m.tazeoglu @ gmail.com

Deve Kuşuna "Uç bakalım" demişler; "Ben deveyim nasıl uçayım?" demiş.
"Madem devesin yük taşı öyleyse” demişler; "Ben bir kuşum, nasıl yük taşıyayım ki?” demiş...
İşine geldiği gibi davranan, görev tanımı dışında keyfi icraatlar sergileyen kişi ya da kurumlara yapılan bu benzetmeyi belediyelerimiz ve belediye başkanlarımız için yapabilir miyiz, bir bakalım.
Şüphesiz belediyeler tüm dünyada, özellikle de gelişmiş ülkelerde demokrasinin, seçme ve seçilmenin, özgür iradenin tezahür ettiği en önemli kurumlardandır. Kendine özel belediyeler kanunu, belediye mevzuatı ve görev tanımları vardır.
Şahsi düşüncem; özellikle yeni çıkarılan Büyükşehir Kanunu ile, sayısı 30’a ulaşan Büyükşehir Belediyelerinde; il sınırları olduğu gibi mücavir alan statüsü kazanınca, belde belediyeleri kapatılıp köyler de mahalleye dönüştürülünce “Deve kuşu” görünümü ortaya çıkmıştır. Her ne kadar amaç “Ulvi” olsa da, kimi yerlerde maalesef araç yani belediye başkanları “Kirli” olmuştur.
Bazı doğu illerimizde bir milli güvenlik sorunu haline dönüşen, özerklik safsatasıyla, kendini darı ambarında gören aç tavuk misali kanun nizam tanımaz belediye başkanlarını bu konunun dışında tutmak gerekir. Zira bunlara deve kuşu benzetmesi yapılamaz; olsa olsa “Kurda kuzu teslim edilmez” atasözündeki mana benzetmesi yapılabilir. Diğer yandan üzülerek ifade ediyorum; ecdadın “Şehremini” diye tabir ettiği güzelim “Şehrin emini” sıfatını şehrin hırsızına, şehrin arsızına dönüştüren, yönettikleri belediyeleri de rüşvetin, yolsuzluğun, ahlaksızlığın merkezi haline getiren, kendini bilmez bazı belediye başkanlarını da bu güzide makamın ve güzide kurumun dışında tutmak gerekir diye düşünüyorum.
Konumuza dönecek olursak, belediyelerdeki en büyük sorun; asli vazifeleri dışında, durumdan vazife çıkarmak suretiyle keyfi uygulamalara imza atıp, kaynakların yerinde kullanılmaması, çar-çur edilmesi ve vatandaşa eşit hizmet sunulamamasıdır. Dahası merkezi idareyle yarış edercesine, başka belediyelerle afedersiniz sidik yarışına girercesine hayali projeler yaparak halkın parasını heba etmeleridir. Örnek mi istersiniz, neredeyse baktığınız her şehirde bulabilirsiniz, görebilirsiniz…
Bazı belediyelerin gelirleri yüksektir, sanayi şehridir, turizm şehridir; anlaşılabilir düzeyde büyük projeler yapabilir, ama iller bankasından gelen gelirle, çöp ve temizlik vergisiyle hizmetlerini yürüten belediyeler neden afaki projeler yapıp borç batağına girer anlaşılır şey değildir. Senede üç ay kullanılabilecek ama büyük bütçeler ayrılan teleferik yapımları mı dersiniz, belli bir zümrenin kullanabildiği helikopter taksi, deniz taksi hizmeti mi dersiniz, üzerine vazifeymiş gibi Milletler arası deniz taşımacılığı mı dersiniz ne ararsanız belediye hizmetleri arasında yer alıyor. Bir de bunlara tüm bir şehir halkının hakkı olan paraları, spora destek adı altında spor kulüplerine harcamayı, şehri tanıtıyoruz, turizmi geliştiriyoruz adı altında Avrupa’da, Balkanlar’da orda burda fink atmayı eklerseniz deve misin kuş musun sorusunu daha bir rahat sorabilirsiniz. İşin garibi, Sayıştay ya da içişleri bakanlığı denetimlerinde, ihale yolsuzlukları, rüşvet, zimmet vs soruşturulurken bu tür icraatlar için “Bu konular senin asli vazifen midir?” Diye sorulur mu bilinmez.
Biz az söyleyelim siz çok anlayın. Çünkü bu hamur çok su götürür. Sadece tüm dünyanın köyleri, köylüyü ve tarım ürünlerini olmazsa olmaz desteklenmesi gereken unsurlar olarak gördüğü bir dönemde; köyleri mahalle yapıp şehir statüsüne getirme yanlışını bile günlerce konuşup yazabiliriz. Ve elbette bu durumdan etkilenen vatandaş da, deve kuşu misali; işine geldiği zaman ben köylüyüm, işine gelmediği zaman da ben şehirliyim diyecektir.
Çaresi, düzenleyici yasalar, etkin denetimler ve yaygın eğitimdir vesselam.
Kalın sağlıcakla…