imuglu @ baskentpostasi.com

Bazı hikâyeler vardır hiç anlatılmamış, anlatılamamış, kimi yüreklerin en derinine gömülmüş, kimi toprağa saklanmış veya dağlardaki karların baharda erimesi ile sele dönüşen derelerin derin akıntısına bırakılmış. Yaşanmışlıklar vardır acı ve kan ile dolu ama anlatılmamış ya da yarım yamalak aktarılmış uykuda fısıldar gibi. Çünkü yüksek sesle anlatılamazdı korku vardı hem dağdan hem şehirden. Gün batınca dağ kanunları, gün aydınlanınca şehir kanunları hüküm sürerdi. Dağ elinde ki ekmeği almak için döverdi, şehir ekmeği niye verdin diye döverdi. İşin özü hep dayak yiyen; yaşadığı hiçbir acıyı, feryadı, isyanı gerçek yönü ile ne kendi kendine anlattı, ne çocuklara, nede anaya, babaya, komşuya, akrabaya… Gömdü acıları yüreğine mezara gömer gibi. Barış, Savaş, Özgür isimleri mesela en çok bu dönemde çocuklara verilmiştir. Çünkü dillerine korkudan alamadıkları bu kelimeleri ancak kimlik ile belgelendirerek tatmin oluyorlardı. Ne acıdır ki ebeveynleri tatmin eden bu isimler evlatları için bir dönem kâbus oldu. Günler, aylar ve yıllar geçti bu yaşananlar üzerinde ama gerçek acı hep aynı yerdeydi. Dile getirmek için yutkunmuş ama devamı gelmemişti. Yani boğazda tıkanıp kalmıştı cümleler. Tarihin yeniden yazıldığı gündür benim için mesela. Bir ‘UZUN ADAM’ çıkıyor, tüm acıları sanki kendisi yaşamış gibi… Büyük bir yüreklilik ile adeta canlı canlı kefenini giyercesine… Aslında yıllar öncesinde bugün HDPKK binasının önünde eylem yapan annelerimizin boğazında düğümlenen sese kulak verip derman olurcasına dik durmuştu ‘UZUN ADAM’. 1984’teki ilk kanlı eyleminden itibaren 40 binden fazla insanın ölümüne, 100 binlercesinin doğup büyüdüğü topraklardan göç etmesine neden olan PKK terörünü temelden çözmeyi amaçlayan en ciddi adımlar çözüm süreci ile atılmıştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 21 Şubat 2009 tarihinde Diyarbakır’da “Buna ister Kürt sorunu deyin, ister Güneydoğu sorunu deyin, ister Doğu sorunu deyin, isterse son olarak yine adlandırdığımız Kürt açılımı diyelim. Ne dersek diyelim bunun üzerinde bir çalışmayı başlattık.” Yer yine Diyarbakır. Tarih 16 Kasım 2013. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; “Yüz yıl önce bu topraklarda adeta cetvelle sınırlar çizildi ama bizim muhabbetimize sınırlar çizemezler. Bizim ortak tarihimize ve geleceğimize sınır çizemezler. Nasıl ki Türk’ü Kürt’ten ayıramazlarsa, Kürt’ü de Türk’ten ayıramazlar. Bir annenin çocuğuyla anadilinde konuşamıyor olmasından büyük azap ne olabilir? Şivan Perver’in kasetlerinin nasıl gizli gizli dinlendiğini ben de bilirim. Faili meçhullerin, işkencelerin, sürgünlerin ne büyük acı olduğunu bilirim. Dağdakilerin indiğini, cezaevlerinin boşaldığını, 76 milyonun kucaklaştığını, birlikte yeni Türkiye olduklarını göreceğiz.”  Yaklaşık 100 yıl önce Sultan Abdülhamid Han’da benzer şeyler söylemişti: “Kürt ağalarının bazılarının çocuklarını, İstanbul'a getirip memuriyete yerleştirdiğim için tenkit edildiğimi biliyorum. Senelerdir Hıristiyanlar, Ermeniler nazır mevkilerini işgal etmişlerdir. Bundan sonra da kendi dinimizden olan Kürtleri kendimize yaklaştırmakta ne gibi bir zarar olabilir?” Ve hayalini gerçekleştirdi. Ama öyle kolay olmadı bu gerçeklik. Önce içerideki hainler başkaldırdı sonra Avrupa’nın tek dişi kalmış İslam düşmanı canavarları. Siyonist devletlerin elinde olan kalemler günlerce Hamidiye Alayları hakkında uyduruk, yalan, yanlış haberler yazdılar. Ama boşa çıktı yazdıkları. Çünkü Hamidiye Alayları Doğu’da bir Ermenistan Devleti kurulmasına izin vermemişti. Sultanlar Sultanı Abdülhamid yalan haber yazan kanlı kalemlere tokat gibi cevap vermişti: “Muhabirler, Kürdistan'daki vaziyeti, Beyoğlu'nda oturdukları rahat köşelerini terk etmeksizin, ancak Ermenilerin görüş zaviyesine göre mütalaa ediyorlar. ”Kürt halkı “Kellemi veririm Doğu Anadolu'yu vermem” sözlerine karşılık Sultan Abdülhamid Han'a “Bave Kurdan”, “Kürtlerin Babası” diyordu. İşte 100 yıl önce, Sultan Abdülhamid Han dönemindeki ayak oyunları Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset sahasında yerini aldıktan sonra aynı oyunlar tekrar oynanmaya başlandı. Sultan Abdülhamid Han dönemindeki şer odakların aynısı bugün 1000 yıllık Türk-Kardeşliğinin bu güzel coğrafyada birlikte kardeşçe yaşamalarına tahammül edemedikleri için her türlü kirli oyunu sahneye koymuşlardır. Erdoğan gelecek güzel günler için onca emek verirken diğer taraftan kamera önünde ‘’BARIŞ’’ çığırtkanlığı yapan HDPKKCK arka plandı bu süreci baltalayarak başarısızlıkla sonuçlandırmak için her türlü ‘’Ali Cengiz Oyunu’’ nu sahneleyip oynadılar. FETÖ’de bu süreçte boş durmamış. Fikren ve zikren HDPKKCK tamamen zıt gözükseler de hedef Türkiye’nin huzurunu bozmak, meşru hükümeti yıkmak olunca bir anda aynı çatı altında sorgusuz sualsiz birleşiverdiler. FETÖ terör örgütü 15 Temmuz’un hazırlıklarını ‘’Çözüm Süreci’’nin görüşmeleri ile gündeme gelmesi başlamış. Çünkü FETÖ bu sürecin AK Parti tarafından çözülmesini istemiyordu. Bir şekilde AK Parti devre dışı kalsın, FETÖ, ABD ve diğer dış güçler üzerinden çözülsün yaklaşımı hâkimdi. Çünkü FETÖ çözüm değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmeyi hedeflemiş ve bununda uygulamasını 15 Temmuz hain darbe gecesinde net bir şekilde ortaya koymuştur. 15 Temmuz hain gecesinde darbe yapanlara darbe vuran bu millet bu yaşananların arka planını görmüş ve kan emici terör örgütlerine gerekli cevabı vermişlerdir. Yurt dışı ve yurt içinde terör örgütlerine karşı yapılan yerli ve milli operasyonlar neticesinde bebek katili PKK terör örgütünün unsurları ya inlerinde ya da dağda şehirde etkisiz hale getirilmiş bir daha toparlanmaması için büyük darbeler vurulmuştur. Devlet gücünü net bir şekilde ortaya koymuş, vatandaş devletten aldığı bu güç ile terör örgütlerine her alanda rest çekmiş tarafını esas olması gereken devletten yana kullanmıştır. Doğu ve Güneydoğu’da yıllarca baskı, zülüm yaparak zorla ailelerden çocuklarını alan PKK artık yapamaz oldu. Bu sefer siyasi uzantıları devreye girerek özellikle çocuk ve gençleri çeşitli yalanlarla kandırarak PKK’nın dağ kadrosuna militan yetiştirdiler. Devletin gücünü hisseden anneler bu yaşananlara karşı dün içinde kopan çığlıkları, feryatları bütün dünya duyacak şekilde haykırdılar, haykırmaya devam edecekler. Sessiz çığlığın sesi Hacire Ana oldu. Daha önce terör örgütü PKK'ya kaptırdığı bir oğlu ve yakınının ölüm haberlerini HDP'lilerden alan anne Hacire Akar, ortadan kaybolan diğer oğlu Mehmet Akar'ı dağa kurban etmemek için Diyarbakır HDP İl Başkanlığı önünde günlerce oturma eylemi yaparak sesiz çığlıkların sesi oldu ve mücadelesinin ardından terörün pençesinden Mehmet’ini kurtarmayı başardı. Hacire Ana diğer terör mağduru analara da rol model oldu. Onlarda evlatlarının hesabını HDP’ye sormaya başladı. Ne demiş usta kalem Sezai Karakoç: “Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak, hâlbuki biz sussak tarih susmayacak, tarih sussa, hakikat susmayacak. ”Bugün HDPKKCK’a karşı dik duran Hacire Ana’ların yanında durma zamanıdır.