ayavuz.irgatoglu @ gmail.com

Diyanet İşleri Başkanlığı Allah’a hamt, Peygamber (s.a.v)’e salavat, inanları ise bilgilendirmek amacıyla dua ve öğüt niyetiyle her hafta camilerde Cuma hutbesi okutturuyor. 26 Şubat 2021 günkü Cuma hutbesinin konusu ise “Zor zamanlarda maneviyatımızdan destek almak” başlığı ile verildi.

Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc)’ın kullarına “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” mesajı ile başlayan hutbe; dünyadaki sıkıntı, imtihan, musibetler ve buna karşı yapılması gerekenlerle devam etti. İman ve salih amel tavsiye edildikten sonra “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!” ayeti hatırlatıldı.

Devamında “İyi günlerimizde olduğu gibi, zor zamanlarda da Allah’a olan sevgimizden ve güvenimizden güç almalıyız. Çetin sınavlar karşısında mümin olarak öncelikli sorumluluğumuz, elimizden gelen bütün tedbirleri almaktır… Asla umutsuzluğa kapılmamak, inancımızı ve direncimizi kaybetmemektir… Müminin Rabbine dayanarak, kendine güvenerek ve kardeşleriyle yardımlaşarak zorlukları aşabileceğini unutmayalım…”

Hutbenin bitiminde imam efendi şu duyuruyu yaptı: “Türkiye geneli yurt içinde ve yurt dışında inşaatı devam eden camiler, Kur’an kursları için yardım toplayacağız. İkinci duyurumuz ise Suriye’nin İdlib kentinde çadırda yaşayan Müslüman kardeşlerimizin briket ev yapımı için yardım talep ediyoruz…”

Sonra… Arkamdan gelen kısık bir ses ile irkildim: “Aylardır işsizim ve çocuklarım aç, biraz da milleti düşünsen hoca…” Bu sesi duyduktan sonra “Demek ki vatandaşımız mabetlerimiz olan camilerin inşaatı ve Suriyeli kardeşlerimizin yaşadığı ızdırap kadar kendi derdiyle de dertlenilmesini istiyor” diye düşündüm.

Hatırıma bir anda Rasim Özdenören’in “Müslümanca Yaşamak Üzerine Denemeler” kitabında okuduğum “Açlık korkusu” konulu bölüm geldi. Dünya düzeni, ülkelerin sistemi, içinde bulunduğumuz gelir adaletsizliği günümüz insanı için en önemli olayın iktisadi hayat olduğunu gösteriyor.

Kafalar rızk kaygısı ile öylesine doldurulmuş, yarınlar o kadar belirsiz olmuş ki artık her şey bir meta gibi alım satım konusu haline dönüştürülmekte. Siyasetçilerden sıkça duyduğumuz “Bize hesabi değil hasbi olanlar lazım” arayışındaki “hasbi davranışı” neredeyse kimseden bekleyemez hale geldik.

Günübirlik yaşantımızda kimseye “Allah rızasından” bahsederek bir ricada bulunamaz haldeyiz. Komşuluk, dostluk ilişkileri bile ucunda çıkar olup olmadığına göre bir değer kazanmakta ya da kaybetmekte.

Hatır gönül, Allah rızası ve hasbilik çoğumuz için unutulmuş, uzaklarda kalmış bir hatıra oldu sanki.

Gazetelerin manşetleri, televizyonların, radyoların ilk haberleri, köşe yazıları, makaleler hep iktisatla ilgili konulara değiniyor. Gözlerimiz televizyon ekranlarının sağ alt köşesindeki döviz bilgisine odaklanır oldu.

Uluslararası ilişkiler, kişisel ilişkiler hatta aile içi ilişkiler bir ucuyla hep iktisadi olguya dayandırılarak anlatılmaya çalışılıyor. Devrin adını “kazan kazan” koydular. Artık minicik çocuklar bile kısa yoldan para kazanmak ve köşeyi dönmek sevdasına kapıldı.

Okunmayan gazeteler, “okunsun/satın alınsın” diye çeşit çeşit kampanya düzenliyor. “Gündelik yaşantımızda materyalisttik bir tablo ile karşı karşıya bulunuyoruz.” Hal böyle olunca hayat içinde, “Allah rızası, hasbilik ve öte dünya endişesi” kimseyi fazla ırgalamıyor! “Yarın” diye düşündüğümüz şey öte dünyadan ziyade makam, mevki, şan, şöhret, ihale, arsa, gökdelen oldu.

Kafaların materyalistik verilerle şartlandığı, dar gelirlilerin rızık kaygısıyla günlerini geçirmeye çalıştığı, zengin denilen kimselerin haz peşine düştüğü bir ortamda; Allah’ın emirlerinden, öte dünyadan bahsetmenin insanın hutbe esnasında bile yadırgamasına şaşmamalı.

Şaşmamak için ne yapmalı? Materyalistik düşünme tarzının dışına çıkmak gerekmektedir. Ama insanız neticede, yarınımızı garanti altına almak ve bunu görmek de istiyoruz. Diyanet’in dediği gibi “Bu dünyanın sınavlarını azim, sabır ve şükür terazisinde tartıyoruz” fakat arkadan duyduğumuz kısık sesli talebe somut yanıt da bulamıyoruz.