ramercbey @ gmail.com

Kur’ân’ın (içindeki Kadir Gecesi’nde Levh-i Mahfûz’dan dünya semâsına) nâzil olduğu, binaen’aleyh «Onbir Ay’ın Sultanı − Kur'ân Ayı» olarak ilân edilmiş mübarek Ramazan’ın ilk gününü idrâk ediyoruz.

Bu mübarek «Kur’ân ve oruç ayı» Ramazan’a bizleri ulaştıran Cenâb-ı Allah’a nihayetsiz hamd-ü senâlar, elḥamdülillāh.

Bugün (sağlıklı olup tutabilen mü’minler) olarak ilk orucumuza alafranga (modern, alaturka veya ezanî olmayan genel kullanımdaki) saatle (şehr'istanbul'da) 05:31’de başladık, 19:25’te de iftar edeceğiz nasibse.

Birkaç senedir bendenize tesadüf etmedi, (yanlış tarafımdır) evden pek dışarı çıkmadığım için elbette. Büyük ihtimalle bu Ramazan’da da sokaklar, dükkânlar veya büyük mağazalarda halka imsakiye dağıtılacak.

Ve yine muhtemeldir ki, selàtin câmileri veya halkın, zâdegânın yaptırdığı Çamlıca gibi câmi-i kebirlerde (ulu câmilerde) mağrib (akşam) namazı için mabede girişte iftarlık hurma, zeytin ve/veya su dağıtılacak mü’minlere.

Eskiden Ramazan böyle her cihetiyle sokakta da evlerde de yaşanıyordu. Oysa maalesef (mateessüf) giderek şekl ü şemâilimiz (kılık kıyafetimiz ve huyumuz) bozulmakta.

Namık Kemal (tá ergen gençlik yıllarımda okuduğum) İNTİBAH romanında “Dünyada bir valide için hem ciğer-kûşesini diri diri kaybetmekten ve hem de ziyâı için teessüfe bile muktedir olamamaktan büyük bir azab-i ruhânî olur mu?” (s.100) der.

Bendeniz de aynı veçh ile “Dünyada bu fakir gibi bir mü’min dâva adamı içün hem kalbini hem o yüreğin ziyâı, tatmini için şart olan ulvî Ramazan duygularını kaybetmek, çevresinde hissedememek, dahası toplumda bu büyük yitiğe dair en küçük bir teessüf intişârına dahi rastlanmaması kadar kötü bir azab-i ruhânî olur mu?” diyorum.

Ramazan-ı Şerif, bize ve Ümmet-İ Muhammed'e (s.a.v) hayırların fethi ve münker işlerden tayyibâtta vesile-i rahmet olsun. Amin ve elḥamdülillāh-i Rabbil âlemîn.

* * *

2023 Genel seçimlerine 52 gün kaldı. Şu mübarek Ramazan’da bile zaman zaman mecburen siyasî konulara da gireceğiz galiba. Evvelen Allah’tan afvını, sonra muhterem okurlarımın bağışlamalarını diliyorum.

− Hayır mecbur değilsiniz... diyenleri duyar gibiyim. Muhterem, kazın ayağı öyle değil. Anlatayım sen gel de patlama.

CHP’lileşmede kadim CHP militanlarını bile sollayan Temel’siz Temel «Guiness Rekorlar Kitabı»na «tuhaf hareketler, sözler rekoru»yla aday. Bu kez de, Ayasofya câmi-i şerifi için abuk bir laf etmiş...

Gazete haberine göre, bay Temelsiz, Ayasofya’nın çok büyük bir yapı olduğunu belirterek, “Câmi olarak kullanılan alanların ötesinde bir kısmı da turistlere açılabilir” demiş.

Sormak lazım. Be zavallı, yaşından başından utanmıyor musun? Bir Müslüman olarak CHP’ye şirin görünüp koltuk kapmaya çalışmak ne fecî bir ihtirastır düşünemiyorsun. “Hak şaşırtmasın kulunu” pes yahu.

* * *

Merhum zekâ küpü (Einstein’dan çok daha zeki, dünyanın en genç yaşta -26- profesör olmuş bilim insanı ünvanlı) merhum Oktay Sinanoğlu “dil gönüldür” derdi. Ne hikmetli benzetme.

Bir edebî eserin estetik yönünü ele alanlar dilinden yàni üslûbundan da bahsederler. Köşe yazılarımdaki üslûbumu kimi muhterem okurlarım biraz kaba bulabilir. Bağışlasınlar fakat itimad etsinler ki, tüm haşinliğim bu mukaddes dâvanın ayağa düşmesi, echel-i cühelânın hattâ kimi nádân kişilerin eline düşmesindendir.

Üslûp, dilin farklı kullanımlarını görmemizi de sağlar. Bu edebî bir zenginliktir.. Üslûptan söz açıldığında işin estetik boyutunun öne çıkması ise edebiyatın güzel sanatların bir kolu oluşuyla bağlantılı.

Adı üstünde edebiyat. Yàni edep, yàni güzel ahlâk, yàni güzel görmek, güzel yazmak, güzeli dile getirmek.

* * *

Canlı izlemedim. Nihat Hatipoğlu hocanın Sahur programında başaçık zamane bir gençkız sırıtarak “umut verip sonra terketmek günah mıdır?” diye bir sual sormuş.  Hoca kızın laubaliliğine aldırmadan (belki adam olurlar) ümidiyle güzel şeyler söylüyor, fakat sonra lafı uzatıp flörtü (nikâhsız bir araya gelmeyi) mübah gösterircesine “oturup konuştuğunuzda zaten birkaç şey anlatmasına müsaade ederseniz ne olduğunu anlarsınız” gibi şeyler söylüyor. Kınıyorum. 23.03.2023