ayavuz.irgatoglu @ gmail.com

Covid-19 salgının dünyaya yayıldığı merkez olan Çin, bugünlerde yine Covid tedbirleriyle gündemde. İkinci bir gündem maddesi ise Şi Cinping’in yeniden Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri seçilmesi. 2012 ve 2017’de iki kez “seçilen” Şi Cinping, kongrenin iktidarını üçüncü döneme taşıyarak Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucusu Mao Zıdong'dan bu yana parti liderliğini iki dönemden fazla sürdüren ilk lider oldu. Şimdi gözler 2023’teki yapılacak seçimde Şi Cinping’in iktidarını üçüncü döneme taşımasında.

Çin bu iki olay ile gündeme gelse de arka planda Doğu Türkistan ve Uygur Türklerine yönelik zulmünü devam ettiriyor. Bir önceki yazımızda “Doğu Türkistan Örnekliğinde Çin Emperyalizmini” gündeme taşıyıp tespitlerde bulunmuştuk. Bu yazımızda ise Çin’in emperyalist politikalarına karşı neler yapılabileceği üzerinde durmak istiyorum.

Türkiye, 1971’de Çin’in şu anki toprağını kabul edip orada elçilik açtı. Dolayısıyla UNESCO ve başka yasalara göre Türkiye'nin oradaki kültürel haklarını koruma durumu var. Çünkü insan hakları evrenseldir ve oradaki insanların İslam dünyası ile aynı ümmet olduğunu herkes bilir. Bu çerçevede bazı adımlar atılabilir.

Mesela; Çin Anayasasının 4. maddesi “Her millet kendi tarihi varlığını, kültürel varlığını koruma, geliştirme hakkına sahiptir.” der. Bu nedenle “Doğu Türkistan'daki yerli toplulukların kendi kültürel miraslarını koruma alanına izin vermesi.” İçin Çin hükümeti, Çin Anayasasının 4. maddesine uymalı!

Çin Anayasasının 36. maddesinde “Herkes dine inanma ve inanmama hakkına sahiptir.” ibaresi yer alır. Çin bunu bütün dünyaya söylese de kendisi bir türlü uygulamıyor. Tıpkı bu maddede olduğu gibi Doğu Türkistan’da “dini inanç özgürlüğü” güvence altına almalı.

1984 yılında kabul edilen “özerk bölge yasası” kapsamında kültürel miraslar korunmalı, orada yaşayan insanlar kendi anadilinde eğitim yapabilmeli. Bunlara izin verilmediği taktirde tarihsel kopuş daha da hızlanıyor.

Yapılması gerekenlerden biri de Doğu Türkistan'daki Türk ve İslam kültürel mirasının araştırması. Eğer burada Çin hükümeti tarafından her iki grubun prensipleri ihlal edilmişse o zaman bir yaptırım uygulanmalıdır. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, özellikle Türk İslam devletleri, Çin ve Doğu Türkistan'daki kültürel imha politikasını sona erdirmek için baskı yapmalı.

“Soykırımı Durdurma Hareketi” devreye girmeli. Biz biliyoruz ki ülkelerdeki STK’lar her ne kadar Doğu Türkistan’ı desteklese de oradaki yönetimler sonuç itibariyle Çin’le işbirliği halindeler. İslam İşbirliği Teşkilatı da Türk Devletleri Teşkilatı da bugüne kadar yeterince ses çıkarmadı ama Batı ülkelerinde ve demokratik ülkelerde yaşayan büyük cemaatler, Müslüman topluluklar Doğu Türkistan’ın haklı mücadelesini destekliyor. Bu alanda daha cesur adımlar atılmalı.

En önemlisi de Doğu Türkistan davası, Türk dünyasının davası olmalı. Eğer Doğu Türkistan sorunu ile bugün Batılılar ilgileniyor ise o devletler yüksek çıkarları için bu tip hassas konularla ilgileniyordur.

Çin, 21. yüzyılda “20 milyon insanı yok edeceğini” söylüyor ve bunu yapmaya çalışıyor. Bugüne kadar BM’de ve sekiz ülkenin parlamentosunda Çin’in yaptıklarının “soykırım olduğuna dair kararlar” çıkmasına rağmen Çin “Bu kararlar hiçbir delile dayanmıyor!” diye itirazını sürdürüyor.  

Çin’in uyguladığı politikaların “insanlığa karşı cinayet olduğu” artık kayıtlara geçti. Şubat 2022’de BM’nin 51. toplantısında “Soykırım konuşulsun” diye bir öneri sunuldu. Bu soykırım önerisinin görüşülmesi gerektiğini (Uygurları) destekleyen ülkeler şunlar: Çekya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hollanda, Japonya, Litvanya, Lüksemburg, Marshall Adaları, Karabağ, Paraguay, Polonya, Kore, Somali, Birleşik Krallık ve ABD.

“Böyle bir insan hakları olayı yok, bu görüşülmesin.” diye Çin’i destekleyen ülkeler olarak bunları görüyoruz: Bolivya, Kamerun, Çin, Fildişi Sahili, Küba, Eritre, Gabon, Endonezya, Kazakistan, Moritanya, Namibya, Nepal, Pakistan, Katar, Senegal, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Özbekistan ve Venezuela. Maalesef ortada böyle bir tablo var. Mevcut Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in kendinden olmayanı yok etmeye yönelik siyasetini durdurmak için herkese görev düşüyor.