baskentpostasi @ gmail.com


Zıt kutupta yaratılan kadın ve erkekten birinin lehine diğerinin rol, görev ve davranışlarının değiştirilmesi aile ve evlilik dengesini bozuyor. Burada yaşanan bir bozulma ise toplumun temelini sarsıyor. Bunun için kadın ve erkeklik kimliklerinin korunması, bu kimliklere zarar verecek her türlü yasa, eylem ve sözden kaçınılması gerekiyor.
Cinsiyetlerin korunması; toplum ve aile hayatının huzuru için hayati öneme sahip olmasına rağmen, özgürlük hareketleri, feminizmin bazı radikal kolları, kadını özgürleştirme adına doğuştan getirilen cinsiyet farklılıklarını inkâr ediyor, cinsiyet rollerine dair kavramları yerden yere vuruyorlar.
Yaradılış kanunlarına uyumlu olan rol ve görevlerin taksimindeki bu kargaşadan dolay, kadın ve erkek kimlik bunalımı yaşamakta, aile kurumu darbe almaktadır.
Neden mi? Çünkü kadın ve erkek biyolojik ve psikolojik olarak farklı yaratılmıştır ki birbirlerine ihtiyaç duysunlar, birbirlerinden keyif alsınlar.
Bunun yanında hayatın farklı alanlarında karşılaşılan sorumlulukları, görevleri, herkes kendi doğasına uygun bir şekilde yerine getirebilsin. Erkek, fiziksel gücü, cesareti, cömertliği, esnek sert yapısı ile aileyi dışarıdan gelecek saldırılara karşı korusun, kadın da şefkati, merhameti, ilgisiyle aile bireylerinin psikolojik ihtiyaçlarını gidersin. Erkek, toplumda mücadeleci, girişimci, atak, kavgacı, duygulardan çok eyleme dönük, iş bitirme özelliği ile var olsun. Kadın; duygularını ve sezgilerini ön planda tutan ve empati kurmaya çalışan taraf olarak var olsun ki, hayatın yükünü birlikte çekebilsinler.
Rollerin değişimi halinde bu duygular da değişeceği için aynı zamanda kadın-erkek ilişkisi de bundan olumsuz olarak etkilenecektir. Eğer cinsiyet kimlikleri birbirine yakınlaştırılırsa, o zaman kadın ve erkek birbirlerine ihtiyaç duymayacak, aynileşecek ve ailenin bir takım sorunlarının kimse üstlenmeyecektir.
Cinsiyet kimliği, sadece biyolojik bir farklılık değil, kişilerin toplum içindeki yaşama biçimini, davranışlarını, düşüncelerini, karakter ve mizaçlarını, hatta dillerini ve üsluplarını belirliyor. Çünkü insanlar sadece basit anlamda “bireyler” değil, erkektir, kadındır. Bireysel özellikleri kadar, cinsiyet özellikleri de söz konusudur. Bu farklılık da kişilerin her şeylerine yansır.
Bunun yanında kâinat zıtlıklar üzerine ve zıtlıkların çekimi üzerine yaratıldığına göre bireylerin cinsiyet kimliğini değiştirmek ve birbirine benzetmek demek, bu çekim gücünü kaldırmak demektir. Erkek, kadına benzerse, aralarındaki çekim gücü de kalkar.
Cinsiyetler birbirine benzerse ailede iki başlılık olacak, herkes kendisini ailenin reisi görecektir. Oysaki bir köyde iki muhtar, bir şehirde iki vali veya iki belediye başkanı olmaz. Olsa kaos olur. İşte bugün ailelerde yaşanan sarsıntıların bir nedeni de bu kaostur.
Bilim insanları, rollerin ve buna bağlı duygu ve davranışların değişmesinin çocukları da olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyorlar. Çünkü babasını evde, anneye göre pasif, aşırı yumuşak gören çocukların kafası karışıyor. Bu çocuklar sağlam bir “baba, sağlam bir “erkek” imajı geliştiremiyorlar. Bu durumun çocukların bilinçaltında erkek kimliği konusunda sıkıntılara yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Zorunlu olmadığı halde kadına atfedilen işlevleri üstlenen, bunu abartılı şekilde ve sürekli yapan erkeklerin erkeklik hormonlarının bundan etkilendiğine dair bulgular, bu tür erkeklerin kendilerini işe yaramaz, işlevsiz ve bastırılmış hissettiklerine işaret ediyor.
Toplum, cinsiyete bağlı özelliklerin, davranışların ve algılamaların bilincinde olmalı ve onların değerlerini takdir etmelidir.
Eşler, tatbiki birbirine her alanda yardım etmeli, destek vermelidir. Ama bu onları, doğal rollerinden ve sorumlulukların uzaklaştırmamalıdır.