seyfiuzunkok @ gmail.com

Başkent Postasından selam ve muhabbetle diyerek sözlerimize başlayalım müsaadenizle…

Mart ayı dert ayı derlerdi, eskiler. Günümüzde de yani-2022-Mart ayında da farklı değil sanki hayat…

Pandemi denilen uluslararası varyantlı cowit salgını, “kalan sağlar bizimdir” sözüne evirilerek bizi bize bırakmış vaziyette.

 Ama bazı yenilikler de var.

Belki de geri gidişler bile diyebiliriz.

 Özellikle, ülkede aşırı hayat pahalılığı; elektrik, doğal gaz ve araçların yakıt fiyatlarında dinmeyen zam yağmurları, hemen akabinde de çarşı ve pazar yangını, vatandaşlarımızı kıskacına almış çaresizce bir mücadeleyi yaşatıyor…

Öte yandan dünyada savaşa açılan yeni cepheler, insanlığı hızla toplu intihara mı sürüklüyor acaba diye düşündürüyor.

Evet… Dünya,26 Şubat 2022’de bir kâbusa uyandı: Ukrayna füze saldırıları altındaydı, Rus ordusu Başkent Kiev’i kuşatma altına almıştı. Bütün Ukrayna’nın enerji kaynakları, askeri tesisleri, kültürel mirasları ve limanları hunharca bombalanıyordu. Sivil halkı, yollara dökülmüş sığınmacı olarak ilk etapta komşu ülkelere gitmeye çalışıyordu. Eli silah tutanlar, ülke savunmasında, yollarda ise Birleşmiş Milletlerin savunmasız gruplar olarak adlandırdığı ve korunması için pozitif ayrımcılığın önerildiği; çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve engelliler kilometrelerce uzaklıkta ki diğer ülkelerin sınırlarına ulaşmak için aşırı soğuk havada can pazarındaydı.

 Ukrayna yalnız başına mücadelede, dünya müzakere ve mütareke peşinde…

 Öyle ki son yılda yaşananlar için “cuk” diye oturan bir ifade var; “ Filler güreşir, çimenler ezilir.”  

Baktığımızda, İkinci Dünya Savaşından bu yana yer yer küçük çaplı çatışmalar; özgürlük ve barış getirmek, bahar oluşturmak ve nükleer tehdit iddialarıyla Ortadoğu’da, Kafkasya’da, Balkanlar’da ve Orta Asya’da barışı bozucu tavırlar yaşanmaktaydı.

Ancak orduların bir ülkeyi alenen işgal etmesi, 1990’lı yıllardan sonra maalesef moda haline gelmiştir diyebiliriz.

Afganistan savaşı, Doğu Türkistan zulmü, Körfez krizi Irak çıkartması, Arap Baharı; Mısır, Libya, Tunus, Suriye çatışmaları, Bosna Srebrenitsa Katliamı ve soykırımı, Kırım’ın işgali, Kazakistan kalkışması ve Ukrayna… Tüm bu bölgeler, sıcak çatışma sahaları olup haritalarının değiştirilmesi, ülkelerin ilhak edilmesiyle karşı karşıyadır.

İnsanın aklına soru sormaktan başka bir çözüm önerisi gelmiyor:

21.Yüzyılın ilk çeyreğinde ki bu kâbusu, merak ediyoruz kim ya da kimler durdurabilecek?

Bu çatışmalar, kimlerin işine yarıyor?

Bizi gerçekten mutlu ve huzurlu bir dünya geleceği bekliyor mu?

Kaostan beslenenler, toplumları nerelere sürüklüyor?

Bu bin yılın başında ortak söylem olarak ilan edilen; İnsan haklarına saygı, hukukun üstünlüğü, demokrasi, savunmasız gruplara pozitif haklar… Dünyanın temel çatışma konularına çözüm üretebilecek mi? Yoksa barış, özgürlük ve hoşgörü nutukları atılacak akabinde ihlaller, ağıtlar, gözyaşları ve işkenceleri mi hüzün ve çaresizlik içerisinde izleyeceğiz? 

Umarız önce ülkemiz sonra da dünya sükûnete ve huzura kavuşur, yeni nesiller güven içerisinde yaşar diyoruz.

Önümüzde ki sayı için KASTAMONU DİASPORASI diye başlık atmayı düşündüğüm bir yazıyı paylaşacağım İnşallah…

Peki diaspora nasıl tanımlanır ve Kastamonu’yla nasıl ilişkilendirebiliriz?

“ Diaspora; doğduğu ya da kuvvetli aile bağlarının bulunduğu ülkenin dışında yaşayan, ancak geldikleri ülke ile güçlü maddi ve manevi bağlarını devam ettiren göçmen nüfus olarak tanımlanıyor. Başka bir tanıma göre diaspora; doğduğu ülkeden başka ülkelere göç eden veya göç edenlerin soyundan gelen ve geldiği ülke ile ortak ulusal, hemşerilik veya etnik kimliği paylaşan nüfustur.”

Bu ifade, yıllar önce aş için iş için kendi yöresinden ayrılan başka yörelerde yaşayan tüm hemşerilerimizi kapsamakta ve onların oluşturdukları birlikleri ve yaptıkları hizmetleri tam olarak yansıtmaktadır.

 Aslında bu yazı, Ukrayna saldırısı öncesinde planlanmıştı ama gündem gereği önümüzde ki aya ötelenmiş oldu.

Her işte bir hayır vardır diyor, hepinize saygılar sunuyoruz.