ramercbey @ gmail.com

Dünkü yazımın başlığı “Bu daha bir fiske bile değil...” idi. Bendeniz uyarmakla mükellefim.

Hoş, Kur’ân’ı okumayanlar, Allah’ın uyarısına kulak asmayan, Allah’ı dinlemeyenler beni mi dinleyecekti? Yine de üzerime düşeni yapmakla en azından şahsî vebálimden kurtulmaya çalışıyorum.

Kur’ân bizi uyarıyor biz onca hadiseye rağmen ágâh olamıyorduk.

Enfâl Sûresi, 25. âyet-i celîlede, “Bir de öyle bir fitneden (musibetten) sakının ki o, içinizden yalınız zulmedenlere çatmaz (âmmeye de sirayet ve hepsini perişan eder). Hem bilin ki Allah, şübhesiz azabı çetin olandır” buyurulmaktadır.

Korona musibetinden söz edelim. Neler değişti bu dönemde?

En yakın akrabalarımızla görüşemez olduk. İki senedir birbirimizi âilecek ziyaret edemiyor, sıla’yı rahim yapamıyoruz!

Komşularımızla oturup bir çay içemiyoruz...

Alışverişlerimiz kâbus gibi oldu. Çarşıya, pazara çıkamaz olduk. Çıktığımızda da binbir çile çekerek alışveriş yapıyoruz.

Açık satılan bir gıdayı alamıyoruz. Ya biri tadına bakmak istemiş ise? Netekim bendeniz esnaf “tadına bakın” deyip ikram etmeye kalksa da istemiyor, uyarıyorum hattâ.

Para veriyor, üstünü alıyor, sonra ellerimizi kolonya ile ovalıyor, veya sabunla yıkıyoruz. Kâğıt yahut madenî bozuk paralar en fazla virüs nakleden araçlardan çünkü.

Mâsumlar Apartmanı’nın hijyen hastası kişiliklerine acıyarak bakıyorduk, şimdi hepimiz biraz öyle olduk. Parktaki bir banka bile gönül rahatlığı ile oturamıyor, bir kurumdaki işimizi görmek için dahi korku ile gidiyoruz.

Bırakın yabancıları kendi çocuklarımız okuldan, işten döndüklerinde uzak oturuyor, aynı bardaktan su içemiyor, aynı çatal kaşığı kullanamıyoruz.

(İkinci bahis) Eğitimsizler

Öfke kontrol edilebilir. Fakat bu fıtratımıza (yaratılış kanunlarımıza) uygun, doğru (sahih) bir eğitim ister.

Dikkat ediniz «tahsil ister» demedim, «eğitim ister» dedim. Bilirsiniz fakat nefsinize tatbik edemezsiniz çok şeyi. Okullar, tarikatlar bu yüzden vardır.

Okul deyince, «öğretmen» akla gelir. Onun işi yalnız öğretmek değil, aynı zamanda çocuğu eğitmek, terbiye etmektir.

Ya da şöyle ifade edeyim:

Okullar salt bilgi yükleme (tahsil) yerleri değil, aynı zamanda terbiye ve karakter eğitimi kazandırmak içindir.

Bu yüzden bendeniz pek «öğretmen» demem, bu tâbiri pek sevmem, «muallim» derim. Buradaki nüans, arif olanlar (bahsin idrâkinde olanlar) için aslında küçük fark  değil, devasa bir meseledir.

“Tahsil cehaleti alır, eşekklik (varsa kişide) baqî kalır” diye boşuna denilmemiştir.

Hapishanelerde nice üniversite mezunu bedbaht var. Kimi hırsızlık, kimi yolsuzluktan... Kimi cinayetten, kimi tecavüzden, kimi kaçak organ nakli sebebiyle içeri girmiştir.

Yàni mapushanelerde yalnızca cahiller yok! Her meslekten ve yaş grubundan mahkûm var. Tıpkı kabristanlar gibidir hapishaneler de.

Doktor, mühendis, avukat, mimar ve sair gıbta edilen mesleklerden insàn en ağır suçları işleyebiliyor. Neden?

Zira öğretmenler (profesörlere kadar) elinde, meslekî eğitimin en üst kademelerine kadar tahsil görmüş ama eğitilmemiş, eğitilememişler.

Muallimler elinde yetişmiş olsalardı?

Muhterem okurlarım, muallim de aslında öğretmen gibi bir öğretendir. Fakat o aynı zamanda tâlim ettiren, eğitici, terbiye edici bir öğretmendir. Bazı kötü niyetlilere uyup, “herif eski tâbir meraklısı” deyip geçmeyin bu konuyu; hasseten işin içindekiler lütfen özümsesinler. 14.01.2022