halitkorkmaz0661 @ gmail.com

Diyarbakır Cezaevi Artık Müze

Güller, laleler ve bütün çiçekler solar; çelik ve demir kırılır fakat dostluklar ve kardeşlikler asla kırılmaz.

Zulüm veya barışa kapı açan rejim değil uygulayıcılarıdır.

Zulümden bahsediyorum, suçluları adalete teslim etmekten değil.

Zulmetmek bir  insanlık suçudur.

Cumhuriyet kuruldu kurulalı bir güruh huzursuzluk yaratarak huzur sağlamaya çalışıyor.

İtâatkâr ve bîat eden toplum istiyorlar.

Amaç tek tip insan yaratmak.

Bunun için bacağı uzun olanın bacağını kesip kısa olanı protezle uzatıyorlar(!)

İnananların dinlerini yasaklayıp dinsizlere kendi yaşamlarına itâatle bağlanmalarını mecbur tutuyorlar.

Tek tip insan yaratmak için tornaya sokulmadık Türk, Kürt, Arap, din, sınıf, mezhep ve meşrep kalmamış.

Tornanın başında kadim Anadolu kültürü, inancı ve toprakları ile hiçbir aidiyeti olmayan bir avuç yabancı vardı.

Onlar yönetiyordu.

İdamından 4.5 saat önce doktorlar Menderes'i muayene etti. "Sağlamdır. Asılabilir." raporu verilmek üzereyken, Dr. Sedat Tavat "Bir de prostatınıza bakalım." dedi. Menderes "İstirham ediyorum, utanıyorum." diye karşı çıksa da bir doktor: "Eğilin efendim." deyip muayeneyi yaptı.[5]

Kırmadıkları onur, kalp; küstürmedikleri yaşlı, genç bırakmadılar.

Yaralar daha taze.

Acıyor ve kanıyor.

Yazması bile zor, Diyarbakır ceza evinde ..k yedirdiler.

Cezaevine ziyarete giden ve Türkçe bilmeyen annenin oğlu ile Kürtçe konuşmaya başlamaları karşısında hem annenin hem oğlunun uğradığı mezâlim insanlık adına düşündürücüdür.[2]

Diyarbakır cezaevinde 1982 Temmuz ayında oruç tutmak serbest deyip iftar saatini gecenin ileriki saatlerine atıp  oruç tutanlara aşırı spor ve idman yaptırılması, oruçlu iken B.T. na ..k yedirilmesi insan hafızasını donduran ve İslâm’ı da çirkin emellerine alet eden devlet adına yapılmış teessürlü icrââtlardı.[3]

İnsanlık onuru olmayanlar  karşısındaki insanı da onursuz ister.

Öyle de yaptılar.

İşkence yalnızca Diyarbakır ceza evinde yapılmadı.

İşkence yalnızca PKK’ lı lara yapılmadı.

İşkence yalnızca insanlara da yapılmadı.

Ne kadar kadim, kutsal ve moral değer varsa hepsi işkenceye tabi tutuldu.

12 Eylül 1980’ de ülke açık cezaevine döndürülmüştü. Cezaevleri birer işkence merkeziydi.

Mamak, Metris, Sağmalcılar gibi daha bir çok cezaevinde insanlığın bugüne değin tanık olmadığı  işkencelerin  gençlere, yaşlılara, kadınlara ve erkeklere uygulandığı belgelerle  sabittir.[6]

Oysa kadim Türk milletinin beş bin yıllık kültürel genetiği İslâm’la bütünleşmesi ardından ulaştığı coğrafyalarda hep gönüllere hitap etmişti.

Atam Fatih Sultan Mehmet Han Bosna-Hersek’in fethinden sonra 28 Mayıs 1463’ te gönderdiği (Fojnica şehrindeki Fransisken Katolik Kilisesi’nde) fermanda şöyle diyordu:

“Ben ki Sultan Mehmet Han’ım; sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum:

Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntı vermeyecektir, onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır.”

Haçlı seferlerinde Hristiyanların Müslümanlara yaptığı bunca zulmün ardından atam Fatih’in emsalsiz ve merhamet dolu fermanı  “dünyanın ilk insan hakları evrensel beyannamesi” olarak tarih sayfalarında yerini almıştı.

Hâl böyle iken beş asır sonra,  ithal fikir ve ideolojileri büluğ çağına ermemiş Anadolu gençlerinin ağızlarına slogan olarak koyan oryantalist akımların sebep olduğu kardeş kavgaları sözüm ona önlenmeye çalışılırken  daha büyük yaraların açıldığını görmek bugün üzülerek müşahade edilmektedir.

Cadı kazanına döndürülmüş bir memleket.

Hafızası olmayan bir devlet.

Herkesin ağaca bakarak konuştuğu fakat ormana bakacak izânı kalmayan bir millet.

Tam da bu raddede engin feraset ve tefekkürü ile öne çıkan CB Erdoğan’ın insanlık onuruna yakışır bir şekilde Kürt kardeşlerimizin dil, din, anadilde eğitim ve uhdelerinde olması gereken bütün insani haklarını AK Parti ile vermişti.

Doğu’da yaşayan Kürtler Batı’da yaşayanlardan daha çok hizmet ve itibar almaya başladı.

Adeta sessiz bir devrim gerçekleştirildi.

Artık hiç kimse Kürtlerin şu hakları verilsin demiyor.

Nihayetinde takkeleri düşmüş kelleri gözükmüştü.

Asil amaçları hak aramak değil terör yaratıp memleketi bölmek olduğu netleşmişti.

Kürtlerin partisiyim diyen HDP ve şürekâsı Kürtlere acı ve göz yaşından başka hiçbir şey vermedi.

Beşikten yeni düşmüş Kürt çocuklarını kız erkek demeden HDP’nin ön kapısından sokup arka kapısından dağa kaçırıp, ellerine silah tutuşturup kendileri ile aynı dili konuşan kardeşlerini bile bebeklerine varıncaya kadar öldürüp devlete karşı savaştırmadılar mı?

Hangi yüzle karşılarına çıkıp gelin birlikte demokrasi sakızı çiğneyelim diyorlar anlamak mümkün değil.

CB Erdoğan oluşturduğu devlet aklı ile Diyarbakır annelerini ayağa kaldırıp acılarına hem anneler hem de devlet adına ortak olmadı mı?

Kürt partisiyim diyen HDP ve Türkiye siyasi muhalefeti Diyarbakır annelerinin bu yürek dayanmaz çığlıklarına kulaklarını ve vicdanlarını  kapatmadı mı?

Kürtler bu milletin asli unsurudur.

Birlik ve beraberlik için atılmış en somut anlayış budur.

Türk halkı da Kürt halkı da birbirini kardeş görüp öyle yaşamak istiyor.

Ve bunu haykırıyor.

Küreselci hegemon çanaktan beslenen bir kısım köşe yazarlarının “devlet de PKK’ da artık silah bıraksın kan dursun” diyerek devletle terör örgütünü eşit düzeyde muameleye tabi tutuyor.[4]

Bunlarda bu memleketin aydını olarak yaşıyor!

Bir memlekette yaşamak başka vatanperverlik başkadır.

Tevhit adına ortaya konan birlik ve bütünlükle sağlanan adaletin yarattığı feyiz ve ilhamla üretilen yerli silahların terörü ülke dışına itmesi ve orada da barınamaz hale getirmesi yeni Türk devlet kararlılığının bir sonucudur.

İşte bu devlet ve serdettiği kararlılık, Kürt halkına yapılan zulmün kötü bir sembolü haline gelmiş Diyarbakır cezaevinin Başkomutan Erdoğan’ın açıklaması ile kültür merkezine dönüştürülme kararı alınmış ve uygulamaya konulmuştur.[1]

Türkiye’nin ve Diyarbakır’ın hafızası temizleniyor.

Bunun gibi hiçbir derde deva olmayan habis ur ve anlayışların ortadan kaldırılması ile ancak iç huzur ve barış sağlanabilir.

Bunca kan ve göz yaşının ardından utanmadan etnisite temelli siyaset üreten HDP ile yürümeye devam edenler savundukları siyasal özerklik ve beraberindeki terörle ayrılığa giden konjonktürün görmezden gelinerek bağımsızlık ve egemenliğe dair elbisenin ne kadar nazik, narin ve leke kaldırmaz bir giysi olduğu taraflarınca bilinmiyor mu?

Yakın dünya tarihi bölünmüş ve parçalanmış devlet örnekleri ile dolu değil mi?

Çok şükür, vatanı savunmak için savaştığımız düşmanlarımızdan silah satın almak zorunda değiliz.

Yeni Türkiye, kendine yettiği gibi içerde ve dışarıda mazlum halk ve ülkeleri zorbaların ve emperyalistlerin elinden tek tek almaya başlamıştır.

 

 

Saygılarımla.

 

 

 

 

 

Kaynakça.

1-)https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/128636/-diyarbakır-cezaevi-ni-yakinda-bosaltıyor-kültür-merkezi-olarak-hizmete-sunuyoruz-

2-)https://1000kitap.com/Nordavind

3-) https://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/iskence-genc-olsam-daga-cikardim,29983
4-)https://t24.com.tr/yazarlar/hasan-cemal/gare-katliami-pkk-yi-sucluyorum-kiniyorum-iktidari-da-sorumlu-tutuyorum-ve-silahlar-artik-susmalı-diyorum,29957
5-)https://www.haberturk.com/polemik/haber/11410-menderese-idamdan-once-prostat-kontrolu

6-)https://www.evrensel.net/haber/197849/bir-12-eylul-cehennemi-diyarbakir-zindani