halitkorkmaz0661 @ gmail.com

Milli Birlik ve Beraberlik

İmparatorluk bakiyesi  Anadolu;  köklü bir tarih, din, dil, kültür ve medeniyetler bakımından  barındırdığı renklilik, kıtalar ve bölgeler arasındaki kara ve denizlerin geçiş güzergahı, merkezde ve çevresindeki zenginliklerin arz ettiği önem, batı Türk dünyasını temsil etmeye çalışan, tarihten yüklendiği düşünce ve fikir mirasları ile Anadolu topraklarını ihata eden,  kilit ve merkez ülke olma özelliği ile Doğu-Batı arasındaki ilişkiler, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Orta doğu, doğu Akdeniz ve doğu Türk dünyası ile köprüler kuran ve bu özellikleri ile  egemen güçlerin imrendiği ve ilgilendiği  topraklar konumundadır.

Devletler doğar, gelişir, büyür ve ölebilirler. Devlet ,millete tatbik edilecek siyasetin Adaletle örülmesi halinde ayakta kalabilir. Tarih, Milli Birlik ve Beraberliklerini sağlayamayan devletler mezarlığı ile doludur. Milletlerin tekamül etmesinde vatan, din, dil, kültür ve ülkü birliği esastır. Milletleri bölmeye çalışan akımlara karşı en büyük güç   milli birlik ve beraberliktir.
          
Coğrafyamızda kalıcı olabilmenin olmazsa olmaz şartı birlik ve beraberliktir.
Bu idrakin en büyük düşmanı, Stratejik düşünceden uzak, içte ve dışta  verilen mücadelede cephe gerisinde birlik ve beraberliği bozmaya çalışmaktır.
       
Birlik ruhunu sağlamada öncü, şüphesiz devlet  olmalıdır.
       
Satın aldığı silahları içte ve dışta uğradığı saldırılara karşı kullanamayan  edilgen bir devlet konumundan;  kendi ürettiği silahları, bir    üst ligde, vatan savunmasında  özgürce kullanan, terör belasını topraklarımızın dışına iten  bir devlet için bir ve beraber olmaya ne dersiniz.
                     
Önce emniyet sonra özgürlük.
     
Enerji ihtiyacının tamamına yakınını ithal eden bir konumdan, ülkemizi bir enerji koridoruna çeviren, mavi vatan kavramını ihdas edip, sismik enerji filoları kurarak ürünlerini toplamaya başlayan devlet siyaseti tahkim edilerek yoluna devam ettirilmelidir.
        
Düşünelim, beynin şarjörü bilgi ile doludur.

      
Dış politikada ülkemizi yalnızlaştırmaya çalışan emperyal müdahalelere karşı stratejik duruş sergileyen diplomasimiz, uluslararası hukuk mücadelesi yanında,  kuvvet koyma dengesini de senkronize ederek önemli mesafeler kat etmiştir.  
       
Rüyalarımızı uyanmadan gerçekleştiremeyiz.
         
Üretim ekonomisini önceleyip ithal ikame bir ekonomiden, milli teknoloji ile katma değeri yüksek ürünler ihraç eden bir ekonomiye geçiş her alanda seviyemizi yükseltmiştir.
         
İran devlet erkinde hassas denge unsuru olan doğu Türkleri’nin temsili,  karabağ müdahalesi ile renk değiştirerek batı Türklerinin yanında   temsil edilmeye başlanmıştır.
        
Müziği duymayanlar dans edenleri deli sanır.
         
Müttefiklerimizin [düşman] siyasi  ve ekonomik çıkarları için cepheden cepheye koşturulan  bir Türkiye olmaktan çıkıp, KKTC siyasetinde yarım asırdır dondurulmuş politikaları eriten, batı ve müttefik çıkarlarına göre değil, ülke çıkarlarına göre politika üreten diplomasimiz  demokrasimizi güçlendirmektedir.
        
Yeni  dünya düzeninde Türkiye nerede yer alacak. Doğudamı    batıdamı  algısı ile idraksizliğe   zorlanmak istenen halkımız, STK ve diplomasideki yeni kodlarla  bu oyunu ters yüz etmesini  bilmiştir.
  
Türkiye Avrasya’nın güçlü bir oyuncusudur.
        
Dünya, doğu ve batı diye ikiye bölündü. [1] Biz nerede olacağız. Artık “Türkiye Düşünce’’li, “Türkiye Eksen” li siyaset,  coğrafyamızda ve dünyada etkin olan bir Türkiye’nin, hangi konumda, nereye oturtulacağı hususu  diplomasi ve siyaset  hafızalarını yormaktadır. 
        
Bu gerçeği örtenlerin, sulandıranların dost olmadığı, kişisel hırs ya da  dışarıdan  gelen ajandalara göre hareket ettikleri, milli birlik anlayışı gerektiren varoluş  mücadelesini zayıflatma amacı güttükleri gerçeğini  asla unutmayalım. Siyasette; söylemleri başka, gayeleri başka olan, faaliyetleri vatana hainlikle  eşdeğer kimi  mahfillere azami dikkat edilmesi gerekmektedir.
      
Arıya yük vuran eşekten bal bekler.
        
Dünya tek kutuplu eksen olmaktan çıkarken, bize enjekte edilmek istenen seçenekte,  doğu ya da batı   şıkları var olup,  20. yüzyılda olduğu gibi  dayatma vardır. Yükselen doğu ve gerileyen batı ile dengeli ilişkiler kurmamız  müttefiklerimizce [düşman] tehdit olarak algılanmakta ve taraf olmamız yönünde  baskı yapılmaktadır.
       
Diğer taraftan; batıya  rest  çekip, doğuya bağlanma iradesi geliştirilerek   doğu vesayeti altında    batıya cephe  oluşturmamız  istenmektedir. Doğu’ya yönelsek batı tehdidi, batıya yönelsek doğu tehdidi öne çıkmakta ve bununla da kalınmayıp, kendi coğrafyamızda iç cephelerde güç alanları üretilerek    Türkiye’nin  karşısına  konulmaktadir.  Bu tuzakları ayırt ederek yolumuza devam etmeliyiz.
    
Batı’nın ileri karakolları, son ağır saldırılarına hazırlanıyor.
         
Türkiye’deki  siyasi muhalifler,  bu iki seçeneğe göre kodlanmış ve söylemleri buna göre dizayn edilmiş gözükmektedir. Maksat, “Türkiye Düşüncesi” ve “Türkiye Yükselişi” yerine iki seçenekten birine[doğu-batı] mahkûm edilme tuzağıdır.
         
Öteden beri batı mekanizmaları içinde yetiştirilip,  zihni formatlanmış yapılar son ağır saldırılarını yapıyor. Türkiye kendi güç alanını inşa ettikçe,   içine düşecekleri korku dehlizini hesaplayıp bütün siyasi, ekonomik ve toplumsal nüfuz alanlarını teyakkuza geçirip var güçleriyle saldırıyorlar. Kurgulanmış yalanlarla, zihinlerimiz ve düşünce dünyamız ambargo altına alınmaya çalışılıyor.
       
Belli mahfillerin kabullenmede zorlandığı, geleceğin dünyasını şekillendirmede, merkezi güçlerden biri konumuna yükselmekte olan  “Türkiye’yi’’ durdurmaya    yönelik  bütün müdahaleler,  başarısızlıkla sonuçlanarak  yolumuza güçlü adımlarla devam etmekteyiz.
       
Türkiye, pandemi döneminde uyguladığı politikalarla ekonomik olarak güç kazanan birkaç ülkeden biri olmakla birlikte, siyasi olarak güç kazanan ve  elini güçlendiren  başat ülkelerden biri olmuştur. Küresel mimaride kurucu ve etkin ülkeler arasında Türkiye’de yerini almıştır.
       
Dünya medyasının öncelikli tartışmalarından biri   Türklerdir. Diplomasimiz bu tartışmaları izlerken,  ülkemizin yüksek etkinliğini içeride gizlemeye çalışan kimi medya gruplarının, uygulamaya koyduğu  bazı karartmalar  beyhude bir çaba ile sürdürülmeye ve  aktif halde tutulmaya çalışılmaktadır.

Anadolu aynı zamanda, siyasi yükselişlerin de anavatanı olacaktır.
      
Bu yüzyıl yükseliş yüzyılı olacaktır. Türkiye’nin merkezinde bulunduğu coğrafya, küresel ölçekteki  bütün hesaplamalara ve engellemelere inat, “Merkez Coğrafya Gücü olarak öne çıkacaktır.’’
      
Türkiye artık; siyasal, ekonomik, stratejik bir güç dengesi   olup temsil ettiği “coğrafya” nın etkin  bir gücü niteliğindedir. Ülkemiz  küresel iktidar hesaplaşmalarının savaş alanı olarak tayin edilse de, bu hesaplaşmaları değiştiren ve başka merkezlere kaydıran güç ve kudrete sahiptir. Demokrasimiz; partiler üstü, cemaatler üstü, çıkarlar üstü bir gerçeği yakalayarak gereksiz tartışma ve enerji kayıplarını önlemelidir.
 
Güç odaklarını değiştiren, jeopolitiği de değiştirir.
     
Ülkemizin yanında durarak, ona güç katarak birlikte yükselelim. Birlikte yükselebilmenin ana kapısı adalettir.
     
Saygılarımla


KAYNAKÇA:
[1]28 Ara 2020 İbrahim Karagül. Yeni Şafak