ramercbey @ gmail.com

“Halk ne anlar fıkıhtan? Avam için konuşuyoruz biz, havass işine baksın, neyle amel ediyorsa etsin!” diye düşündüğünüzü sanmıyorum.

Bu yüzden neye göre bozmaz, neye göre bozar (fıkhî kaynaklar) açıklanmalıydi. Hattâ her Ramazan öncesi bir daha açıklayın, yorulacak mısınız? Et tekraru ahsen, velevkâne yüzseksen demişler.

Aşı meselesinde de «temkin»de de durumu tafsilatıyla anlatmalıydınız. Artık devir, “şeyhülislâm böyle fetva vermiş” devri değil. Millet kolay ikna olmuyor. Olmadığı için de fitne zuhur ediyor!..

Haklı da olsanız, ki bana göre en azından «temkin»de haklısınız, bu şekilde olmaz, yüksek bir zatın talimatıyla fetva gibi görülmesin iş.

Baksanıza yıllardır kendi takvimlerini bastıran cemaatler var.

“Diyanet Takvimlerinde veya D.İ.B’nın elektronik cihazlar için ürettiği namaz vakitlerinde «temkin» yok” diyerek hepsi kendi cemaatleri için ayrı ve özel takvimler hazırlıyor. Sonra da bunları bedava olarak halka dağıtıyorlar ki, halk Diyanete değil, kendilerine tâbi olsun!..

İki büyük cemaati yakinen biliyorum. Işıkçılar (TGRT’çı, Türkiye Gazetesi cemaati) ve Süleymancılar (Fazilet Takvimi dağıtanlar). Ve bunlar eminim “aşı” konusunda da DİB Açıklamasını hiç iplemezler.

Aşı orucu bozmuyorsa bunu aşı içinde kimyasal maddeler, domuz yağı falan yok (tabiî belgeleriyle) açıkça anlatacaksın. Hem “aşılarımızı temkinli davranıp Ramazan sonrasına bırakalım” deseniz kıyamet mi kopardı? Daha maske, hijyen ve mesafeyi hakkıyla benimsetemedik.

Süleymancılar da, Işıkçılar da “temkin” ve “aşı” meselesinde samimi (ihlaslı) değiller. Her iki cemaat de belki Ehl-i Sünnettir lâkin ihlás işinde sınıfta kalmışlardır.

Samimi değiller çünkü Diyanet Takvimlerinde (namaz saatleri) bazı vakitler için “temkin”in varlığını, lâkin ±10 dakika değil ±4 dakikalık bir temkin uygulaması olduğunu biliyorlardı itiraz ederken.

Nasıl bilmesinler ki? Diyanet 1973 yılından bu yana bastırdığı tüm takvimlerde bu konuyu tafsilatıyla açıklıyordu. Yàni bırak onların kendi fıkıhçılarını halk dahi takvimlerden okuyup meseleyi kavramıştı.

Muhterem okurlarım, tereddütünüz olmasın. DİB takvimleri doğru vakitleri veriyor. Sadece temkini ±4 dakika ile sınırlıyor. Bendeniz oruca DİB imsak vaktinde başlıyor fakat sabah namazını  intiyaten on veya onbeş dakika sonra kılıyorum.

DİYK, ilâhiyatçı Abdülaziz Bayındır gibi imsak vaktini neredeyse güneş doğuşuna yakın bir saate çekmiş olsaydı, DİYK ricâli münafıktır deyu herkesten önce merhum üstad Mehmet Şevket Eygi ve biz yazardık.

Muhterem okurlarım, «temkin»in mánâsı malûm, ihtiyat, tedbir.

Arapça kökenli kelimenin aslî mánâsı mekân (yer) ile mekânetten (kadri yüce olmaktan) teşkil; ağırbaşlılık, düşünceli davranmak. Kullanımda kelime giderek ihtiyat mánâsına evrilmiş.

Takvalı olmak adına yine Allah’ın “zorlaştırmayın, kolaylaştırın” emrini çiğneyip keyfe má yeşâ (herkesin kafasına göre) yirmi dakika, hattâ bazıları yarım saat ilâve etmesi olmamalıdır öyle değil mi?

Allah dileseydi oruç için “iftar yap, sahur haram” emrini verirdi. Oysa Peygamberimiz (salat’u selâm olsun ona) “bir hurma ile de olsa sahur yapın” buyurmuşlardır. Madem ki sahur yapılacak o hâlde sahurun bir başı bir de sonu olacak. Bunu da fıkıh tayin eder, keyfimiz değil.

Takva imiş. Pöh... Dekolte sanatçı (!), İslâm dini adına uydurma menkıbeler... halktan milyarlarca liralık (makbuzlu veya makbuzsuz) para toplamak, bunu keyfince kullanmak... Minicik yavruları iftar yemeklerinde garson olarak kullanmak..

Bunlar mı (háşa) takva?. 07.04.2021