baskentpostasi @ gmail.com

Değerli okurlarım; zor bir dönemden geçiyoruz. Ülkemize karşı harici tehditler artmış, döviz rekor seviyeye çıkmış, Türk lirasının değeri ne yazık ki dibe vurmuş, işsizlik zirve yapmış, çiftçimiz esnafımız borç batağına saplanmış, bir çok sektör mensubu iflasın eşiğine gelmiştir. Ekonomik sıkıntı insanımızı boğuyor, çalışanlarımız ve emeklilerimiz aldıkları maaşla geçinemiyor, hayat pahalılığı yuvaları dağıtıyor, sosyal patlama an meselesidir. Yöneticilerimizin gündeminde niçin bunlar yok…? Niçin suni gündemler oluşturulup, gerçek gündem gözden kaçırılmak isteniyor?

10 Haziran 2021 tarihinde motorinin litre fiyatı 7,37 Türk lirası iken, 8 Haziran 2022 tarihinde 27,83 Türk lirasıdır. Yani motorinin fiyatı bir yılda yaklaşık yüzde dört yüz artmıştır. Kamyoncu ve otobüsçü esnafı, bir yıl önce aracının 200 litrelik deposunu 1474 liraya (bindörtyüzyetmişdört) doldururken, bir yıl sonra 08 Haziran 2022 tarihi itibariyle 5566 (beşbinbeşyüzaltmışaltı) liraya doldurabiliyor.

Taksici esnafımız bir yıl önce 60 litrelik deposunu 473 (dörtyüzyetmişüç) liralık benzinle doldururken 8 Haziran itibariyle 1575 (Binbeşyüzyetmişbeş) liralık benzinle doldurabiliyor.

                Vatandaş olarak, toz şekerin 50 kg. lık çuvalını  bir yıl önce 240 TL. (ikizyüzkırk) ye satın  alabilirken, bugün 1150 (binyüzelli) TL. ye alabiliyor. Aldığımız toz şekere bir yıl öncesine göre yaklaşık 5 kat daha fazla para ödemek zorundayız . Elektriğinden doğalgazına, çayından ununa kadar bir yıl içinde fiyatı birkaç katına çıkmayan hiçbir gıda ve ihtiyaç maddesi kalmamıştır.

Dolar 10 Haziran 2021 de 8,53 TL. iken 8 Haziran 2022 de 16,71 TL’dir.Yani iki katına çıkmıştır. Altının gramı 519 TL.den 1021 TL.ye çıkmıştır. İş yerlerinde kullandığımız kırtasiye malzemesinden tuvalet kağıdına kadar her şeyin fiyatının birkaç misline çıktığını görüyoruz.

Asgari ücret artırıldı. Ama maliyeti iş verene yüklendi. Yine aynı şey olacak. Asgari ücretin lafını etmek bile piyasaları çıldırtıyor. Asgari ücret daha artmadan eriyip gidiyor. Üstelik çalışma barışı da tehlikeye giriyor. İşverenin gelirleri günden güne eriyor ve çalışanların beklentilerine cevap veremez hale geliyor. Bu durum, iş yerlerinin kapanmasına ve çalışanların sokağa atılmasına yol açacaktır. Bu gidiş hayra alamet değildir. Fiyat artışlarını durdurmadan maaşları arttırmanın faydası olmayacaktır. Bu frensiz gidişe önce bir DUR! Demek şarttır. Yukarıda da belirttiğim gibi sosyal patlama an meselesidir. Allah korusun! Böyle bir durum etrafımızı saran düşmanlarımızın beklediği bir fırsattır. Bu kötü gidişatı dış faktörlere bağlamak,  yönetimdeki beceriksizliği örtmek için yeterli bir sebep değildir. Başarısızlığa her zaman bir mazeret bulanabilir, önemli olan mazeret değil çözüm üretmektir. Rahmetli Özal’ın herhalde ruhu sızlıyordur. Çünkü onun orta sınıfı yok edildi. İki sınıflı toplum haline getirildik. Biri, iktidarın nimetlerinden istifade eden yüzde yirmilik mutlu azınlık, diğeri yüzde seksenlik kesim. Yani, vergileri ve emeği ile yüzde yirmiyi doyurmaya çalışan hizmetçi sınıfı.

Ülkemizi yönetenler bilmelidirler ki; yönetmek bir hak değil, bir süreliğine verilmiş bir vazifedir. Bu vazifeyi layıkıyla yapmayanlar, elbet bir gün layık olduğu muamele ile karşılaşacaklardır.