ayavuz.irgatoglu @ gmail.com

Sosyal hayatın temelini oluşturan muazzam bir kavram, etkili bir kelime, sıcak bir yuva olan aileden bahsetmek istiyorum bu yazımızda. Özellikle Covid-19 ile mücadele ettiğimiz bu sene içerisinde ailenin önemini daha fazla kavramaya gayret ettik belki de.

Öyle bir seneyi geride bırakmaya çalışıyoruz ki sevdiklerimize dokunamadığımız, ana babamızın ellerini öpemediğimiz, akraba ilişkilerinin zayıfladığı, komşuluk ilişkilerinin asansör boşluğuna sıkıştığı acı manzaralarla karşılaştık.

Hatırlar mısınız bilmem? Corona salgını başladığı ilk zamanlarda sokakta gördüğümüz her bir ihtiyarı potansiyel “hasta” ilan edip, onlara karşı “vebalı” gözüyle bakanlar oldu. Altlarından banklar söküldü, sokak köşelerinde rencide edildiler, araba camlarından gizlice videoları çekilip sosyal medyada takipçi kazanmaya “alet” edildiler. Eve kapanmalarla aile içi şiddet daha da arttı.

Cinayetlerin, şiddetin, boşanmaların artmaya devam ettiği 2020’de aile kurumu bir hayli zedelenirken, üzerine Corona virüsü tuz biber oldu desek haksız sayılmayız.

Tarihi insanlık tarihi ile başlayan aile kurumu, Hz. Âdem ve Hz. Havva ile başladı. Ve o günden beri insanlar aile kurmaya ve aileyi korumaya özen gösterdi. Ta ilkokuldan beri bizlere öğretilen aile; toplumun en küçük parçası ve temel taşıydı. Bundan olsa gerek ki her toplum ve her din için aile önemlidir.

Aile öyle etkili bir kurum ki hem içinde yaşadığı toplumu şekillendiren bireyleri yetiştirir hem de içinde bulunduğu toplumun özelliklerinden etkilenir. Hepimizi hayata hazırlayan ilkokulumuz ailemizdir. İlk tecrübelerimiz, ahlaki, dini, kültürel alışkanlıklarımız, örf, adet, gelenek, göreneklerimizin şekillendiği, milli duygularımızın aşılandığı aile kurumu, sağlıklı bir toplumun bel kemiğidir.

Dinler ve devletler için büyük önem arz eden ailenin kurulması hepimizin bildiği gibi evlilik yani nikâh akdi ile gerçekleşiyor. Nikâhsız birlikteliğin teşvik edildiği ve yaygınlaştığı dünyamızda aile kurumu her geçen gün darbe alıyor.

Bizler biliyoruz ki erkek ve kadının birbirleriyle eş olması için yaptıkları anlaşma olan nikâhın, dini ve toplumsal anlamda iki önemli işlevi var; sağlıklı bir nesil ve hukuki olarak kadın erkek beraberliğinin meşru olması.

Bugün televizyon programlarında soy bağı kaybolan çocukların halini, nikâhsız birliktelik yaşayan kadın ve erkeklerin acı tablosunu “seyrediyoruz.” Soy, nesep, kimlik, anne, baba, evlat arasındaki ilişkinin nasıl tahrip olduğunu, her gün ortaya çıkan kötü örneklerle yaşıyoruz.

Peki, ne yapmak lazım?

Evvela nikâhlı birliktelikten uzaklaşmamak, nikâhsız birlikteliği özendirmemek lazım! Örf ve adetlerimizin bize öğrettiği büyük-küçük arasındaki ilişkiden uzaklaşmamak gerekir. Mesela kendimizde, etrafımızda çatırdayan aile kurumları var ise haydi hep birlikte bir yol haritası belirleyelim…

Bu hafta anne ve babanızla konuşmadıysanız onları aramak için zaman ayırın. İlla önemli bir neden olması gerekmez. En önemli neden onların sizin aileniz olmasıdır zaten. Onları arayıp, onları ne kadar sevdiğinizi, onlara ne kadar değer verdiğinizi söylemek çok güzel olacaktır.

Ebeveynler için de kızınızı, oğlunuzu veya torununuzu parka götürmediyseniz ya da pandemi nedeniyle bu alanlardan korkuyorsanız, en azından onları imkânlar ölçüsünde dışarı çıkartıp gezdirin.  Aile bağını güçlendirin.

Kız veya erkek kardeşinizle kavga mı ettiniz? Eğer ettiyseniz onları arayıp işi tatlıya bağlayın. İşi tatlıya bağlamak ne güzel değil mi? Hatta bu isimlerde kitaplar bile yazıldı, içinde onlarca ibretlik hikâyesi bulunan.

Aile yaşamınızı yeniden dengelemek için geç kalmış değilsiniz, bu zamandan daha iyi bir vakit olamaz. Çok geç olmadan bunları yapabilirsiniz. Kim olursak olalım, ne yaparsak yapalım bizi koşulsuz seven ailemizdir. Zor zamanlarınızın umudu ailenizdir.