baskentpostasi @ gmail.com

Şu içinde bulunduğumuz günlerde ‘Dünyanın Gözü Neden Türkiye’de(?!)’ sorusunun cevabını verebilmek için ülkemizin 100 yıllık tarihini kısaca gözden geçirmek gerekiyor! Arkasından da Türkiye’nin Irak, Suriye ve Libya dış politikasındaki başarılarını irdelemekte fayda var. Şimdi de Türkiye’nin,  Rusya-Ukrayna Savaşı’nda BARIŞ amaçlı arabuluculuk girişmelerinin sonuç vermeye başlamasını da ayrıca masaya yatırarak üzerinde derinlemesine bir analiz yaptıktan sonra yazıma başlarken sormuş olduğumun soruya çok rahat bir şekilde cevap vereceğime inanıyorum.

Şu içinde bulunduğumuz günlerde ‘Neden Dünyanın Gözü Türkiye’de(?!)’ sorusuna net/tam cevap verebilmek için isterseniz Türkiye’nin 100 tarihine kısa bir göz atarak son 20 yıl içindeki büyümesini ve gelişmesini irdeleyelim. Daha sonra da dünyanın (başta ABD olmak üzere AB ülkeleri, İngiltere, Rusya ve diğer ülkelerin) Türkiye’yi neden bu kadar önemsediklerinin üzerinde duralalım.

Türkiye son 20 yıl içindeki büyümesi, gelişmesi ve dünyanın saygın ülkelerinden biri olması ve kendi ayakları üzerinde durarak dışa bağımlığı en asgari düzeye indirmesi, uluslararası siyasi arenada, ekonomide, teknolojide, silah sanayiinde, bilimde ve eğitimde çağ atlayarak dünyanın sayılı ve saygın ülkelerinden birisi olması yönünde devası adımlar atıyordu.

Bundan 20 yıl öncesine kadar Türkiye’nin kaderini ABD, İngiltere ve bazı AB ülkeleri belirliyordu. Ekonomimiz, siyasetimiz, dış politikamız, teknolojimiz, savunma sanayimiz, idari/yönetim anlayışımız ve hatta istihbaratımız bile emperyalist küresel güçlerin kontrolündeydi.

Türkiye ne zaman kendi milli iradesiyle bir şey yapmak istese de hemen başımıza bir çuval geçirilirdi! Türkiye’nin büyümesinin, gelişmesinin ve bağımsızlığının önüne geçmek için on yıllarca AB’ye üye yapma vaatleriyle, terörle, darbelerle, ekonomik ve toplumsal krizlerle oyaladılar.

Artık 100 yıl boyunca Türkiye üzerinde oynanan oyunların sonuna gelinmişti. Çünkü Türkiye eski Türkiye değildi. Türkiye uyanmıştı. Artık Türkiye dışa bağımlılığa son vermiş,  siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri, istihbarı yönlerden kendi ayakları üzerinde durabilen bir Türkiye vardı karşılarında. Artık boyun eğmeyen, özgüven sahibi ve kendi iradesiyle hareket edebilen bir Türkiye ile karşı-karşıya idiler. Hatta (çıtayı biraz daha yukarıya taşıyarak) Ortadoğu’da, Orta Asya’da ve Afrika’da (önce Türki Cumhuriyetleri ve sonra diğer Müslüman ülkeler) sözü geçen ve onlara öncülük eden bir ülke konumuna gelmişti Türkiye…

İşte bu durum emperyalist küresel güçleri son derece rahatsız etmeye başlamıştı. Türkiye’nin bu denli gelişmesinden ve büyümesinden rahatsız olan ABD, bazı AB ülkeleri, İngiltere ve İsrail, Türkiye’nin bu gidişatını durdurabilmek için dışardan baskı ve ambargolarla içerden de işbirlikçileri vasıtası ile her tür türlü yolu başvuruyorlardı. Zaten son 50 yıl içinde sağ-sol çatışmaları, toplumsal kamplaşmalar, siyasi ve ekonomik krizler, terör (PKK ve FETÖ), darbe teşebbüsleri, ambargolar vs. birçok yol ve yöntemle Türkiye’nin büyümesi ve gelişmesinin önüne geçmişlerdi.

Aynı şekilde son 20 yıl içinde Türkiye’nin büyümesinin ve gelişmesinin de önüne geçebilmek için yeni oyunlar, yeni tuzaklar ve yeni planlar sahneye kondu. Ne yazık ki başarılı olamadılar. Bu sefer farklı bir yol-yöntem denemeye başladılar. Türkiye’nin sırtını sıvazlamaya, övmeye ve takdir etmeye başladılar. Bu yol-yöntem  tutmuştu!.. Sözde Türkiye onlar için dosttu! Tam 50 yıl boyunca vaat ettikleri AB üyeliğine kabul etmeseler de Türkiye zaten NATO ülkesiydi. Türkiye ile iyi geçinmek gerektiğini eninde-sonunda anladılar! Acaba bu düşüncelerinde ne kadar samimi idiler?!

Ne zamanki Irak, Suriye, Libya gibi ülkeler karıştı, işgale uğradı, işte o zaman Türkiye’nin bağımsız bir dış politika izleyerek bu ülkeler üzerinde etkisini göstermeye başlaması batının kafası yeniden karıştırdı! Suriyeli 5 milyona yakın mülteciyi kabul etmesi (mülteci akınının Avrupa’ya sıçramaması) batının hoşuna gitmişti! Aynı zamanda teröre karşı Suriye sınır güvenliğini garantiye almak için devası operasyonları başlatması da batının aklını başından aldı! Hele Libya’daki iç savaş ve (Azerbaycan-Ermenistan arasındaki) Dağlık Karabağ Savaşı’nda BARIŞ amaçlı SİHA ve İHA’larla müdahil olarak tarafını belirlemesi batının kafasın hallaç pamuğuna çevirmişti. Ve şimdi de Rusya-Ukrayna Savaşı’na sözü getirmek istiyorum. Aynı şekilde Türkiye’nin yoğun dostluk ve ticari ilişkileri dolayısı ile Ukrayna’ya satmış olduğu Bayraktar TB2 SİHA sistemlerinin şu anki savaşta Ruslara karşı kullanılarak aktif olması da batının gözünden kaçmamıştı.

Bir ayı geçen bir zamandır Rusya-Ukrayna Savaşı devam etmekte. Rusya ve Ukrayna arasındaki Savaşı durdurabilmek ve barışı sağlayabilmek için ABD, bazı AB ülkeleri, İngiltere her türlü yolu denediler ama muvaffak olamadılar. Baktılar olmuyor Rusya’yı en ağır bir şekilde tehdit etmeye başladılar. Rusya’yı yola getirmek için akla-hayale gelmedik yollara başvurdular. Ve yine olmuyordu... Sonunda her türlü ambargo, her türlü tehdit ve her türlü baskı… Yine olmuyor ve yine olmuyordu…

Batı bu yolları denerken Türkiye ne yapıyordu?! Türkiye zaten yıllar öncesinden Rusya ve Ukrayna arasında muhtemel bir savaşın patlak vereceğini (öncesinden) tahmin ediyordu. Ayrıca Türkiye’nin her iki ülke (Rusya ve Ukrayna) ile siyasi, ekonomik, askeri vs. çok iyi ilişkileri de vardı. Ve ABD’nin, bazı AB ülkelerinin, İngiltere ve diğer ülkelerin yapamadığını YAPMAK için Türkiye kollarını sıvadı ve Ukrayna-Rusya arasındaki SAVAŞI durdurarak BARIŞ sağlamak amacıyla diplomatik görüşmeleri başlattı.

Türkiye, uzun uğraşı ve gayretleri sonucunda (nihayetinde) her iki ülkeden (savaşı durdurma ve barış sağlama konusunda) umut ışığı aldı. Bu arada diplomasi trafiği devam etti. Sonunda Rusya ve Ukrayna heyetleri arasında ilk görüşme Antalya ve ikinci görüşme İstanbul’da gerçekleşti. Ve şimdi sıra (SAVAŞI DURDURMA ve BARIŞ için) Rusya Devlet Başkanı Putin ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’yi  Türkiye’de ayna masaya oturtmaya gelmişti. Türkiye bu konudaki uğraşılarının ve yoğun diplomasi trafiğinin karşılığında olumlu/pozitif yaklaşımlar gördü! Bu nedenle de ilişkilerini ve diplomasi trafiğini devam ettirmeye karar verdi.

Biz diyoruz ki Türkiye’nin bütün bu çabaları/gayretleri, diplomasi trafiği (BARIŞ GÖRÜŞMELERİ) eninde-sonunda başarıya ulaşacak ve Rusya ve Ukrayna arasında bu SAVAŞ duracak. Biz diyoruz ki Türkiye, Dağlık Karabağ Savaşı’nda, Libya İç Savaşı’nda nasıl başarı gösterdiyse Rusya-Ukrayna Savaşı’nda da aynı başarıyı gösterecek. Biz diyoruz ki Türkiye’nin arabuluculuğu sayesinde Rusya ve Ukrayna arasında BARIŞ sağlanacak.  İşte o zaman bütün dünyanın dikkati/gözü Türkiye’ye çevrilecek!.. İşte o zaman ABD, AB ülkeleri, İngiltere ve daha birçok ülke Türkiye’yi överken yere-göğe sığdıramayacak. İşte o zaman TÜRKİYE’nin bu BAŞARISI altın harflerle tarih sayfalarına yazılacak. Ve İŞTE O ZAMAN Türkiye’nin bu konudaki gücü/kuvvetini,  barışseverliğini, diplomatik başarısını bütün dünya anlamış olacak.

Yazımın başında belirtmiş olduğum “Şu içinde bulunduğumuz günlerde neden dünyanın gözü Türkiye’de(?!) sorusunu bir nebze de olsa cevaplamış sayılırım ama tam değil!.. Yani, ‘Neden Dünya’nın gözü Türkiye’de?!’ sorusunu daha geniş ve teferruatlı cevaplayabilmek için son günlerdeki gelişmeleri gözden geçirmekte fayda var diyorum.

Daha düne kadar ABD, Rusya’dan aldığımız S-400’ler nedeniyle Türkiye’ye cephe almış ve daha önceden siparişi verilen 30 adet F-35’in verilmemesi için ambargo uygulamıştı. ABD ne oldu da bir anda yumuşadı ve Türkiye’nin 40 adet F-16 savaş uçağı ve 80 civarındaki uçak modernizasyonu teklifini kabul edebildi?! ABD, sözde/güya Rusya’dan aldığımız S-400’lerin cezai ve ödenen önemli bir bedel olduğunu vurgulayarak Rusya ve Ukrayna Savaşı’ndaki büyük gayreti/çabası dikkate alınıp takdir edildiği için (ABD’nin ulusal çıkarları için de uyumlu olduğu için) Türkiye’nin şu anki F-16 savaş uçağı taleplerine yeşil ışık yakmıştı!..

Türkiye’nin Rusya-Ukrayna Savaşı’nda arabuluculuk yapmasından dolayı kritik bir rol üstlenmiş olması ABD’nin Türkiye’ye bakışını değiştirmiş olsa gerekti. ABD’ye göre Türkiye NATO’nun ikinci ve en büyük ordusuna sahip olmasıyla birlikte "Türkiye'nin, Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne ve işbirlikçi savunma ilişkilerine olan desteği, bölgedeki zararlı unsurlar karşısında önemli bir caydırıcı…” bir kuvvet olduğunun belirtilmesi de bir o kadar önemliydi.

Artık ABD’nin gözünde Türkiye farklı bir konumdaydı. Sanki S-400’ler sebebiyle ambargo uyguladıkları Türkiye gitmiş yerine başka bir Türkiye gelmişti. ABD’nin bu kıvırması veya manevrasının ne anlama geldiğini az-çok hepimiz biliyoruz!..

Öte yandan daha geçtiğimiz günlerde ABD Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Marisa Lago'nun Türkiye’yi ziyaretinde Enerji ve Tabi Kaynaklar ve Ticaret Bakanlığı ile üst düzey görüşmeler yapmış ve önemli kararlar alınmıştı. Bu sebeple ABD’nin Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Julie Eadeh’in yapmış olduğu açıklamaya göre (ABD-Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkiler dolayısı ile) ABD’li şirketlere göre Türkiye bölgesel merkez olarak görmesi de dikkat çekiciydi. ABD Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Julie Eadah’ın, Türkiye’deki ABD’li şirketlerin 2019 yılında 60 bin kişiyi istihdam etmesine vurgu yaparak 4 Nisan’daki ABD-Türkiye Stratejik Mekanizması’nın başlatılmasından da memnun kaldıklarını ifade etmesi de bir o kadar önemliydi.

İsrail basını Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna arasındaki arabuluculuk başarısını dikkat çekici ve çarpıcı bir şekilde dünyaya duyurdu. Türkiye lehine haber ve röportajlar yaparak Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tek galibinin Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu yazdı. Ve dünyaca ünlü akademisyen/ yazarı Louis Fishman, Türkiye ve Rusya arasındaki bağın artık ABD’yi tehdit etmediğini ifade etmesi de çok önemli bir bakışaçısıydı.

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken’in Türkiye’nin Ukrayna’ya vermiş olduğu destekten dolayı teşekkür etmesi,  Rusya ve Ukrayna Savaşı münasebetiyle Türkiye’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni uygulamaya koymasının ABD’li Demokrat ve Cumhuriyetçi siyasiler tarafından övgüyle karşılanması gibi gelişmeler ABD’nin Türkiye’ye olan önceki bakışını ne kadar değiştirdiğini açık bir şekilde izah etmekteydi.

İşte bütün bunlardan dolayı dünyanın gözü Türkiye’ye çevrilmişti. ABD, AB ülkeleri, İngiltere, İsrail ve daha birçok ülke Türkiye’yi daha yakın takibe alarak merakla izler hale gelmişti. Bütün bu ülkeler Türkiye ile olan geçmişteki ilişkilerini yeniden gözden geçirerek siyasi, ticari ve dostluk vs. ilişkileri daha artırmak amacıyla adeta sıraya girdiler!.. Ve bütün bu gelişmeler sonucunda dünyadaki birçok önemli ülke lideri son günlerde Türkiye’yi ziyaret etmişti. Türkiye’yi ziyaret edenler arasında Devlet Başkanı, Başbakan, Dışişleri vs. farklı bakanlıklar ve üst düzey yetkililer vardı.

Değerli okuyucularım, bu yazımı çok dikkatli bir şekilde okuduysanız şayet, yazıma başlarken “Şu içinde bulunduğumuz günlerde neden dünyanın gözü Türkiye’de(?!)” sorusunun cevabını verebildiğime inanıyorum.