baskentpostasi @ gmail.com

BATI KARADENİZİN GERİ KALMA SEBEBLERİ

Batı Karadeniz’in geri kalma sebepleri sistematik olarak hiç analiz edilmemiştir. İlginç olan bu konuda bir farkındalık dahi oluşmamasıdır.  Kan kussa dahi kiren (kızılcık) şerbeti içtim diyen insanlar diyarıdır buralar… Vakayı Hayriye, Türksoylu olmayan devşirme Yeniçerininin yerini Türk soyluların almasıyla, Osmanlının en fazla Türksoylu bölgesi olan Batı Karadeniz’i yüzyıl boyunca nüfus olarak fevkalade olumsuz etkilemiştir. Vehbi Koç’un ifadesiyle, bitmek tükenmek bilmeyen savaşlarda yoksulluktan, yoksunluktan, açlıktan ya da savaş meydanlarında çarpışarak terki diyar eylemişlerdir. Bir Kastamonu Türküsünde dediği gibi, ölmeden mezara konulmuşlardır.   Hiç işgal yüzü görmediklerini de, verdikleri sayısız şehitlerini de bilmemiş, bilememişlerdir. Öğrenmeye başladıklarında ise atı alan Üsküdar’ı geçmiştir.  Savaş sırasında Türkiye’nin en yoksulu olan Batı Karadeniz halkı ülkenin sahibi olmuş, ama barış dönemi hiç bu insanların olmamıştır. Bölgenin vatanseverliği ödüllendirileceğine TÜİK tarafından ilan edilen en yoksul bölge (TR82 Kastamonu, Sinop, Çankırı)  Batı Karadeniz olmuştur.

 

BATI KARADENİZ TÜRKİYE’NİN EN YOKSUL BÖLGESİDİR

Bölge sadece yoksul değildir. En üstten girmiştir listeye…  En yoksuldur. Bundan 15 yıl kadar önce,  İdarecinin Sesi Dergisinde bir makalem yayınlandı: “BATI KARADENİZ”…  Dönemine göre çok duyulmamış tespitler vardı burada:

- Dünya Bankası ve OECD verilerine göre en fakir bölge Batı Karadeniz idi.
- Bartın, Kastamonu, Sinop ve Çankırı başta olmak üzere Batı Karadeniz de eğitim yetersizdi.
- Yollar ya yoktu, ya da standartları düşüktü.
- Sağlık kuruluşları yetersiz ve etkisizdi, vb…
- Bölgenin yağışlı iklimine rağmen köy ve mahalle içme suları yetmiyordu.
11 Eylül 2020 tarihinde TÜİK bir istatistik yayınladı. TUİK verilerine göre ‘en yoksul’  bölge ‘BATI KARADENİZ’dir.  Diğer deyişle, en yoksul Kastamonu’dur, Sinop’tur çıktı, Çankırı’dır. Oğuz Beyi Hüsameddin Çoban’nın kurduğu uç beyliğinin vatanı… Çobanoğulları yurdu.

Artık mızrak çuvala sığmıyor!...

Gelir dağılımını gösteren Gini katsayısına göre, 2019’da “Kastamonu- Çankırı- Sinop” illerinin yer aldığı KUZKA (TR 82) Bölgesi, yüzde 15 ile en yüksek yoksulluk oranına sahip bölge oldu.  Şenpazar Harmancık Köyünde hala elektrik bulunmuyor.

Tescillendi: BATI KARADENİZ TÜRKİYENİN EN YOKSUL BÖLGESİDİR.

 

TÜRKİYENİN EN YOKSUL BÖLGESİ NEDEN BATI KARADENİZ  OLDU?

 

Peki neden? Günde15-18 saat çalışan insanların yaşadığı bir bölge burası. Kadınlar üretimde ve evde söz sahibi. Çocukların ilk hatıraları keçi ve mal güderken oluşur.  Verilen işi eksiksiz yaparlar. Savaşta bile kaytaran ve kaçan olur diye Kastamonulu ve Çankırılı askerlere bağlanırmış.  O zaman başka hususlar var demektir. (Bu konulara  Hüseyin Karadeniz ile Bayram Özel programında (İstamonu TV) değinmiştik.) Her bir neden ayrı bir araştırma konusu… Ama biz kısaca bakalım: Ülkenin en zengin yer altı kaynakları ve en güzel yer üstü güzelliklerine sahip, deniz kenarında bir bölgenin,  Dünya Bankası ve TÜİK verilerine göre Türkiye’nin en yoksul bölgesi olması nasıl açıklanabilir?

 

1- Batı Karadeniz Türkiye’nin Açık Ara En Çok Şehit Veren Bölgesidir:
Batı Karadeniz Bölgesi, Savaştığımız ülkelerin bile Sevres Antlaşmasında Türk vatanından koparmaya cesaret edemediği bir bölgedir. Dahası Türkiye’ye sadece genişletilmiş bir Batı Karadeniz bırakılmıştır. Bu bölge yedi yüzyıldır seyyahlarca Türkmen yapısı nedeniyle Türkiye’nin kaidesi olarak anılır. Batı Karadeniz 1826 yılında devşirme Yeniçeri’nin kaldırılmasından beri   ordunun er ihtiyacını karşılayan en büyük kaynaktır.  20. Yüzyılın başından beri de en fazla şehit veren bölgedir. Çanakkale’de de böyledir. İstiklal Harbi’nde  de böyledir. Bu karşılıksız fedakarlık, 22 askerin 21’inin şehit olduğu “Yarımca” ve ‘Güllüce’ gibi köy ve mahalleler bırakmıştır. 25 şehit verilen “Güzlük” Köyünde sonbaharı getirmiştir. Erkek nüfusun tamamen yok olduğu “Ersizlerdere”  de kış gelmiştir.  Erkek nüfusun çok azaldığı bölgede  sadece tarla-ahır işleri kadınlara kalmamış, vatan savunması da onlara bırakılmıştır.  Halime Çavuşlar gaziler kervanına katılırken, Şerife Bacılar, cepheye silah taşırken  donarak şehit olmuş, 21 Şubat günü zamanı da dondurmuştur. Tüm  nüfusun onda biri olan Batı Karadeniz şehitlerin  dörtte birinin ev sahibidir.

Çalışma çağındaki nüfusun şehadeti bölgenin geri kalmışlığının en başat nedeni sayılabilir.  ‘Matthew Effect’ ya da diğer adıyla ‘Matta Etkisi’  en çok sosyolojik açıklama kabiliyetine sahip metottur.  Bu teoriye göre, ekonomik veya sosyal sermaye gücüne sahip olanlar bu kaynaklar aracılığıyla daha fazla güç veya sermaye kazanabilir. Terim sosyolog Robert K. Merton tarafından 1968 yılında ortaya atıldı. Bu etkinin adı İncil'deki Matthew suresinden alınmıştır. Bu etkiye göre, bir insanın sahip olduğu avantajlar veya dezavantajlar ona yeni avantaj/dezavantajlar getirir. Çanakkale ve  Kurtuluş savaşında şehit olanların bakiyeleri, doğal olarak bu sırada askerlik yapmayan ve ekonomik-sosyal-siyasi hayatı domine edenlerle uzun yıllar yarışamamıştır.

 

2- Tekke ve Zaviyeler  Kapatılırken,  Yerine  Okul ve Meslek Kursları Yapıl(a)mamaştır:
Batı Karadeniz’i gezen bir çok seyyah, bölgedeki örgütlenme modelinin Divan biçiminde olduğunu söyler. Divanlar Batı Karadeniz Bölümü’nde, bu sahaya has topografik faktörlerin bir sonucu olarak dağınık küçük köylerin bir merkez etrafında toplulaştırılması amacıyla oluşturulmuş bir idari sistemdir. XV. ve XVI. yüzyıla ait olan tahrir defterlerine göre özellikle Batı Karadeniz’de Bolu, Bartın, Kastamonu, Çankırı ve Zonguldak çevresinde yoğunlaşan divanlar, Beylikler Dönemi’nde (Çobanoğulları (1277-1309), Candaroğulları (1383-1462), İsfendiyaroğulları (1292-1383/1462) devrinde ortaya çıkmıştır. Osmanlı egemenliğine girdikten sonra da kullanılmaya devam edilmiştir. Bu modelin önemli bir unsuru olan tekke ve zaviyeler sadece bir dini teşkilat değildir. Aynı zamanda birer okul ve ahi teşkilatıdır. Tekke ve zaviyeler kapatılınca, bölgenin ahi teşkilatı ve okulları da kapatılmış oldu. Bunların yerine modern Cumhuriyet okulları yapılamamış, meslek kursları  açılamamış ve esnaf teşkilatları da büyük ölçüde ya hiç oluşturulamamış ya da işlevsel olamamıştır. Oysaki taşrada ilk lise ve meslek lisesi yapılan yer Batı Karadeniz sınırlarını içeren Kastamonu Eyaletinde kurulmuştu. Öte yandan Of yöresinin tekke ve zaviyelerine muafiyet verilmesi, bu yörenin sadece dini hayatın yönlendirilmesinde değil, bunun yanında  bürokrasi, siyaset ve ticarette fazlasıyla öne çıkmasında büyük pay sahibidir. Sadece bir ilçeden onlarca vali ve yüzün üzerinde MİA vardır.   Doğu Karadeniz’in politik dominantlığı, Batı Karadeniz’in tek bir bakanının dahi kabinede yer almaması ayrı bir yazıda incelenmesi gereken bir husustur.  

 

3- Bölgenin Yoksullaşmasında Orman Kanununun Rolü:
1956 tarihli orman Kanunu’na göre  “tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.” Bu kanuna göre orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz.  Doğal olarak yerleştiği alanın  orman alanı olarak devletleştirilmesi ile toplam alanının üçte ikisi orman olan Batı Karadeniz bölgesi, bundan en fazla olumsuz etkilenen bölge olmuştur. Ayrıca, orman envalinden bölge insanının öncelikli yararlanmasının ve bunun orman köylüsüne eşit ve dengeli bir zenginlik kaynağı olarak sunulmasının önü de henüz açılmamıştır.  Karadeniz’in   tamamına yakını orman, neden Rize, Ordu, Giresun bundan olumsuz etkilenmedi, denebilir. Çünkü, Çay imtiyazı Rize’ye, fındık teşviki de ordu ve Giresun  illerine verildiğinden, Karadeniz’in doğusu bu olumsuzluğu, avantaja çevirmiştir.  

 

4- Bölgenin Dinamiklerine Uygun Batı Karadeniz Kalkınma Planı Yapılmamıştır:
İttihad ve Terakki Fırkasından Adalet ve Kalkınma Partisine kadar yoksulluğun ilacı “kalkınma” görülmüş ve parti adlarında kalkınma yer almıştır. 1929 yılında gerçekleşen ve bütün dünyayı etkileyen kriz planlı kalkınmaya zorlamış ve 1933 ilk sanayi planı hazırlanmıştır. Bu tarihten sonra orta vadeli hazırlanan her kalkınma planında “ulusal kaynakların en yüksek ekonomik ve sosyal faydayı sağlayacak şekilde geliştirilmesi”  yanında “bölgeler arası dengesizliklerin asgari düzeye indirilmesi”, Kalkınma Planlarımızın temel amaçlarından biri  olmuştur. Ancak Dünya Bankası ve TÜİK verilerine göre Türkiye’nin en yoksul bölgesi Batı Karadenizdir.  ülkenin önemli kaynaklarına   sahipken 90 yıllık kalkınma  siyasalarına rağmen bölgelerarası dengesizlikten  bir türlü kurtulamamıştır. Zira, bölgenin Dinamiklerine Uygun Batı Karadeniz Kalkınma Planı Yapılmamıştır. Türkiye’de bölgeler arası ekonomik ve sosyal farklılıkları gidermek için bölgesel kalkınma çalışmaları başlatılmıştır. Bu amaçla ilk bölgesel kalkınma çalışmaları 1950’li yılların sonlarına doğru başlamış, 16 bölge belirlenmiştir. Daha sonra bir kaç büyük proje üzerinde yoğunlaşılmıştır.

a. Kuşkusuz,  Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Siirt, Şırnak, Batman ve Kilis illerinin tamamını veya belli bir bölümünü içeren Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)Türkiye’nin en büyük bölgesel kalkınma projesidir. Fırat-Dicle Havzası’nda 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.8 milyon hektarlık sulama sistemlerinin yapımı öngörülmüştür.
b. Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP), daha önceden kazandığı çay ve fındık gibi tarıma dayalı sanayii ürünlerinin üzerine yeni kazanımlar eklemektedir.  DOKAP’ta yer alan iller; Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Tokat ve Trabzon illeridir. Deniz ürünleri avcılığı ile yapılan üretimde ilk sırayı da %40,7’lik oran ile DOKAP bölgesi almıştır.
c. Doğu Anadolu Projesi (DAP), kapsamında; Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Hakkari, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli, Van ve Sivas illeri bulunmaktadır. Bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması kapsamında ekonomiyi canlandırmak temel hedefler arasındadır. Bölgenin coğrafi yapısına bağlı olarak çalışmaların daha çok tarım ve hayvancılık üzerinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Büyükbaş hayvancılıkta Türkiye’de birinci sırada yer alan DAP bölgesinde, Erzurum ve Kars,  en fazla sütün toplandığı iller arasındadır.
d. Yeşilırmak Havzası Gelişim Projesi’dir (YHGP), dört ili kapsamaktadır: Yeşilırmak Havzası’nda yer alan Amasya, Çorum, Samsun ve Tokat’tır. Yeşilırmak Havzası’nda Coğrafi Bilgi Sistemlerinden (CBS) yararlanılarak çalışmalar yapılmaktadır.  Ayrıca bölge 5084 sayılı Teşvik Yasası kapsamındadır.
e. Konya Ovası Projesi (KOP) Aksaray, Karaman, Konya, Niğde, Nevşehir, Kırıkkale, Kırşehir ve Yozgat illerini kapsamaktadır.  KOP; 1.100.000 hektar tarım arazisinin sulanacağı 14 adet sulama, 3 adet içme suyu ve 1 adet enerji projesi olmak üzere toplam 18 adet projeden oluşmaktadır.  Bu 5 proje yanında Zonguldak, Bartın, Karabük Projesi (ZBK) olarak adlandırılan ve  kömüre ve çeliğe dayalı sanayiye olan bağımlılığı azaltarak yeni iş sahaları oluşturmak için hazırlanan bir projeden söz edilmektedir. UNESCO “Dünya Miras Kenti” kapsamında yer alan Safranbolu ve Amasra, turizm açısından marka olma potansiyeline sahiptir. Bu proje Gideros, Hamsilos, Valla kanyonu, Dağlı Kuylucu ve Kastamonu gibi doğal ve tarihi güzelliklerle bütüncül olarak değerlendirilmelidir.
Bir başka ifadeyle Batı Karadeniz Fuarı (BAKAF) için belirlenen hinterlanttan başlanarak Düzce,  Bolu, Zonguldak, Karabük, Bartın, Kastamonu, Sinop ve Çankırı illerini içine alan  bölgesel  Batı Karadeniz Kalkınma Planı (BAKKA) bir an önce yapılmalıdır.

5- Bölge İnsanı Kendi Değerlerine Sahip Çıkmamaktadır:
Bölgeden sanatçı, bürokrat, akademisyen ve bazen de (istisnai) bakan seviyesinde batı Karadeniz’li  hemşeriler çıkmaktadır.  Yine de bunların bir kısmı Batı Karadeniz kökenli değildir. Mamafih,  Batı Karadeniz insanı kendi değerlerine de sahip çıkmamaktadır.  Öte yandan nadir de olsa  çıkabilen üst düzey politikacılar da tabandan yetişen bürokrat ve siyasal figürlere mentörlük  yapmamakta, gelişmesi için yer ve yol açmamaktadır.  Bu karşılıklı değer vermeme, Batı Karadeniz’in kabinelerde yer almasına da mani olmaktadır. Ancak, devletin bir çok belgesinde yer alan bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi için bile  bölgeden insanların en azından bakan seviyesinde adaletli bir biçimde yer alması zorunluluktur. BAKKA Planı ancak o zaman tamamlanabilir ve güzelce uygulanabilir.

6- Bölge İnsanı Bireysel Yapısını Kolektif  Bir Dönüşüme Evirememektedir:  
Bugün Batı Karadeniz ciddi bir nüfusa sahiptir. Ancak bu nüfusun önemli bir bölümü İstanbul ve Ankara başta olmak üzere diğer şehirlerde yerleşiktir.  Nüfus nüfuzdur. Ancak, kolektif kültür yoksunluğu bu nüfuzun oluşmasını engellemektedir.  Türkiye de STK yapılanmaları nedeniyle önemli bölgelerden biri kabul edilen Batı Karadeniz, aynı zamanda STK’ların partilerin arka bahçesi olması, zengin insanların sosyalleşme aracı ya da köy dernekleri diye adlandırılan etkisiz yapılar olması gibi eleştirilere maruz kalmaktadır. Ne zaman ki Sepetçioğlu Efe Oyunu yüzlerce kişi tarafından ve bireyselliği bozulmadan kolektif bir performansa dönüşür ve farklı bir kareografi sergilenir, Batı Karadeniz kültürü takım oyununu öğrenmiş olur. Yılmaz Cesur gibi değerli sanatçılarımaza duyurulur.

7- Optimal Ölçek Batı Karadeniz Ölçeğidir:
Yakın zamana kadar köy, kasaba, ilçe ve il düzeyinde örgütlenen STK’lar hiçbir zaman optimal ölçekte örgütlenmemişlerdir. Batı Karadeniz Bölgesini kapsayan tek sivil toplum kuruluşu  2019 yılında kurulan Batı Karadeniz Fırsat Eşitliği Derneği (BAKFED) dir. Bir düşünce kuruluşu, bölgesel eşitsizlikleri giderme amacındaki bir hak arama sivil toplum örgütü iddiasındaki BAKFED, bu alandaki açığı gidermeye adaydır.

Bölge insanının bireysel yapısını kolektif  bir dönüşüme evirmesi durumunda, Batı Karadeniz ölçeği, başarı için gerekli alt yapıyı  kuşkusuz sağlar. İl STK’larının vizyonu ve gönüldenliği, Batı Karadeniz’in önümüzdeki yıllarda İstanbul başta olmak üzere ülke üzerindeki başarısı ya da etkisizliğinin doğrudan müsebbibi olacaktır. Bir Batı Karadeniz duruşu şarttır.

8- Diğer Sebepler: Örgütlenme Sorunu:
Batı Karadeniz’in geri kalma sebepleri arasında birkaç şey daha tartışılabilir. Ancak, temel konu örgütlenmedir. Sinop, Çankırı, Kastamonu aşkı, Bartın, Zonguldak, Karabük sevdası, Bolu, Düzce sevgisi, Batı Karadeniz potasında erimelidir ki efsane geri dönsün!.. Dünya da ve ülkemizde yer alan her yasal örgütlenme modeli, Batı Karadeniz  ölçeğinde  kurulmalı, BAKSİAD başta olmak üzere etkinlik yapılanmaları beklemeksizin oluşturulmalıdır.

 

Değerli dostlar, Batı Karadeniz neferleri,

Er olacaksak bölgemize olalım. Göreceksiniz ki o zaman, erlerimiz şah’ta  olacak, vezir de… Kale gibi sağlam, fil gibi  etkili olacak, bölgesine er olan…

Son söz:

Batı Karadeniz  vatan için şehit oldu, yoksullaştı. Malını feda etti yoksunlaştı. Ama kimseye midare (mudana) etmedi.  Allah devlete ve millete zeval vermesin dedi. Zira, Çanakkale’nin yükü omuzundaydı. Sakarya, İnebolu’ya kulak kesilmişti. Şerife Bacı  öyle bir dondu ki, buzdan bir heykel kesildi. Taa 1970’lere kadar kimse bilemedi bunu... Çanakkale çağırdı, yetti, Sarıkamış  çağırdı yetti, Sakarya çağırdı, yetti… Urfa Şanlı oldu, Maraş Kahraman, Antep Gazi… Kastamonu şehitti… Gaziliğe, Şana, Kahramanlığa ihtiyacı yoktu… Kastamonu Kaide idi… Batı Karadeniz kaide idi.

Şimdi sıra sizde. Şehitlerin arkasına saklanma vakti bitti. Toplanın…Tam da tabanda.