aonursahinoglu @ gmail.com

Tatar süvarilerinin sıklaşan akınları nedeniyle, 1500’li yılların ilk yarısında Muskovi ve Kazan Hanlığı arasındaki ilişkiler gergindi. Kazan’da yaşanan taht kavgaları ve iç karışıklıklar IV. İvan’a beklediği fırsatı sundu. Ruslar 1547’den başlamak üzere üst üste iki kış Kazan’a saldırdılar. Ancak bölgede sabit bir üssün olmaması nedeniyle topları yanlarına almamışlardı. Süvarilerle yapılan kuşatmaysa etkili olmuyordu. Buna bir de sağanak yağmur (Osmanlı ordusunu Viyana önlerinde zorlayan sebep de buydu) eklenince kuşatmalar kaldırıldı.

Ertesi sene Ruslar farklı bir planı devreye soktular. Bir kaleyi oluşturan mimari bölümleri Ugliç’te inşa edip Volga Nehrindeki mavnalara yüklediler. Akıntının yardımıyla taşıdıkları bu parçaları kullanarak, Kazan’a 25 km mesafede, bir aydan kısa bir sürede Sviiazhsk Kale’sini diktiler. Artık bölgede sağlam bir üsse sahip olmuşlardı. Kuşatma için gerekli teçhizat ve askerler yine Volga üzerinden yeni kaleye taşındı. Kısa süre sonra kuşatma başladı. Rus ordusu şehrin yedi kapısına da aynı anda yüklendi. Kazan 25 günde düştü. Rusya ve Osmanlı karşı karşıya geldi. Böylelikle ilerleyen yüzyıllarda Asya’da yaşanacak başat politik çekişmenin adı kondu.

Rusların bu kuşatmadan çıkardığı dersler, yayılmacı politikalarının belkemiği haline geldi. Peki neydi bu politikanın aşamaları?

İlkin bir çatışma ortamı oluşuyordu. Bu noktada proxy faaliyetlerin önemi de ortaya çıkıyor. Zira belirli çıkarların olduğu bölgelerde suni çatışmaların çıkarılması gerekiyordu. Bu ortamın varlığı yapılacak potansiyel müdahaleyi hukuki zemine oturtmak için gerekliydi. Müdahale edildikten sonra kalıcı üsler inşa ediliyordu. Son olarak, yayılma gerçekleşiyor ve belirsizlikler içindeki ana kazanım elde ediliyordu.

Çarlık ve Sovyet dönemlerinde uygulanan bu aşamaları, 21. Yüzyılda, Güney Osetya, Abhazya, Suriye ve son olarak Doğu Ukrayna krizlerinde de görebiliyoruz. 2014’te patlak veren Rus Baharı’nın sonucunda yapılan referandumla, Kırım’ın Rusya Federasyonu’na bağlanması ve Donbass’taki ayrılıkçı Rus yanlısı milislerin faaliyetleri, bahsi geçen bu çatışma ortamını sürgit bir hale getirdi.

Son olarak ateşkesin taraflar tarafından uzatılmaması ve Ukrayna sınırına yapılan devasa yığınak, yaklaşan krizin ayak sesleri. Olası bir savaşın taraflarını Ukrayna ve Rusya’ya indirgemek yanlış olur. Taraflar NATO ve Rusya’dır. Tarih boyunca Karadeniz’in kuzeyi Avrupa’ya ulaşmak için en verimli güzergâh olarak görülmüştür. Bunu Ukrayna bayrağında bile görülebilen arazi şartlarından anlayabilirsiniz. Bu nedenle Ukrayna, Avrupa ve dolayısıyla NATO ile Rusya arasında bir tampon bölge görevi görür. 2014 olaylarının NATO yanlısı hükümetin başa gelmesiyle çıktığını anımsayın. Bölge Soğuk Savaş’ın aktörleri arasında hala bir çekişme bölgesi. Ukrayna’nın zayıflaması, Avrupa’yı Rusya ile karşı karşıya getirecektir.

Operasyonel olarak bakıldığında, Kırım’da konuşlu olanlar ve doğudaki 2000 Rus askerleri sayılmazsa, Mart ayı içerisinde yapılan yığınağın büyük bölümü mekanize birliklerden ve tanklardan oluşuyor. (Krım’a giren 14. Zırhlı Tümen) Bu durum sahada ayrılıkçı milislerin kullanılacağını açık ediyor gibi. Nitekim Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin 1994-2003 arasında doğan tüm erkekleri askere çağırması bu önermeyi kanıtlar nitelikte. Putin’in Sovyet ideallerini hayata geçirdiği düşünüldüğünde, aynı dönemden kalma deep battle (derin muharebe) uygulayarak, savaş hattının gerisindeki rakip unsurlara birçok farklı operasyonla zarar vermeyi deneyebilir. Bunun için hava ve deniz platformlarına ihtiyaç duyulacaktır. Karadeniz’de NATO ve Rusya’nın artan faaliyetlerini buna bağlamak gerek. (Hava sahası ihlalleri ve önleme uçuşları)

Bu noktada, ABD’nin Karadeniz’e geçiş güzergâhına bakarak, planlamasını bir taşla kaç tuş vurmak üzerine yaptığını görebilirsiniz. Daha önceki yazılarımda donanmanın nasıl kullanılabileceğini belirtmiştim. Doğu Akdeniz’deki tek bir yığınakla,  Ege’deki komşumuzun bu yığınağı Türkiye’ye karşı diplomatik bir baskı aracı olarak kullanmasına izin verdiler. Çeşitli tatbikatlarla Doğu Akdeniz’deki Rus varlığını dengelerken aynı zamanda Karadeniz’e düzenlenecek gelecekteki potansiyel harekâtlar için merkez edindiler.

Peki bu krizin Türkiye‘ye etkisi ne olur?

İlk olarak, Türkiye’nin NATO’nun mızrak ucu kuvveti olarak adlandırılan Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Kuvveti’nin (VJTF) komutasını bu sene Polonya’dan devraldığını belirtmekte fayda var. Bu durum Türkiye’yi olası bir krizde direkt cepheye çekiyor. İş bu noktaya gelmeden Türkiye’nin yatıştırıcı bir rol oynaması gerekebilir. Zira yakın dönemde Rusya Savuma Bakanı Sergey Şovku’nun “…Türkiye ile farklı alanlarda zor, ancak sonuç veren bir işbirliği olduğunu,” belirten açıklaması, iki ülke arasındaki ilişkinin ne tarafa doğru evrileceği konusunda, farklı bölgelerde yaşanan krizlere tarafların yaklaşımının belirleyici olacağını gösteriyor.

İkincisi Karadeniz’deki çıkarlar. Kremlin, bölgedeki gelişmelerin NATO ve Türkiye’yi ilgilendirmediğini düşünüyor. Ancak durum bundan biraz farklı. 11 Eylül’den sonra ABD’nin GWOT (Global War on Terrorism) ile Karadeniz’e karşı azalan ilgisi, Rusya’nın farklı bölgelerde yaptığı enerji hamleleriyle tekrar artış gösterdi. Zira enerji güvenliği politikaları hem Batı hem de Doğu bloğu için önem arz ediyor. Bu noktada, enerji nakli için kritik önemdeki Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin rakip eksene kayması her iki tarafın da işine gelmiyor. (Bu noktada Türkiye’nin elindeki S-400’ler konusunda NATO’nun ısrarcı tavrı bu noktadan okunabilir.)

Yazımın başında belirttiğim yayılmacı politikalar Rusya’ya has değil. Olası bütün krizler büyük devletler ve uluslararası oluşumlar tarafından kendi çıkarları uğrunda kullanılmaktadır. Ordo ab chao (kaostan düzen) anlayışı emperyalizmin gözde araçlarından biridir. Tabi kaos kendi ülkelerinde olmadığı müddetçe. Dr. Strangelove adlı filmde nasıl uyarılıyordu dövüşen karakterler: “Beyler burada kavga edemezsiniz! Burası savaş odası!”

Dünyayı bekleyen gerçek riski gösterecek olan soru şudur: Aynı kaos ortamında iki kurtarıcı belirirse ne olur?

Dikkatimi çekenler

Togo: Afrika ülkesi  pandemiden en çok etkilenen fakir bölgeleri tespit etmek için yüksek teknoloji ürünü bir yol bulmuş. Uydu görüntülerinden bir yoksulluk haritası oluşturarak, ihtiyaç sahiplerine maddi destek sağlıyorlar. Bu görüntülerdeki filtrelerden bazılar şunlar: Arazi yapısı, ev hacmi, çatı malzemesi, şehir planlaması. Benzer veriler toplanarak üç boyutlu harita üzerinde yüksekliği birbirinden farklı sütunlarla bölgeler belirtiliyor.

Saab: İsveç merkezli şirket, 3D yazıcılar ile savaş uçaklarının hasar gören parçalarını üretmeye başladı. Testler sürüyor.

Hanover: Bir market, çiçeklerin tozlaşmasını sağlayan arıların varlığına bağlı ürünleri raflardan kaldırarak sosyal farkındalık oluşturmaya çalıştı. Marketteki ürünlerin %60’ı raflardan kalktı.

Herkese güzel bir hafta dilerim.