   Keşan   mevkiinde   durarak   Çanakkale  boğazından  geçecek olan Anadolu kuvvetlerini bekledi ve bu kuvvetleri de aldıktan sonra yürüyüşe devam ederek 1453 Nisanının beşinde İstanbul surları önüne geldi ve ertesi gün yani 6 Nisan / 26 Rebiulevvel cuma günü şehri muhasara etti. Haliç’teki Ayvansaray mevkiinden Hrisi Pili (Yaldızlı kapı)’ye kadar karadan bütün suru kuşattı. Bu muhasaranın evvelkilerinden farkı oldukça inkişaf eden Osmanlı donanmasının da muhasaraya iştirak etmesi idi.”

Umumi Hücum ve Şehrin Zaptı

29   Mayıs   gecesi   başlayıp   sabaha  yakın   saate kadar devam eden iki hücumdan sonra, 29 Mayıs salı günü sabaha karşı umumî hücum başladı. Asıl netice alınacak kısım Topkapı ile Edirne Kapısı arasında açılmış olan gedik olup Padişah’ın bulunduğu merkez kolu buraya hücum ediyordu. Birinci umumî hücum iki saat, arkasından yapılan ikinci umumî hücum bir buçuk saat sürmüş ve henüz bir sonuç elde edilememişti. Müdafiler de canlarını dişlerine alarak çalışıyorlar, surlara merdiven koyup çıkanları grojuva ateşiyle ve sair vasıtalarla öldürüyorlardı, diğer kollardaki hücumlarda bir muvaffakiyet elde edilemedi.

Bunun üzerine merkez kolundaki Yeniçeriler ve ihtiyat kuvvetleri son koz olarak ileri sürüldü. Bu defa bizzat Padişah da Yeniçerilerle beraberdi. İmparator da bu cephede bulunuyordu. Bu sırada surları büyük bir azimle müdafaa eden başkumandan Jüstinyani elinden ve kolundan yaralandı ve ziyade kan zayi ettiğinden dolayı İmparator’un ricasına rağmen müdafaayı terk ederek çekilmişti.

Bu hücum esnasında Yeniçeriler hendek önüne kadar gittiler. Padişah bunları orada durdurdu ve okçular ve arkebozcuların yağdırdıkları ok ve arkebozların himayesi altında olarak hücuma sevk etti. Yeniçeriler hendeği aşarak sura dayandılar. Yeniçeriler arasında iri yarı Ulubatlı Hasan isminde bir Yeniçeri kalkanını sol eli ile başının üzerinde tutarak sağ elinde palası olduğu hâlde ilk olarak surun üstüne çıktı. Bunu gören otuz kadar yeniçeri onu takip ettiler ise de müdafilerin ok ve taşlar ile sekizi öldürüldüler. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen diğer arkadaşlarının sura çıkmalarına yardım etti. Fakat bunlar da öldürüldü ve Ulubatlı Hasan da büyük bir taşa takılarak surdan aşağı düştü ve yukarıdan atılan ok ve taşlarla şehit oldu. Hücum devam ettiğinden sura çıkanlar çoğaldı ve surun üstünde tutundular. Bunu müteakip topla tahrip edilen yerden Yeniçeriler içeri girip birinci surla ikinci sur arasındaki sahayı (Prevolos) işgal ettiler. Buradaki müdafileri püskürttüler. İmparator maiyyeti ile Pemton kapısına doğru kaçtı. Kostantin omuzundan yaralanmış ve yanındaki Kantakuzen maktul düşmüştü. İmparator’un kaçtığını ve kendilerine doğru geldiğini gören ikinci sur müdafileri de paniğe tutuldular. Rivayete göre bu panik esnasında imparator da düşerek çiğnendi. Dış sur düştükten ve iki sur arasındaki saha (Provolos) temizlendikten sonra müdafaasız kalan iç surlar da alındı. Topkapı içeriden kırıldı ve Türk kuvvetleri bu kapıdan içeri şehre girdiler. Silivri kapısı tarafındaki bir gedikte zorlanarak buradan da şehre girildi. Yalnız Giritli gemicilerin müdafaa ettikleri Vasileos (Basil) Leon ve Aleksiyüs burçları alınamadı. Gemicilerin müdafaaları padişaha arz edilmiş, Padişah ise kendilerinin, gemilerinin ve mallarının serbest bırakılması şartıyla teslim olarak gitmelerini uygun görmüştü.

Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı sancağının dikilmesini şöyle anlatıyor:

“Topkapı ile Edirnekapı arasından girilerek surlar işgal olunacağı sırada Karaca Paşa kolunda bulunan ve dışarısı ile muhabere etmek üzere evvelden kapatılmış olup Kostantin’in emriyle açılmış olan Kerkaporta (Canbazhane kapısı)’nın açık bulunduğunu anlayan Türk askerlerinin elli kadarı buradan içeri girmişler ve arkalarından iltihak edenlerle kuvvetlenerek o tarafta Karaca Paşa kuvvetlerine karşı müdafaada bulunan  Rumlara baskın yaparak bunları kaçırmışlar ve bu suretle bu taraftan da suru işgal etmişler ve Osmanlı sancağını dikmişlerdir.

İşte elli dört gün süren ve 18 Nisan, 6, 12 ve 29 Mayısta yapılan dört büyük hücumdan sonra - ki sonuncusu bunları en umumisi idi- Şarkî Roma imparatorluğu’nun 1125 senelik başşehri olan İstanbul ( Kostantiniyye) 20 Cemaziyelevvel 857 / 29 Mayıs 1453 salı günü zabtedildi.”

Yirmi iki yaşında İstanbul’u fethederek tarihte “FATİH” unvanını almış olan II. Mehmet, surların işgal edilip askerin şehre girmesinden sonra halk, kadın, çocuk, Ayasofya’ya doğru kaçışıyor ve kaçamayanlar esir ediliyorlardı. Fatih Sultan Mehmet, maiyyetinde vezir, ulema ve sair ileri gelen devlet adamlarıyla birlikte muhteşem bir alay ile Topkapısı’ndan şehre girdi. Ord. Prof. İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın Fatih’in İstanbul’a girişi hakkında müellif, son senelerde yayınlanmış olan bir Vekayinâme’den aldığı şu bilgiyi aşağıya yazıyorum.

“Şehirde yer yer mücadele oluyordu; kumandanlar Padişaha: Sen bizzat şehre girmezsen biz ahaliyi itaat ettirmeğe mecbur kalamayız deyince, Sultan Mehmed, halka taarruz edilmemesini ve halkın itaat eylemesini emreyledi; bu suretle şehirde sükûnet hasıl oldu. Şehirdeki bütün ölüler yakıldı, şehir temizlendi; padişah Romanos (Topkapı) kapısından şehre girerek, Ayasofya kilisesine gitti, oraya gelince atından indi, (Şükrane olarak) yere kapandı ve toprak alıp başının üstüne götürdü; bu esnada patrik, papazlar, pek çok halk, kadın, çocuk toplanmışlardı; padişah şehrin fevkalâde olduğunu gördü…”

Kaynak: Osmanlı Tarihi, I. Cilt, Anadolu Selçukluları ve Anadolu Beylikleri hakkında bir mukaddime ile Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan İstanbul’un fethine kadar, Ord. Prof. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, s. 467-493