baskentpostasi @ gmail.com

Hiç bir şeyden tatmin olmayan, hırslanmış, mütemadiyen biriktiren, biriktirdikçe daha çok isteyen, daha çok biriktirmek için başkalarının hakkına, hukukuna saldıran, gözü dönmüş bireylerden oluşan vahşi, çarpık ve barbar sistemin girdabında savrulup duruyoruz. Nedir bu hırs diye sorduğumuzda “Geleceğimizi garantiye almak “ cevabı çıkıyor. Peki nedir bu gelecek?  Var mı? Varsa nasıl gelecek? Gelince bize ne sunacak? Geleceğin geleceğinden emin miyiz? Ne zaman gelecek ve geldiğinde ne lazım olacak biliyor muyuz ve biz çocuklarımızı geleceğe nasıl hazırlıyoruz?

Çok basit bir kavram olan yaşamı öyle karmaşık hale getrdik ve zorlaştırdık ki, cennet dünyamızı cehenneme çevirdik. Cennet tasviri dünyamızın canına okuyarak cennete ulaşmaya çalışırken cehennemin mimarları olduk dünyamızda.

Gözümüzü çevirelim doğaya. Bakalım kurda, kuşa, börtü böceğe. Hangisi depolarına istifleyerek gelecek oluşturmaya çalışır? Hangisinin depoları silme yiyecek ile doludur? Oysa doğa, kendisiyle uyumlu yaşayan tüm canlıları her gün ödüllendirir ve akşam inine tok olarak yollar.

Bilinçaltı kirlenmiş, sürekli gelecek kaygı ve korkusu ile yaşayan insan, tahrip ettiği ve yaşanmaz hale getirmeye çalıştığı dünyada geleceğini sahip olduğu birikimler ile garantiye alacağı saplantısından dönmüyor, vazgeçmiyor. Bu hastalıklı düşünce yapısı ile doğanın tüm dengelerini alt üst eden kanserojen radikallere dönüştü insan. Kazandıkça kazanmak istiyor, biriktirdikçe biriktirmek istiyor. Bunun için her yolu mubah görüyorlar. Bu arsız ve utanmaz zihniyet, ağacı odun, toprağı arsa ve her doğa canlısını, çöp tenekesine dönmüş mideleri için yiyecek olarak görüyor. Üretimde olmayan, yatırımda olmayan, sadece talan ederek geçinen bu asalak gruplar tek bir ağaç dikmek için bir araya gelemez ama ormanı talan için müthiş şekilde organize olurlar. Birbirlerinin kusurlarını örtmekte maharet sahibidirler.

GELECEĞİ TÜKETEREK GELECEK Mİ OLUŞTURULUR?  

Mal, mülk, daireler, gökdelenler, yüksek limitli banka kartları bırakmak çabası ve zihniyeti gelecek yüzyıllarda üretken değil, çalışmayan ve sadece miras tüketen nesiller oluşturacaktır. Günümüzde de tüm dünyada önceki kuşakların birikimlerini tüketerek yaşayan sayısız asalaklar var ve oldukça çoklar. Bu asalaklar yüzünden ekonomik dengeler ve üretim ilişikleri allak bullak durumda. Üretime katkı sağlamadan tüketen insan yüzünden ciddi iş gücü ve beyin gücü eksikliği dengeleri alt üst ediyor ve edecektir.

Oysa üretken, bilgili, ahlaklı, yetenekli, donanımlı nesiller yetiştirmek geleceğin en büyük teminatıdır.

Doğada tüm canlılar servet yapmak için çalışmaz. Mevcut doğal sistemin parçası olarak çalışır. Örneğin; İğne ucu kadar midesi olan karınca ya da arı, gün ışığı boyunca midesini doldurmak için çalışmaz. Ekolojik sistemin ya da ekolojik iktisadi çarkın devamı için çalışır. Sadece arı ve karıncalar ihtiyacım yok diye çalışmayı bıraksalar bile doğada tüm dengeler alt üst olur.

İnsan da böyledir, sistemin parçası olarak doğaya uyumlu şekilde iktisadi yaşamın sürekliliği için çalışmak zorundadır. Param, malım, mülküm var diye asalaklaşması evrensel düzene aykırı bir durumdur.

Gelecekte belki de mülk edinme sınırı konulur mu, miras yedi nesillerin asalaklaşmaması için miras hukukuna bile düzenleme getirilir mi bilemem ama olursa da hiç şaşmam. Anadolu deyişi ile  “ Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa “ olmadan öze dönme ve akıllanma vaktidir.

Geldiğimiz nokta da vahşi ve barbarca mülk edinme hırsının, dünyayı felakete götüreceğini öngören fütüristleri haklı çıkarmaktadır. Toplum yoksulluktan çökmez ama görgüsüz, akıldan, vicdandan, merhametten, görgüden uzaklaşmış tüketici zenginlikten çöker.

Tarih boyunca zenginlikte zirve yapmış medeniyetler hızla çöküşe geçmiştir. Zenginleşen ve lümpenleşenler, önce üretme, sonra üreme, sonra tüketme ve nihayet savaşma yeteneğini kaybeder ve gelişmekte olan medeniyetlerin egemenliğine girer. Bu durum günümüzde de tezahür etmektedir. Tarlaya, fabrikaya, dükkana, atölyeye gitmeyen, aşını pişirmeyen, evini temizlemeyen, askerlik yapmayan, bir vida bile sıkmayan zengin züppeler ile dolu ülkelerin, oluşan iş gücü açığını kapatmak adına 3. Dünya ülkelerinden iş gücü transferi dışında seçenekleri kalmamıştır. Bunun için yoksul ülkelere yatırım yapmak yerine o ülkelerin sahip olduğu enerjik iş gücünü ülkelerine transfer için mütemadiyen kargaşa ve savaş ortamı yaratırlar ve bunu mecburiyet olarak görürler.

İş gücü transferine de karşı tavır alan ve insana tepeden bakan, etiketleri farklı ama zihniyeti aynı bu züppelerin, o yoksulların sırtında saltanat sürdüklerini görmezden gelir. İnsan gücü ve iş gücü kalitesi yerine robot üretelim, robotlar ile bu açığı kapatacağız diyen asalak zihniyet bilmeli ki, robotu sarj etmek için bile bir insana ihtiyaç vardır.

HEM ÇALIŞMAYAN HEM ÇALIŞACAK İNSANI İSTEMEYEN AMA KONFORUNDAN DA ZERRE KADAR ÖDÜN VERMEYEN zihniyet bilmeli ki dünya herkes için dönüyor.

Zaman üretim zamanıdır. Üreten insan yetiştirme zamanıdır. Hızla geleceğe evirilen, sanal gerçeklere yol alan dünyada çocuklarımızı kendileri için muhteşem gelecekler kuracak şekilde yetiştirme ve donatma zamanıdır. Yerden bir çakıl taşı alacak kadar eğilmemiş nesiller ile gelecek oluşturulmaz. Gelecek için geleceği tüketmeden insana yatırım yapmak her dönem önemini koruyan ve koruyacak olan en büyük yatırımdır.

Çocuklarınıza saçını süpürge etmeyi bırakın! Ruhsal, bedensel, zihinsel olarak güçlü, hayatın her alanında tutunmayı başaracak, hayatın zorluklarına direnecek nesiller yetiştirmek için donatın. İpek kumaşlar içinde el bebek gül bebek yetişen çocuklar mücadele gücü ve savaşçı yetenekleri kazanamıyor ne yazık ki. Sayısız diplomalı, belgeli, sertifikalı olmalarına rağmen çok çabuk pes eden karakterlere dönüşüyor.

Kendi ürettiğini ve alın terini sofraya akıtamayan miras yedi jenerasyonlar, dünyanın kronik sorununa dönüştüler ve sorun olmaya devem edecekler.