mansursacan @ gmail.com

Pandemi kısıtlamalarının kaldırılmasıyla düğün sezonu tam gaz start aldı. Düğün salonları yoğun talebi karşılayamaz hale geldi. Evlenip yuva kurmak isteyen çiftler, aylar öncesinden salon işini ayarlamamışlarsa ağustos sonunu, hatta eylül ayının ortasını beklemek zorundalar. Şehir yaşamı her şeyi planlamayı ve ön görmeyi gerektiriyor.

  Büyük şehirlerde yaşamak dışarıdan bakınca cazip gibi gözükebilir. Teknolojik imkânlar, eğitim, sağlık ve sosyal imkânlar bakımından bir kasabaya ya da köye göre daha fazladır. Gerçekte ise şehir yaşamının cazibesi bir illüzyondan ibarettir. Her şeyi öyle kafana göre yapamazsın. Belli bir işe, gelire sahip olmazsan sadece yaşarsın şehirde. Ama şehri göremeden nesi var nesi yok bilemeden. Avmlerde gezip dolaşmayı, havalı bir kafede oturup bir fincan bir şey içmeyi şehirli olmak ve şehirde yaşıyor olmanın sunduğu bir güzellik olarak sayanlar şehrin mutlu çoğunluğudur.

   Düğün merasimi için şehirde farklı alternatifler vardır. Binaların zemin katındaki düğün salonları, avmlerin terasında yer alan balo ve nikah salonları, kır bahçeleri ve bazı camilerde bu tür merasimler için ayrılmış olan konferans ve toplantı salonları… Şehrin biraz dışında kalan metropol ilçelerde ve metropol olmayan yerleşim yerlerinde hepsini ezip geçen bir alternatif daha vardır ki, o da sokak düğünüdür. İzdivaca yeltenen insanlar, düğün merasimi için salonlarda, kır bahçelerinde, cami altlarında ve avm teraslarında uygun zaman ve imkân bulamadıklarında bu yaldızlı seçeneğe başvururlar.

   Sokak düğünü için damadın oturduğu apartmanın garajı ya da yakındaki boş bir arsa her zaman işe yarar. Etrafta bir tane sazcı zaten mutlaka vardır. Ya damadın kuzeninin bir arkadaşı, ya gelinin okul arkadaşının ağabeyi bu işlerle uğraşıyordur. Sazcı ve saz ekibi kolayca ayarlanır. Masa sandalye de bir telefon kadar yakındır. Bir alo denir, beyaz bir transit kamyonet iki saat sonra apartmanın garajına damlar. Masalar, sandalyeler el birliğiyle çevre duvarının uygun yerlerine konuşlandırılır. Gün batımına yakın saz ekibi de teşkilatını kurar ve yerini alır. Apartmanın cümle kapısının önüne nereden geldiği belli olmayan bir kilit taşı konularak kapı açık tutulur. Binaya gelen giden belli değildir. Düğün sahibinde gergin, tatlı ve ıstıraplı bir telaş, bina sakinlerinde nereden çıktı bu düğün kahretsin diyen yüz ifadesi… Bir gün öncesinden komşulara kapıları tek tek çalınıp haber verilmiş, “yarın garaja araba koymayın orada düğünümüz olacak!” denmiştir. Düğün habercisi beş katlı binadaki yirmi dört haneden on ikisini hayatında ilk defa görüyordur ya olsun…

   Saz tıngırdamaz, dangırdar… Devasa hoparlörlerden öküz gövdesi gibi bir ses mahalleye hücum eder. Hele kollarını kaldırıp, parmak şıklatan, bel kıvıran iştirakçi sayısı fazla ise sazcı ayrı, darbukacı ayrı coşar…”Aboooooooo, yaşşşaaaa, varoooool” nidaları havada uçuşur.  Yaşı kemale ermiş beyler ve hanımlar uygun bir yerde sükûnet içinde oturur oynayanları izler, yalandan el şaklatırlar. Hatır, gönül ve vefa hisleri onları bu cümbüşün içine itmiştir. Sanatçımız şarkıyı söylemiyor, türküyü okumuyor, uzun havayı çekmiyordur. Ormanda boz bir ayıyla boğuşuyordur, ayı sanatçımızı boğuyordur ve sanatçımız can havliyle adeta çığlık atıyordur. Birkaç parçadan sonra ayı ürküp kaçmıştır ve sanatçımız da gerçekten sanatını icra ettiğini vehmederek o içler acısı feryadını neşeli bir bağırtıya dönüştürmüştür. Sazın telleri sanatçımızın mahir ellerinden merhamet dilenmeye başlamıştır. Ritimci de ondan aşağı kalmamak adına tüm kabiliyetini ortaya koyar o da olabildiğince verir coşkuyu… Darbukayı, elini, kolunu kadrajın dışında tutup yüzüne odaklanan biri mimiklerinden, ağız ve dudak hareketlerinden, başının aşağı yukarı salınımından ve kâkülünün öne-arkaya deviniminden ritimci hakkında pekte  müspet kanıya varamaz.

   Sokak lezzetleri ve sokak düğünleri, şehrin ve şehirli yaşamın bir parçası… Salon düğünleri de şehir yaşamının bir parçası. Düğüne iştirak eden vefakâr katılımcılar katlanacakları zorluğun farkında olarak iştirak etmektedirler. Merasim üç saatse ortalarda bir yerde katılım sağlar, takısını takar ve kaybolurlar. Damadın ve gelinin ailesi ise üç saatlik merasimin tamamında bu acıya katlanmak durumundadırlar. Gelin ve damada karşı yumuşak kalpli söze lüzum yok, tüm gürültü zaten onlar yüzünden çıkıyor, kaldı ki ikisinin de üç yüz desibellik sesten bir şikâyeti yok.

   Sokak düğünleri şehrin ve şehir yaşamına maruz kalmış ezici çoğunluğun kanayan yarasıdır. İnsanlar evlensin de, eğlensin de… Ama bu şekilde değil, ama böyle değil. Belki akrabalar düğünlerde, bayramlarda ancak birbirlerini görebiliyordur. Sesçisi, sazcısı ve sistemi kuran teknisyeni şu zımbırtının sesini biraz kısabilir, yaşı kemale ermişler iki satır hal hatır sorabilirler birbirlerine. Koca mahallede bir düğün olur, bir kızla bir oğlan evlenir öğlen üçten gece on bire kadar saz dangırdar. Evlerin içi temmuz sıcağında alev alev yanarken kapı pencereyi kapatıp oturmak zorunda bırakılmamalı hiç kimse.

   Düğün salonları, sokak düğünleri, evlenenler ve bu mutlu günlerinde birbirlerini yalnız bırakmayan insanlar… Allah rızası için kısın sesi biraz. Çok düğüne iştirak ettim, bu kadar yüksek sesi anlamlandırabilmiş değilim. Hiç mi kimse rahatsız olmaz, herkes mi mutlu bu halden?

   Kimsenin sevinci, izdivacı kimseye ıstırap olmasın. Evlenin, eğlenin ne olur fazla gürültü etmeyin… Sizin mutlu gününüz aynı sokağı, binayı paylaştığınız diğer insanlara eziyete dönüşmesin olmaz mı?

   Ama yok, siz abartmayı seversiniz… Şu an hak veriyor olsanız bile yarın kendi yakınınız için yapılan gürültüyü hoş karşılar, ‘aman canım her zaman mı oluyor?’ der, güler geçersiniz.