m.tazeoglu @ gmail.com

Bilimsel sağlık verilerine göre en çok virüs yayılımı evlerde oluyor diyoruz ama insanları evlere tıkıyoruz...
Koronovirüs’ün en büyük düşmanı “D” vitamini yani temiz hava ve güneş diyoruz ama insanları doğaya, parka bahçeye çıkarmıyoruz, dahası kan dolaşımı için, bağışıklık sistemi için mutlaka yürüyüş yapılmalı diyoruz ama sitelerde özel güvenlikler marifetiyle site içlerinde bile kısıtlamayı daha da sıkıyoruz... (Kim bilir belki de, kolluk kuvvetleri yeşil alanda, açık havada tek başına maske takanları uyarıp “Lütfen maskenizi çıkarın temiz hava çekin çiğerlerinize!” diye ikazlarda bulunması lazım)
En çok bulaşın ve vakanın olduğu Büyükşehir sakinlerini vakanın az olduğu bölgelere yani memleketlerine sistematik ve akla ziyan bir biçimde dağıtmış oluyoruz...
İnsanımızın temel davranış ve karakterini bilmemize rağmen, üç beş günlük tatilleri bile fırsata çevirmek için otogarlara, havalimanlarına hücum eden bir milletin 19 günlük kısıtlamayı tatil fırsatına çevireceğini düşünmeden Bayramı da kapsayacak şekilde, 19 günlük “Tam kapama” ilan ediyoruz...
Uygulanabilir ve sürdürülebilir olmayan yasaklar ve cezalar ile halkı kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya getirip, nerdeyse dokunsan patlayacak olan küçük esnaf ve dar gelirli vatandaşa hayatı iyice çekilmez hale getiriyoruz.
Sanki toplumun tamamı elinde bilgisayar E-Devlet uygulamasıyla yaşıyormuş gibi, HES kodu, yol izni, görev kağıdı gibi tüm kırtasiye işlerini e-devlet üzerinden istiyoruz ve bekliyoruz...
Her yer kapalı ama, bankalar, noterler, lastikçiler vs açık; kafe-restoranlar ve tüm yeme içme yerleri kapalı ama, otellerin kendi mekanları, dinlenme Tesisleri açık vb gibi tezat uygulamalarla pandemi ile mücadelenin amacından uzaklaşmış görünüyoruz...
Aşılamada tüm dünyaya ilan edercesine en çok turizm bölgelerine yoğunlaşarak turizmi canlandırmaya çalışırken bir bakıma “Bitiyle, itiyle” ve hastalığıyla ülkemize gelecek turistlere “Gel gel” yaparak turizm geliri uğruna, yani para uğruna kendi sağlığımızı ikinci planda tutarak bir nevi turizme feda ediyoruz...
Bilim kurulu tavsiyelerini ülkenin ekonomik ve sosyolojik yapısıyla imtizaç ettirmeden, siyasete yön verir tarzda aldığı “Tuzu kuru” ve de “Masa başı” tavsiye kararlarını motomot tatbik ederek, vatandaşı kendi çaresini üretmeye teşvik ediyoruz ve kanunsuzluğu körüklüyoruz...
Kanunsuzluğu ilke edinmiş, ilkesiz ve duyarsız vatandaşı bir kenarda tutarsak; vatandaş dertli, stresli ve endişeli, kolluk güçleri ve sağlık mensupları da yorgun ve stresli olunca sosyal patlamaya doğru hızla ilerliyoruz...
Tüm bunlara karşın, sadece emir ve yasakların iletilmesini üstlenen ama pandemi ile ilgili bilgilendirme, bilinçlendirme ve eğitim çalışmalarına zerre kadar zaman ve bütçe ayırmayan TV, Radyo, Sosyal Medya, yazılı-sözlü basın sanki aynı gemide değilmişiz gibi davranmaya devam ediyor. Digital medyada vatandaşı iyice baydıran Yeşilay reklamlarını ayrı tutmak lazım ama; o da “Koronovirüs sigara içeni sever” dese de başka bir düşünceye göre sigara içenlere bu illet daha az bulaşıyormuş...laughing Velev ki sever; ama koronavirüsün tek derdi ve gündemi sigara değil ve olamaz...
Sağlıcakla kalın...