m.tazeoglu @ gmail.com

Üniversite yıllarında bir hocamız “Yaptığınız her işte ciddiyet olmalı” derdi. Öğrenciyseniz öğrencilikte, eğitimciyseniz eğitiminizde, yöneticiyseniz yönetiminizde, siyasetçiyseniz siyasetinizde, hâsılı kelam hayatınızın her alanında yaptığınız işi ciddiye almalısınız...
Şimdi anlaşılıyor ki bir seçim atmosferine daha giriyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber alışık olduğumuz seçim sonrası koalisyonlar yerine; seçim öncesi ittifakları görüyoruz ve yaşıyoruz. Her partiden siyasi liderlerin seçim öncesi siyaset sahnesindeki performanslarını izliyoruz. Haliyle bahsettiğimiz CİDDİYET meselesi burada da çok önem arzediyor. Acaba siyasette ciddiyet nasıl olur?


Ciddiyeti anlatırken hocamız, şöyle bir örnek de vermişti aklımda kalan:


Mesela demişti; bir fırının önüne koca bir kamyon dolusu un gelmiş ve bu çuval çuval unların boşaltılması için hamal lazım. İri yarı, uzun boylu güçlü kuvvetli biri olduğu anlaşılan fakat siyah takım elbisesi ve kravatıyla biri çıkıp gelse, “ Ben bu un çuvallarını taşırım!” dese, bilin ki bu adam bu işte CİDDİ DEĞİLDİR! Bu iş bu adama verilmez demişti. Ama başka bir adam çıkıp gelse; üstü, saçı, başı hatta kirpikleri bile bembeyaz un içinde ve de zayıf, cılız bir adam, “Ben bu unları taşırım!” dese, bu iş bu adama verilir, çünkü bu adam ciddidir... Çünkü bu adam FENA Fİ-L UN, yani unda fani olmuştur, demişti...
Şimdi siyaset yapacak kişiler de, hele hele halkı temsil edecekse; FENA Fİ-L HALK yani halkta fani olmalıdır ki ciddiyeti anlaşılsın.
Halkta fâni olmak demek; HALK ADAMI OLMAK demektir.
Halkta fâni olmak demek; HALKIN AĞLADIĞINA AĞLAMAK, GÜLDÜĞÜNE GÜLMEK demektir.
Halkta fâni olmak demek; EMPATİ YAPABİLMEK, kendini halkın yerine koyabilmek demektir.
Halkta fâni olmak; bağdaş kurup FAKİR SOFRASINA oturmak, YETİMİN, ENGELLİNİN başını okşamak, YAŞLININ elini öpüp duasını almak, ESNAFIN gönlüne girebilmek, EV HANIMININ hayatını kolaylaştırmak kısaca HALKIN İÇİNDE OLMAK, RUHUNA TERCÜMAN olmak demektir...
Velhasılı; iyice zorlaşan hayat şartları karşısında iktidara talip olanlar; halkın kendisini bulduğu, duygularına tercüman olduğu, güven duyduğu ciddi kişiler olmalıdır. Ciddi dediysek, yüzü sirke satan, sıcak ekmeğe yüzü gülmeyen, latife bilmeyen, sadece devletin soğuk yüzü değil, yaptığı işin ciddiyetinde ve sorumluluk bilincinde olan kişiler olmalıdır.
Ciddi dediysek, siyah ruganları ayağına geçirip, lacileri giyip, makam arabasına Kırmızı-Mavi ışıklı çakarları takıp, sirenleri çakıp, milletin parasıyla millet üzerinde tahakküm oluşturmak asla ciddiyet değildir!
Elbette devlet yönetmek ciddiyet istediği gibi, muhalefet yapmak da aynı oranda ciddiyet ister. Tespitlerini, eleştirilerini ciddiyetle ve doğru yapmalıdır ki “Denetim” görevi görebilsin. Aksi halde “Yalancı çoban” misali inandırıcılığını yitirir.
Aynı şekilde siyasette, adaylar üzerinde karar vericiler de değerlendirmelerinde ciddi olmalıdır. “Falanca filanca ne der?” “Falancanın yakını, filancanın akrabası” ya da “DESİNLER” diye liyakat gözetmeden bir tercih yapmak da en büyük ciddiyetsizlik olacaktır.
Bu meyanda cümlelerimi tamamlarken son zamanlarda; ne ülkemize ne de kimselere bir faydası olmayacak siyasi tartışmaların içine çekilen, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün en sevdiğim şu sözünü de son cümle olarak kullanmak istiyorum:
VATANINI EN ÇOK SEVEN, GÖREVİNİ EN İYİ YAPANDIR” vesselam!
Sağlıcakla kalın...