baskentpostasitv @ gmail.com

Tüm varlığıyla bu dünyaya bir lütuf, bir armağan olarak gelmiş gibi davranan insanlar hepimizin etrafında  vardır. Yürüyüşü bile olay olur böyle insanların adeta bulunmayan Hint kumaşıdır kendileri. Sizler ne kadar da onları öyle görmek istemeseniz de onlar ne yapar eder onları öyle görmenizi sağlar. Çünkü hayat felsefeleri budur.  Aynaya baktıkları zaman kendilerini görmezler, duymazlar gördükleri kafalarında kurduğu hayal dünyaları, ulaşmak istedikleri üst düzey hedefleri, duydukları ise onlar hakkında yapılan yorumlar, beğeni cümleleri, onay cümleleri ve övgülerdir üstelik tüm bunlara ulaşmak için de ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Kendilerini de çok severler ‘sözde’. En güzeli onlardır, en iyisi, en başarılısı. En kelimesini de çok severler. Hayatta en olmak için çok çaba sarf ederler. Bakarsınız dersiniz ki ne kadar da seviyor kendisini, ne kadar da kendini önemli bir şey sanıyor diye düşünürsünüz. Ya da ne kadar da özgüvenli birisi diye düşünebilirsiniz. Sanki küçük dağları onlar yaratırlar.  Peki ama kim bunlar, kendilerini bu kadar sevmeleri neden? Bu tip kişiler Narsistik kişilik bozukluğu olan  kişilerdir.  

Narsist kişilerin dış dünyaları ne kadar havalı, ne kadar kendilerini seviyor gözükse de aslında iç dünyaları öyle değildir. Narsistler dıştan gözükenin aksine iç tarafta yani iç dünyalarında kendilerini sanıldığı gibi seven, anlayan, kendiyle gurur duyan değil; kendini hor gören, aşağılayan, acımasızca eleştiren kendini sevmeyenlerdir. Karşıdan her daim güzel övgüler beklerler ki içteki bu nefretle bu kendilerine karşı yaptıkları acımasızlıkla baş edebilsinler.  Kendileri kendilerine her şeyi söyleyebilirler şayet dışarıdan bir eleştiri geldiğinde hemen savunmaya geçer ve öfkelenirler. Peki narsist insanlarda olan bu özellikler sağlıklı insanlarda da yok mudur? Elbette vardır. Kendimize değer vermemiz, önem vermemiz, övgü beklememiz çok normaldir burada tehlikeli olan boyut karşı tarafın düşüncelerinin, yorumlarının bizim davranışlarımıza, hayatımıza üst düzey şekilde etki etmesine izin vermemizdedir. Narsist insanları her yerde görmemiz muhtemeldir;  masallarda dahi!

Pamuk prenses ve yedi cüceler masalındaki repliği hepimiz duymuşuzdur. ‘Ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünyada?’ Ayna ‘hayır efendim’ dediğinde hiç bir problem yoktu taa ki ‘evet efendim pamuk prenses var’ dediğinde tüm dengeler alt üst olana dek. İşte narsistin dünyasının dengesi de karşı tarafın iki dudağının arasındadır. Oysa olması gereken kendi hayatımızın dengesini başkalarından bağımsız şekilde kendi elimizde tutabilmektir.

Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Kim derdi ki o güvenin altında o ihtişamın altında koskoca bir nefret yatıyor.  Narsistlerin aksine hayatta her şey uç noktalardan kaçınmaktan geçer. Örneğin üst düzey sevgiden, üst düzey nefretten, üst düzey başarıdan. Boşuna dememişler ‘Her şeyin fazlası zarardır’ diye.  Üstelik hayat mükemmel olmadan da  başkalarına kendimizi ispatlamadığımızda da  başkaları bizi beğenmediğinde, eleştirdiğinde de güzeldir.

Hayat kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimiz zaman, duyduğumuz bir sözle tüm dünyamızı yıkmadığımız zaman ve her şeye rağmen kendimizi sevip kucakladığımız zaman çok çok daha güzeldir.