ebrugenc @ baskentpostasi.com

Bugün tam 4 büyük şairin aşık olduğu bir kadını anlatmak istiyorum. Kendisi de büyük bir şair olup, en güzel şiirlerle şımartılmış bir kadın olarak da anılabilir. Düşünsenize 2. yeni şairleri hep ona olan aşkıyla beslenmiş. İnsan soramadan edemiyor tabi, onu bu kadar özel kılan ne idi acaba diye. Kıskanıyor muyuz peki? Evet, elbette kıskanıyoruz ya da en azından ben kıskanıyorum. Nasıl bir kadındı ki bu denli aşık oldu 4 büyük şair? Tomris deyince ne hissediyorlardı? Zihinlerinden geçen ne idi? Tüm bunları sadece şiirlerinde yazdıkları kadarıyla biliyoruz. Şimdi yazdıklarına ve yaşadıklarına bir göz atalım isterseniz.

ÜLKÜ TAMER

 Ülkü Tamer ile kolejde tanışan Tomris, okulu bitince onunla evlenmiş. Aslında çok büyük bir aşkla evlenmişler ve ölene dek ayrılmayacaklarını düşünüyormuş herkes. Bir kızları olmuş adı Ekin. 2 aylıkken boğularak ölmüş ve evliliklerinde dipsiz bir kuyuya düşmüşler. Daha fazla bu psikolojiyle yaşayamayan Tomris, şair kocasından boşanma kararı almış. Kendisini seven aşığını gerisinde bırakan Tomris, çok geçmeden eni bir aşka başlayacaktır.

CEMAL SÜREYA

Tomris, Cemal ile tanıştığında hala evliydi. Bir araya gelirlerken de Tomris hala derin bir depresyondaydı, zamanla kocası Ülkü Tamer’den uzaklaşan Tomris Uyar, arkadaşlarının ısrarlarıyla yavaş yavaş dışarıdaki dünyaya dönmeye başlar. Ankara’daki Sanatseverler Derneği Lokali’nde tesadüfen aynı masada rakı içerken tanışırlar. İkili ilk defa karşılıklı sohbet ettiklerinde Cemal Süreya Tomris’e yeterince dikkat etmez ve arkadaşıyla evli ve genç bir edebiyatçı kız gözüyle bakar; ancak bu durum Tomris’in en başından beri çok zoruna gider; çünkü Tomris ilk gördüğü andan beri Cemal Süreya’ya karşı farklı bir hissiyata bürünmüştür. Cemal Süreya’nın çok özel ve keşfetmeye değer bir insan olduğuna inanan Tomris, bundan sonraki buluşmalarında, kendini ünlü şaire daha yakın davranmaktan alıkoyamaz. Gel zaman git zaman çiftin arasındaki bu gizemli ve karşı konulmaz diyalog, yerini tutkulu bir aşka bırakır ve ikisi de eşlerinden boşanarak Ankara’da birlikte yaşamaya başlarlar.

Birlikte geçen 3 yıl boyunca Cemal tutkulu bir aşkla bağlanır Tomris’ine; adeta ondan başka hiçbir şey kalmamıştır hayatında. İşten çıkar çıkmaz Tomris’ine koşan ve tüm zamanını onunla dolduran Cemal Süreya için Tomris Uyar;

“Evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam -akşamları eve biraz geç gel yahu, bir erkek hiç dolaşmaz mı- dedim. Ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi, sonraki gün altı buçuk. Normalde altıda gelirdi. Bir gün toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.” Demiştir. Bu olaydan sonra Cemal Süreya’ya “Şahsiyet Rötarı” adını koymuştur.

 

Bu kadının en önemli özelliği neydi biliyor musunuz? Bence özgürlüğü ve dizginlenemez oluşuydu. Hayatı ciddiye almayan, sevgiden yorulduğunda yeni bir sevdaya açılmaktan korkmayan bir kadındı. Kuşkusuz onca şiirin gölgesinde, kadın yanı mutluluk duysa da, ağır yükler altındaydı aslında. Dost kaldığı, gönlünü kaptırdığı ve hatta evlendiği şairler, onu hep her an ellerinden uçup gidecek bir kuş edasında sevdiler ve haksız da değillerdi. Tomris, hep açık denizleri tercih ediyordu. Evet, hayatındaki tüm erkekler onu her an uçup gidecek gibi görmüş ve korkuyla karışık bir tutku ile sevmişti. Cemal Süreya da böyleydi. Fırtınalı bir aşkla Tomris’e bağlanmasının sebebi de buydu belki.

 

 Aralarında geçen kısa bir ayrılık sonrası Cemal şöyle demişti Tomris’ine ; “ daha nen olayım isterdin? Onursuzunum senin!” demişti. Bir erkeğe bu sözü söyleten kadın olmak, ona nasip olmuştu… Böyle dese de ilişkiyi bitiren Cemal Süreya olmuştu ve yaşadıklarına dair tek kelime etmeyeceğini belirtmiş, dediğini de yapmıştı. Tomris’e ayrılık sonrası şöyle anlatmıştı. “beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı. senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikayen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim, benim ağzımdan kimse duymayacak, dedi ve doğrusu hiç yazmadı.”

 

TURGUT UYAR

Tomris Uyar’ın en uzun ilişkisiydi Turgut Uyar. Şöyle anlatıyor Tomris;

 

     “1966 yılında ben zaten Cemal Süreya’dan ayrılmak üzereydim. O da eşinden ayrılmıştı. İstanbul’a gelmişti çocuklarıyla. Burada tanıştık. Asıl tanışmamız herhalde o, çünkü o zaman daha bir yakın oturup konuşma fırsatını bulduk ve mektuplaşmaya başladık. Bu mektuplar önce sadece şiir üzerine mektuplardı.
Hâlâ duruyor bende. Genellikle onun şiir üzerine düşünceleri, benim onun şiirleri üzerine düşüncelerim… Ve anladığım kadarıyla çok sıkışık bir dönem geçiriyordu. Yani evlilik hayatında bir süredir yaşadığı tedirginlik ve uyumsuzluk şiirini de etkilemişti, yedi yıldır şiir yazmıyordu. Esin periliği olarak ifade etmek istemiyorum ama herhalde çok konuştuğum, çok dürttüğüm, yazmasını çok rica ettiğim için diyeyim, yavaş yavaş şiir yazma isteği yeniden doğdu”

Ankara’da tanışan ikilinin şiir üzerine başlayan ilişkisi aşka doğru sürüklendi. 7 yıldır şiir yazmıyordu Turgut ve Tomris onun hayatına girerek bu durumu değiştirmesine çok büyük destek oldu. 1969’da evlendiler ve bu evlilikten Turgut adında bir oğulları oldu. Turgut Uyar da tıpkı Cemal Süreya gibi Tomris’i kaygıyla, kaybetme korkusuyla seviyordu. Hem çok seviyorlar hem de kaybetmekten korkuyorlardı onu. Tomris şu sözlerle anlatıyor : “Turgut, her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”

Turgut Uyar’ın Tomris’ine yazdığı şiirine bakalım;

 

Aşk için söylediğim her şeyi bir daha söylerim
Sakin mutsuz ya da yırtıcı
Herkesin ağzındaki o sonsuz acı
Belki de bundandır

Nasıl ayrı yaşarım inandığım şeylerden
Onları elbette bir daha bir daha söylerim
Usul usul ve usla birlikte akıcı kandır

Aşk isterim, aşk olsun isterim
Yaşamanın sonu, ölümün başlangıcı
Kıyılarda yürürüm, sindiririm kıyıları

Of güçlü macun içine kat beni
Kanım koyulaştırsın kırmızıyı
Anadolu’da bir yerden bir yere giden biri
Belki bir kirazı hatırlar
Bir denizi kesinlikle hatırlamaz
Belki hepsini birden hatırlar da bilemez
Ne zamandır

Aşkolsun ne zaman
Aşkolsun tiyatro geceleri
Aşkolsun “bravo” sesleri
Aşkolsun Anadolu otobüsleri

Aşkolsun bildiğim ışık
Biz birden türeriz istanbulda ve heryerde
Görünmez bir mutsuzluğu söyleriz
Bilge kayalarla
Çarpılan ebonitler
Oluşturur tersliğimizi

Ey canım, güzel yüzlüm

Suyunda denizleri bulduğum

Bilmediğim yerlerimdeki sancı

Bana bir şey söyle güleyim,

bir şey daha söyle

İnandır…

Bir şey daha söylersen

Beyaz olabilir

Suya falan benzeyebilir

Bir adaya benzeyebilir…

 

 

****************

 

Senin için alışılmış şeyler söyleyemem sana yaraşmaz.
Kış gecesi amcamızdır bahar yakından kardeşimiz,
Alır başımı Erzincan'a giderim seni düşünmek için.
Dörtlükleri bozarım çünkü dağlar ne güne duruyor?
Kıyılar ve eskimeyen her şey seni anlatmak için…

Bir bozuk saattir yüreğim hep sende durur.
Ne var ki ıslanır gider coşkunluğum durmadan,
Durmadan…
Dağ biraz daha benden, deniz her zaman senden,
Hiçbir dileğimiz yok şimdilik tarihten coğrafyadan…

Kimselere benzemesin isterim seni övdüğüm,
Seni övdüğüm zaman;
Güzel bir çingene yalnız başına dolaşmalı kırlarda,
Seni övdüğüm zaman…

 

EDİP CANSEVER

 Bir de Tomris’e hiçbir zaman kavuşamamış Edip Cansever vardı sahnede. Tomris’e belki de hepsinden daha çok hayrandı, daha çok özlem besledi ve ona dair her bir ayrıntıyı ezberledi adeta. Fazla şiirden öldü, doğru, aynı zamanda platonik aşkından da öldü. 

“Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…” yazmıştı peçeteye, Tomris ile baş başa oturdukları bir rakı masasında.

“Edip’e şiir yazmayı ben öğrettim” -Cemal Süreya

“Cemal’e içmeyi ben öğrettin” – Edip Cansever
“Bu ikisi tartışırken ben de gittim Tomris’le evlendim” -Turgut Uyar

Evet Edip Tomris’e çok aşık olduğu halde, -Turgut Uyar’ın araya girmesiyle- Tomris’e platonik olarak aşık kalmış tek şair belki de. Onu görebilmek için her sene kocası Turgut ile birlikte aynı sofralarda buluşmuş, karşına oturup onu seyretmekle yetinerek noktalamıştır ömrünü. Her sene doğum gününde Tomris’e 1 şiir yazmış ve yayınlamıştır.

Tomris ise, Edip Cansever için “Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana” diyordu. Edip Cansever’in deyimiyle Tomris rakıyı severdi, Edip de onu. Yıllarca sessizliğini koruyan v e yorum yapmayan Tomris, ölümünden kısa bir süre önce Edip’in kendisini daha çok etkilediğini itiraf ediyordu. Yine de eleştirmen tavrını bir kenara bırakamadan, “Daha çok anlatan, daha süslü ve imgesi bol. Tekrarı seven bir şair…” olarak tanımlayacaktı Edip Cansever’i. Bakalım Edip neler yazmıştı;

 

Öyle bir çık ki karşıma her

Baktığımda ilk defa görüyormuşum

Gibi, az kalsın ölüyormuşum

Gibi hissedeyim seni…

 

**********

 

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç
Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de
Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle
Ve yarışırsa ancak Monet’nin
Kadınlarına yaraşan giysilerinle
Gördüm de
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde
Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde
Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında
Öyle kısaydı ki adımların
Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle
Ölçülür ve denk düşerdi ancak
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Yok bir yanıtın ”nereye” diyenlere

Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın
Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere
O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun
Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden
Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki
Hani Etiler’den Hisar’a insek bile
Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın
Çok yaşında her zamanki çocuksun gene
Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.
Mart ayında patlıcan, ağustosta karnabahar
Mutfağın mutfak olalı böyle
Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı
Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene
Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma
Oysa güneş pek batmadı senin evinde
Söyle
Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.