yokbosunayazma @ gmail.com

Dünkü yazımda bahsi geçen ünlü Mecelle’nin müellifi Ahmed Cevdet Paşa’nın “Tezakir” isimli eserinde çok önemli birçok konu var.

Tarih bir masal değil, ibretler manzumesidir. Bu gözle tarih ilminde yükselenler gelecek için nice hakikat meşalesi yakmış olurlar.

Ahmed Cevdet Paşa’nın devlet vazifelerinde başından geçenlerin bir kısmının hikâye edildiği Tezakir’in başlarından bir sahifeyi olduğu gibi aktarmak istiyorum:

Bosna çiftlikâtı nizâm-nâmesinden onun da haberi yok imiş. Artık sabrım yandı. Dersaâdet’e gelmiş olan sâlifü’z-zikr kırk iki vekillerden ikisi Mostar’da bulunmakla anlan celb ile isticvâb ettiğimde : “Evet biz.hr İstanbul'da iken öyle bir nizâmnâme yapılmış idi. Fakat nüseh-i matbuası buraya gelmedi “ dediler. Ben ne diyeceğimi ve ne yapacağımı şaşırdım.

Bosna vâlisinden isti’lâm ettim. Bu arada Mostar tüccârlarından biri geldi: “Siz bir nizâm arıyormuşsunuz, ben geçen sene Saray Bosna'ya gitmiş idim. Orada elime bir nizâm geçti. Aradığınız bu olmasın” diyerek nizâmnâmeyi gösterdi. Gördüm ki Dersaâdet’de dört sene evvel ber vech-i meşrûh tabettirmiş olduğumuz ve bu kerre aradığımız nizâmnâmelerin bir nüshasıdır.

Bu sırada Bosna vâlisinden gelen cevâbnârrtede dahi çiftlikât nizâmnâmesiyle konturat kâğıdlarından Hersek sancağı için gönderilmiş olan denklerin vaktiyle Mostar’ a gönderilmiş olduğu hikâye olunmuştur. Bunun üzerine köşe bucak araştırmağa başladım.

Muhâsebe kalemi kudemây-i hulefâsmdan bir Efendi: “Hatırıma geliyor ki mukaddema bir takım denkler gelmiş idi. Ğalibâ mahzene konuldu” demiş olduğundan yer altında define arar gibi mahzende nizâmnâme taharrisine kıyâm eyledik. (.......) Bu vuku’âtı masal gibi yazmak abes görünür ise de hakıkat-i halde büyük ibret alınacak bir maddedir.

Ber vech-i bâlâ devletçe aşırı mertebe ehemmiyet verilerek yapılmış olan bir nizâmnâmenin böyle kûşe-i nisyânda kalması ne kadar te’esüfü mûcib hâlâttan olduğu beyâna mühtâc değildir. Merkez-i saltanatta bunca tekellüfât ihtiyâriyle yapılmış olan bir mühim nizâmı taak-ı nisyâna atan müseyyib ve bu misillû teseyyübât ile devletin envâ’-ı müşkilâta düşmesine sebeb olan me’mûrlar ile memleket idâresi kaabil olamayacağı...”

Muhterem okurlarım, görüldüğü gibi tarih sadece tekerrür edip duruyor. Zira ibret almıyoruz. Geçmişten ibret almayanların geleceği olmaz.

Öyle hır gür ile kavga ile kan akıtırız demeyle olmaz bu işler. Adam gibi çalışacak, karşı tarafı bileğinin hakkıyla yeneceksin. Adamlar sinsi, her melaneti deniyor ama bu Müslüman için mazeret olmamalıdır.

Madem ki ne yaptıklarını biliyoruz, o hâlde tedbirimizi ona göre alacağız. İlk tedbir de kendimizi ıslah etmek. Şu halimize bakın. Genelev açılışında kurban kesildi bu ülkede. Hem de “gazi” ünvanı almış bir ilimizde...

Hálâ uçkurun üzerine çıkamadık millet olarak. Sorulmaz böyle soru ama sorsan bu meymenetsiz takımı en önemli iş olarak uçkuru söyleyecekler.

Medya azdırıyormuş. Televizyonlar, internet fuhuşa köprü oluyormuş. Tamam doğrudur. Fakat sen de öyle televizyon programları, internette öyle işler yap ki, insànlar seni izlesin. Koymuşsun birkaç video, çıkarmışsın sarıklı cüppeli (ehl-i tarikat olduğu her halinden belli) bir zatı vaaz ediyor.

Onun vaazları da kıymetlidir ama yeterli değildir. Öyle bir vaaz edilecek ki imansız dahi ilgiyle dinleyecek ve hattâ imana gelecek.

Var mı öyle babayiğitlerin? Yoksa otur ağla, başka ne diyeyim... 23.09.2022