baskentpostasi @ gmail.com

Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü, kör oldum.

Yıkadılar, aldılar, götürdüler.

Babamdan ummazdım bunu kör oldum.

                                        Cemal Süreyya

Dün gece oturup seni yazmak istedim BABA. Düşündüm düşündüm hiçbir şey bulamadım. Çünkü seni hiç hatırlamıyorum ve tanımıyorum, neyi yazabilirim ki! Utancımdan ağladım; ağladım utandım… Evlat bilmez mi babasını… Ama gerçekten tanımıyorum seni… Ha bu arada annem yani İNCİ tanenle İzmir’deyiz. Uyandım sabahın ilk ışıklarında hem de annemin yanından kalkıp sana geldim BABA… İzmir Yeşilyurt’ta bize ekmek parası kazanmak için son nefesini verdiğin binanın önündeyim. Senin daha hayatının baharında 40 yaşında sırtında 50 kg. çimento torbası taşırken Türkçe bilmediğin için ‘Asansör Boşluğu’ ‘DİKKAT’ gibi uyarılara aldırış etmeden ölüme son adımını attığın apartmanın önündeyim… Kocaman bir bina, kim bilir kaç insan yaşıyor içinde ve kaç kişi biniyor her gün o asansöre ölümünden bihaber. Hayat böyle bir şey demek ki… Birileri birilerin yaşaması için ölmeli mi bilmiyorum ama bildiğim tek şey var sana Türkçe öğretmeyen, seni okuryazar yapmayan her kim ya da kimlerse önce kendi adıma sonra 14 çocuğun ve annem adına hakkımı helal etmiyorum…  Buna sebep olanlara beddua da etmiyorum tabi. Onların çocukları sakın yaşamasın bizim yaşadığımızı… Babam omzumu dayadım soğuk beton duvara sonra ellerimle dokundum her metrekaresine. Senin alın terin ile atılmıştı o beton; seni hissetmek için her dokunuşum… Belki de beni bizi düşünerek özlemle ilmek ilmek örmüştün o tuğlaları… Bugün bir kez daha yetimliğime, kimsesizliğime ağladım. Bu soğuk duvarın dibinde yokluğun ateş gibi yaktı içimi. 38 yıllık ayrılıktan olsa gerek sahipsizliğim indi kiriz gibi yüreğime, sensizlik ne zormuş baba. Hiçbir dil sana olan hasretimi anlatacak kadar güçlü değil ve hiçbir yürek bu acımasız yokluğu kaldırabilecek kadar güçlü değil. Ben direniyorum seni tanımadan yine senden gelen güç ve inanç ile… Sırtımı dayadığım son eserin olan bu binaya seni soruyorum Baba… Çünkü en son o gördü seni… Alın terin ve kanın var temelinde … O bilmeyecekte kim bilecekti ki seni… Suskun bir o kadar mahcuptu heybetli bina… Cevapsız kaldı tüm sorularım… Şimdi burada beni duyabiliyor musun baba, her gün uzaklardan bugün ise son nefesini verdiğin buradan sana söylediğim onca kelimeyi işitebiliyor musun? Sesim uğultulu ve ağlamaklı geliyor belki, daha çok eğilerek konuşsam beni hisseder misin canım babam? Tam 38 senedir gözlerine bakıp “baba “diyemedim sana, ellerini öpemedim, sımsıkı sarılamadım kollarımı dolayıp… Tam 38 senedir derdimi anlatamadığım, özlemiyle yandığım ve yüzünü göremediğim bir babam var uzaklarda. Biliyor musun baba bir şeye izin isterken "babacığıııııım" diye şirinlik yapma lüksüm hiç mi hiç olmadı. Ve bu yüzden güçlü kalmayı öğrenmeyi kendime şiar edindim... Baba sen öldün hüzün egemen oldu her anımıza, baharımız kış oldu. Ve hayatımızın neşesi öldü, mutluluğu söndü. Kimsesizliğimde kor alevlere döndü yüreğim, keşke son bir kez yüzünü görseydim. Biliyor musun baba bazen rüyalarıma gelip beni öpüyorsun, sonra “seni çok seviyorum” diyorsun. Ben de seni çok seviyorum aslan yürekli babam. Bana hakkını helal et baba. Ellerinden yüzünden doya doya öpmeyi çok ama çok isterdim. ‘‘Cennet mekânın olsun, Peygamberimiz (SAV) komşun cennet ehli yoldaşın, dualarım seninle olsun. Canım babam.”

Dr. İmbat MUĞLU