m.tazeoglu @ gmail.com

“Çok iyiler var ki, iyilik zannıyla kötülük yapıyorlar”
Sevdiğim veciz sözlerden biridir bu söz. Nerdeyse bir asır önce söylenmiş olsa da günümüzde halen geçerliliğini koruyor.
Siyasette, ticarette, bürokraside, sağlıkta, eğitimde, sosyal yaşamda hatta dinde bile öyle çok iyilik tacirleri var ki; kötülük yaptıklarının farkında olmadıkları gibi, kendilerini birer iyilik abidesi sayıyorlar.
Doğru bir tanedir ama doğrudan ayıran binlerce olduğu için ve de çoğu yanlışlar doğru bilindiği için bilhassa Televizyon programlarında, hemen hemen her alanda, bizim Antakya tabiriyle ortalık “Kel Ali’nin bağı”na dönüveriyor.
Gelin şöyle bir bakalım:
Günümüzde bilimin, teknolojinin ve iletişim araçlarının baş döndürücü bir hızla gelişmesine rağmen; hemen her gazete köşesinde, radyo-televizyon programında, adına da “Köşe Yazarı” “Araştırmacı” “Uzman” dedikleri bir çok kişi “ATOOR” derecesinde atıyor da atıyor! Hemen hemen hiç birinden “Bu benim uzmanlık alanım değil ama kişisel görüşüm budur” gibi bir yaklaşım da göremezsiniz.
Her Ramazan ayı ve Kurban Bayramı öncesi doğru beslenme adına tıpkı “Uzaya mekik fırlatma” edası ve ciddiyetiyle anlatarak yumurta haşlama, güllaç yapma ve et kavurma tarifi yapan beslenme uzmanları gibi; TERÖR UZMANI, DEPREM UZMANI, GÜVENLİK UZMANI, SPOR YORUMCUSU VE SOSYOLOGLAR TÜREDİ. Bu “Ağzı olan konuşuyor” güruhuna, hemen her konuda ahkam kesen “Köşesini bulan yazıyor” yazarlarını da eklerseniz bu meydan da yine bizim “Kel Ali’nin Bağına” dönüyor vesselam…
Sorsanız hepsi iyilik ediyordur, milleti aydınlatıyordur. Ama toplum üzerinde oluşturdukları travmadan, sebep oldukları depresyondan nedense hiç sorumlu değildirler. Çünkü bir deneyim mekanizması yok. Nerdeyse tüm ev hanımlarını ekran başına çeken, aile temellerine adeta dinamit gibi yerleştirilen “Kadın” ve “Evlilik programlarını” yazmaya bile elim varmıyor.
Hele hele “Hissediyorum, Milli Piyangodan bana çıkacak” dercesine, şurada burada “Büyük deprem bekliyorum” deyip vatandaşı tedirgin etmek bilim adamlığı olmadığı gibi, emniyet ve askeri bir liyakatı olmadan, şurayı almalıyız burayı kuşatmalıyız diye ahkam kesmek de güvenlik uzmanlığı olmamalıdır.
Geçenler de bir yakınımızın cenaze namazı için İstanbul’da Levent Camiine gitmiştim. Ayrılırken kocaman, bahçeli ve görkemli bir binanın önünde “Spor Yazarları Vakfı” yazıyordu. Demek ki mühim işler yapıp mühim görevler üstlendikleri ve de mühim insanlar oldukları için böylesine mühim bir binada bulunuyorlar diye düşündüm. Bizim de böyle mühim yazarlara bir lafımız olmasın; hafazanallah sporu yazmasalar, sporu kritik etmeseler bu ülke nasıl çıkar aydınlığa?...
Her konuşmasıyla halkın arasına nifak tohumları eken, her hareketi topluma kötü örnek teşkil eden siyasi parti temsilcilerini hiç eklemiyorum buraya; zira bu hamur çok su götürür.
Velhasıl bu ülkede yazan yazıyor, yayıncı paylaşıyor. Konuşan konuşuyor, TV’ler radyolar yayınlıyor, taraftarlar dinliyor. Okuyan da izleyen de bir şey demiyor. Hem dese ne olacak? Çünkü herkes iyilik yaptığını zannediyor. Kedinin kuyruğunu kovalamasını bilirsiniz; kedi döndükçe kuyruk da döndüğü için o kuyruk hiç bir zaman yakalanamayacak vesselam.
Valla ne demeli ki bu işe? Allah ediplerimize edep, yöneticilerimize feraset, milletimize iyiyi kötüyü ayırt edebilecek basiret versin.
Kalın sağlıcakla...