seyfiuzunkok @ gmail.com

Başkent Postamızın kıymetli okuyucuları, hepinize selam ve muhabbetlerimizi sunarak Nisan-2022 köşe yazımızı dillendirmeye başlayalım izninizle…

Öncelikle, Ramazan-ı Şerifimiz Türk- İslam Âlemine hayırlı, bereketli ve mübarek olsun diyor, insanlık âlemine sağlık, huzur ve barış getirmesini temenni ediyoruz…

Dünyadan yöremize doğru göz atıyoruz; yazımızı kaleme aldığımız esnada Ukrayna’da ki insanlık dramının 37. Günü yaşanmaktaydı. Henüz ateşkes bile ilan edilememiş, ülkenin en ücra köşeleri bile bombalar altında inim inim inliyordu. Halk büyük bir mağduriyet yaşamaktaydı, milyonlarca Ukraynalı kara kışta yollara revan olmuş, sığınacak sıcak bir mekân ve bir kap yemek arıyordu.

Savaş acımasız yüzünü bu kez Ukrayna’dan göstermişti, modern dünyanın Gelişmişlerine… Zannederiz onlar da kendilerini sorgulamaya başlamışlardır herhalde… Böyle giderse bugün sana, yarın bana olacak diye…

Ülkemize gelince; elveda Balkanlar, Kırım, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey ve Orta Afrika’dan bu yana, güzel ve şirin Türkiye’miz, gönül coğrafyamızın daima emniyet duyduğu bir sığınağı olmuştu. Deyim yerindeyse, kendisi yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş, yetimin, garibin hakkını hukukunu kollamış, okutmuş ve eğitmiş velhasıl onlara insani himayecilik şemsiyesini hep açık tutmuştu. Bunu öyle medyanın önünde flaşlar patlatarak yapmamış, bir gözün gördüğünü diğer göz görmeden bir elin verdiğini diğer el bilmeden ve de hiç bir karşılık gözetmeden yüce gönüllülükle gerçekleştirmişti. Allah emeği geçen herkesten razı olsun. Bu, asil Türk Milletine Rabbimizin yüklemiş olduğu bir vazifeydi, nesilden nesile aktarılarak devam edecektir inşallah.

Yaşadığımız yöre Kastamonu’ya gelince, bunu zaten Başkent Postası Kastamonu ilavesinden takip ediyorsunuz. Biz de bu basın ailesine dâhil olmuş ayda bir düşüncelerimizi bize ayrılan köşeden sizlere aktarmaya gayret ediyoruz.

Bildiğiniz üzere, “Başkent Postası-Kastamonu” ‘da, bundan tam bir yıl önce, Nisan-2021’de “ULUSLARARASI MARKASIYLA TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ KASTAMONU-2018 ÜZERİNE DUYGU VE DÜŞÜNCELER” adlı yazımızla, siz saygıdeğer okuyucularımıza merhaba demiştik. İlk yazımızın, aynı ay içerisinde basılı gazeteden önce internet ortamında köşe yazısı olarak yayınlanması ise, bizi gerçekten çok şaşırtmıştı.

 Bu gün de, şaşırmaya devam ediyoruz; Kıymetli Seyfi Bey ve Turgut Bey kardeşlerim Mart-2022 tarihli yazımızın hemen akabinde bir gün ziyaretimize gelerek; “ – Sayın Hocam, canlı yayın stüdyomuz tüm donanımlarıyla hazır, emrinize amade; konuk alıp konuk olabilirsiniz. Bu kapsamda, Kastamonu Gündemi adlı programımızda 15 Mart günü 10.30’da sizi misafir etmek istiyoruz, müsaitseniz…” deyince “- Elbette memnuniyetle...”  dedik ve ertesi gün stüdyoda buluştuk. Uzaktan eğitimde alıştığımız ekran rahatlığı içerisinde, YouTube kanalından 45 dakikalık bir söyleşi gerçekleştirdik.

Günümüzde dijital ortamda sohbetler güzel bir moda oldu adeta sanki… Uluslararası sempozyum ve kongrelerde çok az masrafla hatta masrafsız bilimsel bilgi üretiliyor ve yayılıyor. Öte yandan, sanal âlemde, sanal eğitimler ve sanal görüşmeler daha kolay, ucuz ve daha rahat… Ayrıca herkes moderatör herkes yayıncı, ekranın önünde olma duygularımızı da tatmin ediyoruz böylece, kimseye müdara etmeden…

Seyfi Uzunkök arkadaşımızın yönetiminde ki sohbetimizin konusu, memleket meselesi üzerineydi. Samimi bir havada geçen bu sohbetten sonra birçok dinleyici ve izleyiciden tebrik mesajları ve telefonlar aldık. Bu vesileyle bizi yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu söyleşinin düğüm noktası olarak birkaç ifade dikkati çekmişti; bu ifadelerden ikisi 1978’den beri sürdürdüğümüz ve her ortamda dillendirdiğimiz eğitimcilik birikimimizden süzülen Nasihatlerle ilgiliydi. Deyim yerindeyse yazımızda ki üslup, hayat tarzımızdaki modellerimizdi. Bunlar;

a)         “YER KÜREYİ DÜŞÜN, YÖRENİ KAVRA, KÜLTÜRÜNÜ YAŞAT. ”:

İlki, özellikle entelektüel sermayesi oluşmuş insanlarca değerlendirilmesi elzem olan hususlarla ilgilidir: Üzerinde yaşadığı dünyada olup bitenleri, dünyayı yöneten yasaları, kurumları ve ilişkileri bilmek, yani “Yaşadığı yer küreyi anlamak zorunluluğudur.”

İkincisi;  Havasını teneffüs ettiği, suyunu içtiği, topraklarında huzur ve güven içerisinde dolaştığı ülkesinin; dününü, bugününü ve yarınını anlamak, sorunlarını sorgulamak, çözümüne katkıda bulunmak, yani “yöresini kavramak durumudur.”

Üçüncüsü ise; Yaşadığı toplumda, birlikte olduğu kişilerin hak ve sorumluluklarına saygılı, anlayışlı ve düşünceli davranabilmek; ortak yüzyılların ortak yaşamışlığının ürünlerinin değerini bilerek, bunların kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamak, çağın gereklerine göre güncellenmeyi başarabilmek, yani “ kültürünü yaşamak ve yaşatmaktır ”

b) “ ÇARESİZSENİZ ÇARE”SİZ” SİNİZ” ; yani ne ararsanız önce kendinizde, içinizde arayın yaklaşımında bir bilinç sahibi olmak demektir.

Altı çizilen diğer mevzumuz da,  DİASPORA VE KASTAMONU ilişkisiydi.

Gerçi bu konuyu, Seyfi beyle Kastamonu Gündemi adlı sohbetimizde bir nebze aydınlatmış, Mart-2022 yazımızda da Diaspora konusuna tanım düzeyinde bir giriş yapmıştık. Ancak,  Diaspora ifadesi hala kafa bulandırmaya devam ediyordu. Çünkü bizler, tarih boyunca Yunan, Yahudi ve Ermeni diasporalarını duymuş, emellerinin ise; tanınma, toprak ve tazminat talebi olduğunu öğrenmiştik… Bu kavram; bizde etniklik, azınlıklar … vb. durumları çağrıştırıyordu. Günümüzde de sığınmacılar, sürgünler ve zoraki göç ettirme olayları, bu kavramın içerisine yerleştirilmiş bulunmaktaydı. Öyleyse, ne alakaydı Kastamonu ve Diaspora, hele de turizm olgusuyla nasıl ilişkilendirilebiliyordu bu husus?

Bu soruyu soran ve merak eden okuyucularımıza hak vermemek mümkün değildi. Öte yandan, sadece diaspora tanımı, mevcut durumu aydınlatmaya gerçekten yetmiyordu. Öyleyse, ölçüt olarak bu konunun temel özellikleri neler olabiliri tespit ederek işe başlamak ve sonra da Kastamonu’yla ilişkisini kurmaya çalışmak en uygun yöntem olacaktı.

Tüm dünyada, diasporayla ilgili ilk ortak yaklaşım; “ dağılma ve yayılma” olarak kabul edilmektir. Sonra ise, sırasıyla aşağıdaki özellikler ortaya atılmış bulunmaktadır.

Bu ölçekle Kastamonu’yu kıyaslarsak aşağıdaki sonuca ulaşmaktayız.

1.      “Kendileri ya da ataları, belirli bir merkezden, iki veya daha fazla çevre veya yabancı bölgeye dağılmışlardır. ”  Bu ifadeye Kastamonu açısından göz atınca, ilk bakışta; ana memleketlerinden yurt dışında farklı ülkelere dağılmış, yurt içinde de değişik illere aş için iş için giden milyonlarca gurbetçi hemşerimizin olduğunu görmekteyiz.

2.      “ Anayurda ilişkin (fiziki konumu, tarihi ve başarılarını da kapsayan) ortak bir

hafıza, vizyon veya mitosu korurlar.” Bu ifadeye göre, Kastamonu’dan Türkiye’ye özellikle de İstanbul, Ankara, Bursa illerine yayılan ve dağılan hemşerilerimiz; Kastamonu Günlerinde, Kastamonu Kültürünün altın sayfalarıyla ilgili etkinliklerde zaman zaman bir araya gelmektedirler. Bu çabalar, kültürel kimlik açısından nesilleri dinamik tutmaktadır.    

 3. “Tarihsel anavatanlarını, kendilerinin gerçek, ideal evi olarak kabul ederler.” Bu ifadede yer alan husus; sılaya özlemin ötesindedir. Kastamonulu hemşerilerimiz, yıllar geçmiş olmasına rağmen, ana yurtlarını, kıymet hükümlerini asla unutmamışlardır. Özellikle dini bayramlarda, düğün ve ölüm gibi olaylarda, yaz etkinliklerinde, kentlerine ve köyleri mutlaka gelirler ve oralarda yaşayan yakınlarıyla hemhal olurlar.

4.” Hep birlikte, anayurtlarının korunması veya yeniden yapılandırılması ve ana vatanın güvenliği ve refahı için çalışmaları gerektiğine inanırlar.” Bu ifadeye göre Kastamonu- Diaspora ilişkileri henüz başlangıç aşamasındadır. Özellikle İstanbul’da yaşayan hemşerilerimiz daha bilinçli adımlar atmaya başlamıştır; eskiden illerine ilçelerine ve köylerine camii, okul yaptırıp vefat eden yakınlarının adını yaşatan eserler imar ediyorlardı şimdi artık daha sosyal ve kültürel hizmetlere katkıda bulunmaya yönelmişlerdir. Bunun en somut örneği ise,  Bozkurt sel felaketi esnasında gerçekleştirilen yardımlaşma ve dayanışmadır.

5.” Anavatanla bağlarını korumaya devam ederler ve yöresel bilinçleri ve dayanışmaları, önemli ölçüde bu ilişki üzerinden tanımlanır.” Bu ifadeyle ilişkili olarak, Kastamonuluların anayurtlarıyla derin ilişki içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Hatta köy gruplaşmaları bu noktada daha etkilidir denebilir.

6. “ Diasporayı oluşturan kişilerin sayısal toplamı, ekonomik ve siyasal güçleri önemli başarı etkenlerdendir.” Bu ifade Kastamonu’ nun gizli gücüyle alakalıdır. Aslında bir aysberg gibidir. Etkin ve verimli değerlendirilebildiğinde çok güçlü lobicilik faaliyetleri gerçekleştirebilir. Münferit çabalar, kişisel menfaat hamleleri,  gücü maalesef bir nebze etkisizleştirmiş gibi görünmektedir.

7. “Örgütlü bir topluluk, diasporanın en önemli göstergesidir.”  Kastamonu açısından bu ifadeyi değerlendirdiğimizde; öncelikle İstanbul’da 1980’li yıllardan itibaren köy köy dernekleştiğini sonra ilçe ilçe ve ardından federasyon ve Konfederasyon oluşturduğunu, tespit ediyoruz.  Artık KAS-DER ve KAS-KON gibi marka hemşeri STK'larımız mevcut durumdadır. Ankara’da ve Bursa’da da dernekleşmenin gerçekleştiğini ve giderek geliştiğini gözlemliyoruz.

 Gelelim sonuca, yukarıdaki analizde de gördüğümüz gibi, yurt içinde ve yurt dışında hep varız ve oldukça güçlüyüz. Diasporanın tüm özelliklerini bünyemizde taşıyoruz. Ama ne yazık ki attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değmemiş bu güne kadar…

O halde ne yapmak gerek? 

Diaspora topluluklarının aidiyet duygularını, kimliklerini, kültürel birikimlerini, anayurtlarından taşıdıkları coğrafi işaretli ürünler ve somut olmayan kültürel miraslar yoluyla sürdürmeye çalıştıkları bir gerçektir. Öyleyse önce Kastamonu’nun il dışındaki STK’ları; nesillerini kimlikli hale dönüştürmeli, yöre kültürünü kavratmalı ve planlı gezilerle de anayurtlarının doğal ve kültürel miraslarını yerinde inceletip öğrenmelidirler.  

Artık Kastamonu; kendi diasporasını, gurbetçilerini öncelikle anayurt lobiciliğiyle tanıştırmalıdır. Bunun için ise; sanatta, edebiyatta, akademik alanda, siyasette, ticarette, medyada, sporda olabildiğince etkin hale gelinmelidir, diyor; selam ve saygılarımızı sunuyoruz…