ayavuz.irgatoglu @ gmail.com

ÇELİŞKİLER YUMAĞI

Türkiye’de Covid-19 salgını bir yılını geride bıraktı. Çin’in Vuhan kentinden ithal edilen Koronavirüsü, dünyanın sistemini ve insanların düzenini altüst etti. İnsanlık büyük bir sınava tabi olurken, bu süreçte yaşanan çelişkiler hepimizin kafasında soru işaretleri oluşturmaya devam ediyor.

Türkiye bir yılda 47 milyon test yapmayı başardı. 4 milyon 800 civarında vaka tespit edildi. 39 bin 700’den fazla kişi hayatını kaybetti. 4 milyon 256 bin kişi iyileşirken, hali hazırda 3 bin 580 ağır hasta var. Genel tablo bu. İki satırda özetlense de bir yılda yaşananlar, ciltlerce kitap olacak türden acılara sebep oldu.

Bir yıl sonra günlük vaka oranlarının 60 binlere çıkmasıyla “tam kapanma” gündeme geldi. Oysa geçen yıl bu tarihlerde, yani 28 Nisan 2020’de Türkiye’de günlük vaka sayısı 3 binlerde, vefat sayısı 90’larda ve test sayısı ise 30 binlerdeydi.

Bugüne geldiğimizde günlük test sayısı 278 bin, vaka sayısı 37 bin 500’lerde, vefat sayısı 330’larda.

Virüsün ülkemizde görülmeye başladığı günleri hatırlayın lütfen. İlk önce umreden gelenler hedef alınmış ve kamuoyunda “Umreciler virüsü ülkeye taşıdı” algısı oluşturulmuştu. Yurt dışından gelenler başta olmak üzere, test sonucu pozitif çıkan herkes apar topar karantinaya alınıyordu. Hatta bununla da kalınmıyor, temaslı olanlar da yurtlara yerleştiriliyor, özel düzenekli sedyeler ve ambulanslar televizyon ekranlarında her haber bülteninin ilk maddelerini oluşturuyordu.

Türkiye’de bunların yaşanmasının en temel nedenlerinden biri Çin’de sokakta yürürken düşüp ölenler, markette alışveriş yaparken bayılanların oluşturduğu algıydı. Neticede insanın canı kıymetlidir. Ölüm hepimiz için soğuk bir kavram. Hiç kimse “normal” bir ölümün dışında bu dünyadan göç etmeyi istemez.

Vaka sayıları artmaya, ölüm haberleri çoğalmaya başlayınca, Türkiye başından beri önlem almak için teyakkuza geçti. Elbet de hükümetlerin görevi vatandaşını ve ülkesini korumaktır. Tedbir almak en doğal ve zorunlu haldir. Bu konuda başarılı bir sınav da verildi, ta ki çelişkiler ortaya çıkmaya başlayana dek.

İlk tartışmalar karantinaya alınanlara uygulanan ayrımcılıkla başladı, ardından bunu testlerin güvenilirliği, belli kesimlere ayrıcalık tanındığı konusu takip etti.

Sonra belediyelerin (bilimsel temele dayanmayan) uygulamalarıyla maskeli ve tulumlu personellerle,  temizlik araçları, droneler, tonlarca köpüklü su ile caddeleri, sokakları, parkları yıkayarak, havaya dezenfektan püskürterek vatandaşta oluşturduğu korku iklimi… (Bir süre sonra bu yöntemin yanlış olduğu anlaşılmış olacak ki daha fazla vaka ve vefat olmasına rağmen 2021’de bunların hiçbiri yapılmıyor!)

Tüm bunlar yaşanırken yüz binlerce kişi işinden, binlerce esnaf rızık kapısından oldu. Hükümetin açıkladığı destek paketlerinin yanı sıra “Biz bize yeteriz Türkiye’m”  kampanyası başlatıldı.

Merkezi hükümetin kampanyalarına karşı muhalefette olan belediyelerin başlattığı kampanyalar “iki başlılık” gerekçesiyle eleştiri konusu olup, hatta bunların bir kısmı engellendi. Vatandaş ekmeğini düşünürken, TV ekranlarında kamuoyu haftalarca “Kim haklı?” diyerek bu konuları tartıştı.

Bizdeki gibi birçok ülke Covid-19’u tartışırken, Çin amacına ulaşmış ve virüsü dünyaya ihraç etmişti.

Virüs yayıldıkça uygulamalar, kampanyalar, organizasyonlar çoğaldı. Türkiye “Hayat Eve Sığar” (HES) uygulaması ile “Evde hayat var” deyip bir dizi önlem aldı.

Virüsün verdiği ekonomik tahribatlardan bunalan vatandaşlar “Hayat eve sığmıyor” sitemiyle 100-120 metre karelik evlerinde bunalıp, 6 metrekarelik balkonlara sığındı.

Vakalar artmaya, ölümler çoğalmaya başlarken, maske, mesafe ve temizliğin hak getirdiği parti kongreleri, kaçak düğünler, kalabalık cenaze törenleri, meydanların turistlere serbest olması, kayak merkezlerinin dolup taşması yeni tartışma ve çelişkiler yumağına dahil oldu. Kural koyanlar kurallara uymadan, vatandaştan o kurallara uymasını bekliyordu.

Özel araçlarda bile maske uygulamasının zorunlu tutulduğu, oksijensiz yaşama mahkûm etme uygulamaları yaşam ve ölüm arasındaki çıkmazlardan birini oluşturdu. Eskiden 8 adet kapsül ilaç yutanlar “intihar girişimi” diye mide yıkamasına tabi tutulurken, virüse karşı aynı anda 8 kapsül ilaç önerildi.

Son olarak, küresel sistemin yeni silahı olan virüse karşı “aşı savaşı”, caddeleri köpükleyen belediyeleri, özel korunaklı sedyeleri, pozitif çıkan her vaka ve temaslının karantinaya alınmasını çoktan unutturdu.

Ne hikmetse bu sene hiç grip vakası yaşanmazken, bir yıldır oksijensiz yaşama mahkum olmuşken, aşılama her geçen gün artarken, bir dizi yasaklı tedbir alınırken;  temizlik, maske ve mesafeye daha fazla riayet edilirken, Covid-19 vakasındaki yaşanan çelişkiler neyin nesidir?