veyseltanerucar @ gmail.com

HANGİMİZ DAHA YALNIZ

Hayat yalnızlar ve yalnızlıklarla dolu. Kimimizin kalabalık ortamlarımızla gizlemeye çalıştığı, kimimizin ise açıktan açığa yaşadığı şey yalnızlık. En azından hayatımızın bir döneminde ve bence hayatımızın her evresinde iç dünyamızda yaşadığımız ancak üzerini kapattığımız bu kavram, kimimizde derin sarsıntılara yol açarken kimimize ise onunla yaşamayı öğretiyor.

Yalnızlık…

Tarih boyunca adına sınırsız şarkılar yazılmış, sözler söylenmiş, şiirler okunmuş. Kiminin düşmanı, kiminin ise tek yoldaşıdır. Bir tanım isteseniz yalnızlık için dünyadaki yalnızlar kadar şahsına münhasır tanımlar çıkar yalnızlık üzerine. Ve milyarlarca hikâye.

Kim bu yalnızlar söylesenize bana. Kimden dinlemeli yalnızlığı?

Sosyal medyada binlerce arkadaşı olan ama kimsenin onu anlamadığını iddia eden, bir takım doktorların tanımına göre sosyal şizofrenler den mi ?

Bir tren istasyonunda yıllarca görmediği asker babasını elbette gelecek diyerek bekleyen 60 yaşındaki Mehmet amcadan mı?

Gece ayazında sabaha kadar onu terk eden sevgilisinin iş dönüşü indiği otobüs durağında bekleyen adamdan mı?

Kendisinin tanımıyla ifade ediyorum “Aynı şehirde aynı havayı soluduğum için her nefeste ciğerim yanıyor” diyen akrabası tarafından tecavüze uğramış ve bunu töre diye ölmemek için gizlemek zorunda kalmış genç kızdan mı?

Yüreğindeki kalabalıklarla ve heyecanla bir köyde yahut taşrada okumak isteyip de maddi imkânsızlıklar yüzünden babasının okutamadığı zeki çocuk çoban Ali´den mi?

Aşık Veysel misali karısının kendisini sevmediğini düşünen ve bunu şairliği, şiirleri ve yazılarıyla paylaşanlardan mı?

Kim bu yalnızlar söylesenize bana. Kimden dinlemeli yalnızlığı?

Tarla başında çocukları için çalışan kocasız kadından mı?

Koca bir ülkenin kaderi omuzlarında olanlardan mı?

Çalışmak zorunda olup ihtiyar anne-babasına bakmak zorunda olanlardan mı?

Geçmişi pişmanlıklarla dolu olanlardan mı?

İmkânsızlıklar içerisinde çırpınanlardan mı?

Yahut her şeyi olup da bir türlü aradığı huzuru bulamayanlardan mı?

Kim anlatsın bize? Kimden dinleyelim bu yalnızlığı? Hepimizde var olan bu duygu, bu gönül ıssızlığı nasıl dökülür kelimelere. Yok mudur bunun çaresi peki. İnsanlarla olan çatışmalarımız, anlaşmazlıklarımız, yitip giden duygularımız ve gönül dünyamızda açamadığımız açsak ta anlatamadığımız hallerimiz gibi birçok nedenin sonucu olan bu yalnızlıkların nedir çaresi ve neden etraf bu kadar yalnız dolu.

Sanırım bizlerin atladığı bir şey var. Asıl soru şu. Kimdir yalnız? Ve tanımı nedir?

Allah´ı tanımamak en büyük yalnızlıktır oysa. Gönlümüzün ummanın da ki derinliklerde kimimizin derin sarsıntılar yaşayıp kimimizin üstünü örttüğü duyguları ve hislerimizi kim bilebilir. Tabiki Allah. Peki en derin duygularımızı bilen Allah varken, bizi bizden çok seven ve bilen yaratıcı varken kim yalnızım diyebilir ve kim yalnızlığı tanımlayıp ona bir hak verebilir ki?

Birçok soru ve tek cevap Yalnızlık Allah´a mahsustur.

Yalnızlık içe yöneliş değil midir? Hani Yunus Emre demiyor mu içe yöneliş Hakka açılıştır diye. Kul için yalnızlık en büyük dosta ulaşmaktır.

Allah varken kim yalnızım diyebilir dostlar. Dünyevi derin acılar yalnızlığa nasıl sebep olabilir. Kim tanımlayabilir. Kıyamette Allah bize “Ben varken neden di bu kadar ümitsizlik” derse ne cevap veririz. O yüzden bence Hangimiz daha yalnız sorusuna cevap; "Allah'tan değil de dünyadan medet umanlardır" olmalıdır.

Allah´la beraber olanlardan olmamız duasıyla.

Selametle