baskentpostasi @ gmail.com

Aradan 20 yıl geçtikten sonra Hablemitoğlu Cinayeti ve ÖKK’dan E. Albay Levent Göktaş olayı yeniden gündeme geldi. Hablemitoğlu Dosyası tozlu raflardan indirildi ve tekrar incelemeye alınarak operasyonlar başladı. Araştırmacı bir gazeteci-yazar olarak Hablemitoğlu cinayet dosyasını yıllardır zaten takip ediyorduk. Sonucun nereye varacağını da yıllar önce çok iyi tahmin etmiştik. Ne yazık ki korktuğum sonuç ile şu anda karşı-karşıyayız!.. Yıllardır sürüncemede kalan, üzerinde birçok spekülasyonlar yapılan, birkaç kez tozlu raflardan indirilip yeniden yargı yolu açılan ama her defasında çıkmaz sokağa çıkan Hablemitoğlu Cinayeti Dosyası’nın perde arkasını derinlemesine araştırdık.

Son günlerde Türkiye’de garip şeyler olmaya başladı. Her şeyi yeni baştan tersine mi dönüyor?! Yargıda tuhaf şeyler oluyor! Bütün gerçekler aleni/açık bir şekilde ortadayken ve Hablemitoğlu cinayetinin ipuçları FETÖ’ye uzanarak birçok delil ortaya konulmuş iken tekrar Ergenekon’un hortlatılmaya çalışması ve TSK/ÖKK’de görev yapmış çok önemli subaylardan bazılarının aklanmalarına rağmen yeniden yargı önüne getirilmesinin perde arkasında çok büyük bir oyun döndüğünü anlamayacak kadar aptal değiliz!..  

Zaten bizde Başkent Postası’nda (bilhassa son günlerde) yazmış olduğumuz yazılarda Türkiye’nin 2023 Seçimlerine gittiği bir dönemde birilerinin düğmeye basarak Türkiye’yi kaosa ve kargaşaya sokmak istediğini, önümüzdeki günlerde her türlü olayın olabileceğini, karanlık günlere geri döndürmek için her türlü fitnenin çıkabileceğini, etnik ve dini kargaşa dahil her türlü suikast vb. olayın zuhur edebileceğini, toplumu germek ve iç çatışma çıkartmak için akla-hayale gelmedik provokasyonların olabileceğini, Türkiye’yi kutuplaştırmaya ve ayrıştırmaya dönük algı operasyonları ile birlikte bazı olayların tetiklenebileceğini, içerden ve dışardan her türlü saldırının başlayabileceği, böylesi bir karışık hatta ve hatta böylesi kaos/kargaşa ve kutuplaşma ortamını fırsat bilen dış güçlerin 2023 seçimleri öncesi ülkemizi SAVAŞA bile sokulabileceğini yazmıştık.

Biz bu yazıları yazmamızın üzerinden fazla bir süre geçmeden zaten bazı olaylar cereyan etmeye başlamıştı. Tahminlerimizde yanılmamıştık ki tahmin ettiğimiz olayların benzerleri bir bir gerçekleşmeye başladı. Şarkıcı Gülşen ve İmam Hatipliler olayı, AK Parti/İktidar bürokratlarının CHP’ye bilgi sızdırması olayı ve son olarak da Türkiye’nin birçok yerinden Ankara’ya gelen Özel Sektör öğretmenlerinin asgari ücretle ilgili mevcut iktidarı protesto etmek için MEB önünde yapmış oldukları protestolar… Ve Şimdi de tozlu raflardan indirilen Hablemitoğlu Dosyası… Zamanlama müthiş!.. Daha yeni başladılar, Türkiye’de öyle olaylar olacak ki…

Birileri Hablemitoğlu Cinayeti Dosyası’nı yeniden açarak FETÖ’yü aklamaya mı çalışıyor?! Hatırlarsanız aynı hatalar Ergenekon operasyonları sürecinde yapılmıştı. Biz o dönemde Anayurt gazetesinde 7 ay öncesinden böylesi bir tehlikenin yolda olduğunu yazmıştık. Ve bütün iddialarımız da doğru çıkmıştı. Neyse ki yıllar sonra devlet üzerine düşeni yaptı ve akla-hayale gelmedik suçlamalarla karşılaşan tüm Ergenekon mağdurlarıyla ilgili davaları yeniden başlatarak HAK ve ADALET’in yerine gelmesini sağlamış ve bu konuda mağdur yüzlerce kişinin tahliyesine ve birçoğunun da beratına karar verilmişti. Peki, şu anda ne oluyor?! Devir tersine mi dönüyor?! O eski günlere geri mi dönüyoruz?!

Hakkında çok şey bildiğimiz TSK/ÖKK mensubu E. Albay M. Levent Göktaş’ın aklanmasına rağmen yeniden üzerine gidilmesi ne anlama geliyordu?! Bu işte bir iş vardı?! Burnumuza gelen pis kokular nihayetinde gerçeğe dönüştüğüne şahit oluyorduk. Hablemitoğlu Cinayeti ile suçlanan TSK/ÖKK mensubu Subay ve Astsubayların adeta bir SUÇ ÖRGÜTÜ, SUÇ ÇETESİ gibi gösterilmeye çalışılması aklımıza çok kötü şeyler getiriyordu. Hem de Türkiye’nin 2023 Seçimlerine gittiği bir dönemde. Zaten 2023 Seçimleri Öncesi Türkiye’yi çok büyük tehlikelerin beklediğini son günlerde çok yazıp-çizdik. Hablemitoğlu Cinayeti davasının yeniden başlaması ile birlikte bandı geriye sarıp FETÖ’nün aklanmasına yönelik bir gidişatın başladığına şahit oldukça tüylerimiz diken diken olmaya başladı.

Oysaki gerek TSK/ÖKK mensubu subayları (bilhassa E.Albay Levent Göktaş’ı ve E. Binbaşı Fikret Emek’i) çok iyi tanıyorduk. Onların asla ve asla böyle bir olaya girişeceklerine asla inanmıyorduk. Hele hele kamuoyunun çok yakından tanıdığı ve sevdiği TSK/ÖKK mensubu E. Albay Levent Göktaş, PKK elebaşı terörist Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan Türkiye’ye getiren komutanlardan biri olması hasebiyle bu milletin gönlünde taht kurmuştu. Levent Göktaş çok kültürlü, zeki, milli, devletini ve milletini seven, gözünü budaktan esirgemeyen, askerliği boyunca büyük başarıların altına imza atmış olan, üç-dört yabancı dilmekle birlikte TSK tarafından üç ayrı üstün cesaret ve feragat madalyası ödüllendiren böylesi bir komutanın şu anda yargılanmaya başlamasına hiçbir anlam veremedik!..

Fakat şunu çok iyi biliyorduk ki bu konuda birileri düğmeye bastı! Birileri geçmişteki olaylar üzerinden adres saptırmak istiyor tekrar milli ve vatansever komutanları çarmıha gererek Türkiye’de kutuplaşma/ayrıştırma yaratmak istiyor. Birilerinin kuyruk acısı var ki FETÖ’nün ekmeğine yağ sürüyor. Kısaca bütün bu olup-bitenlerden sonra aklımıza ‘acaba FETÖ aklanmaya mı çalışıyor?!’ sorusu geliyordu. Biz bu şüphelerimiz doğrultusundaki düşüncelerimizi açıklamamızla ve bu serzenişlerimizle YARGIYI değil olayı bu seviyeye/bu şekle getirenlere yönelik tepki gösteriyoruz. Kimse yargıya olan saygımızdan şüphe etmesin. Yargı görevini yapıyor. Yapmalıdır da…

Yine de önyargıdan kaçırarak, bu konuda araştırma, soruşturma yapan savcılarımızı etkilememek için peşin kararlı olmamaya gayret ederek HABLEMİTOĞLU DOSYASININ  (HABLEMİTOĞLU CİNAYETİNİN) nasıl sonuçlanacağını merakla bekleyeceğiz. Davanın gidişatına ve yargının böyle bir karar almasına da son derece saygılıyız. İnşallah yargı (savcılarımız) bu davada asıl GERÇEĞİ bulurlar ve HAK/ADALET yerine gelir. Fakat biz araştırmacı bir gazeteci/yazar olarak bu dosya/dava/cinayet ile ilgili üzerimize düşeni yapmak için HABLEMİTOĞLU DOSYASI’nı (Hablemitoğlu Cinayetini)  ta baştan ele alarak, 20 yıllık geçen süre içinde tüm gelişmeleri yeniden gözden geçirerek bu yazıyı kaleme aldık.

Hablemitoğlu Cinayeti 20 yıl sonra yeniden gündeme geldi. Hablemitoğlu Cinayeti üzerine ne kadar iddialar ortaya atılsa da, ne kadar soruşturmalar yapılsa da, ne kadar bazı kişiler ve gruplar cinayet şüphelisi gösterilse de Türkiye’de işlenen diğer fail-i meçhul cinayetler gibi bunca yıl MEÇHUL kalmıştı. İsterseniz Türkiye’de yarım asırdır (52 yıldır) işlenen fail-i meçhul cinayetleri bir hatırlayalım. Daha sonra tekrar Hablemitoğlu cinayetine dönelim.

Türkiye’de 70 yıl içinde 75 gazeteci ve yazar öldürülmüş. 1970’ten sonra öldürülen tanınmış/ünlü bazı gazeteciler: 1 Şubat 1979 Abdi İpekçi, 7 Mart 1990 Çetin Emeç,  4 Eylül 1990 Turan Dursun,  6 Ekim 1990 Bahriye Üçok, 11 Ocak 1995 yılında Uğur Mumcu, 11 Ocak 1995 Onat Kutlar, 21 Ekim 1999 Ahmet Taner Kışlalı, 18 Aralık 2002 Necip Hablemitoğlu ve 19 Ocak 2007 Hrant Dink öldürülmüştü.

Türkiye’de 1970’li yılların sonlarına doğru başlayan ve 2020 yıllarına kadar devam eden siyasi, bürokrat, üst düzey emniyet mensubu, asker, istihbaratçı, duayen gazeteci-yazar, mühendis, bilim adamı vs. birçok bilinen/tanınan, sevilip-sayılan, değer verilen önemli insanlarımız ya şaibeli/şüpheli bir şekilde öldürülmüşler, ya da kaza süsü verilerek hayatlarına son verilmişti. Her biri fail-i meçhul kalmış ve adli makamların tozlu raflarına kaldırılmıştı. Aynen Hablemitoğlu Cinayet dosyasının tam 20 yıldır adli mercilerin tozlu raflarına kaldırıldığı gibi…

Doç.Dr. Hablemitoğlu başarılı bir akademisyen olmakla birlikte yayınladığı çok önemli kitaplar vardı. Bu kitaplar arasında "Sovyet Rusya'da Ölüm Kampları", "Türksüz Kırım: Yüz Binlerin Sürgünü", "Çarlık Rusyası'nda Türk Kongreleri (1905-1917)", "Şefika Gaspıralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi (1893-1920)", "Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke: Türkiye", "Milli Mücadelede Yeşil Ordu Cemiyeti", "Gaspıralı İsmail", "Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası", "Kırım'da Türk Soykırımı" ve "Köstebek" isimli kitapları yazdı. İşte kendi cinayektine sebep olan kitap daha sağken yazmış olduğu “Köstebek” kitabıydı. Çünkü Hablemitoğlu’nun “Köstebek” isimli kitabı tamamen FETÖ ile ilgiliydi.

Doç.Dr. Hablemitoğlu’nun daha sağken yazmakta olduğu (ölümünden sonra yayınlanan) KÖSTEBEK isimli kitabı öldürülmesinin en büyük sebebi olmuştu. Çünkü yapılan soruşturma, araştırma, teknik ve fiziki takip sonucunda KÖSTEBEK isimli kitabı yazmaması için FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan, Eski MİT’çi Enver Altaylı ve bazıları tarafından baskı yapılmıştı. Bu baskılar sonuç vermeyince de sözkonusu cinayetin işlenmiş olabileceği şüphesi ağır basmış ve bütün dikkatler bu yöne verilerek gerekli soruşturma başlatılmış, gerekli dava açılmış ve gerekli operasyonlar yapılmıştı.

Hablemitoğlu suikastı, Türkiye’yi sarsan fail-i meçhul bir cinayetti. Bu cinayetle ilgili bütün gazete ve televizyonlardan dikkat çekici manşetler atmıştı. Hablemitoğlu Cinayeti, dönemin en önemli olaylarından birisi olarak tarihe geçmişti. Haplemitoğlu cinayeti ile ilgili dönemin DGM savcısı Nuh Mete Yüksel 2002’de açmış olduğu davanın iddianamesinde, Hablemitoğlu’nun “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”kitabından Alman vakıflarının toplumu etnik ve dini ayrımcılığa sürükleyen çalışmalar yaptıklarını savunduğuna dair alıntılar yer almıştı.

Ayrıca, Necip Habyemitoğlu öldükten sonra yayınlanan “Köstebek” kitabında kendisinin daha sağken teknik ve fiziki takibe tutulduğunu, telefonlarının dinlendiğini ve e-posta ve önemli dosyalarının kopyalandığını belirtmişti. Hablemitoğlu’nun KÖSTEBEK kitabında FETÖ ile ilgili korkunç tespitler vardı. FETÖ’nün devletin içinde nasıl kadrolaştıkları ve diğer cemaatlerin aksine devlete sızmak için her türlü kılığa giren çok tehlikeli bir örgüt olabileceğini detaylı ve geniş bir şekilde izah etmişti. Ayrıca Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na nasıl sızdıklarını ve nasıl geçirdikleri kitapta bütün detayları ile birlikte anlatmıştı.

Hablemitoğlu ölmeden önce yakın çevresine MİT Müsteşarı olacağını söylemişti. Bu söylenti Eki MİT’çi Enver Altaylı’nın dikkatini çekmiş ve bu konuyla ilgilenmeye başlamıştı! Hablemitoğlu’nun MİT’in başına geçme dedikoduları Eski MİT’çi Enver Altaylı’yı olağanüstü rahatsız etmişti.  Zaten Hablemitoğlu daha hayatta iken KÖSTEBEK isimli kitabının yayınlanmaması için FETÖ tarafından Mustafa Özcan, Eski MİT’çi Enver Altaylı, Eski Milletvekili Ramazan Toprak ve eski bakanlardan Halil Şıvgın aracılığı ile baskılar yapılmıştı. 

Hablemitoğlu cinayetini yeniden hatırlayacak olursak, cinayetle ilgili birbirinden ilginç, farklı ve çok kafa karıştıran iddialar vardı. Tüm bu iddialar devletin içindeki kurumları kamplaşmaya götürecek boyuta getirebilirdi. Çünkü iddialar doğrultusunda bazı şahıslar üzerinden TSK/ÖKK suçlanıyordu!

Doç.Dr. Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde öldürülmüştü. Cinayet profesyonelce ve kusur bir şekilde işlenmişti. Türkiye’de daha önceden işlenen cinayetler gibi fail-i meçhul yapılmak istenmişti. Fakat Hablemitoğlu cinayeti dosyası yapılan yeni ihbarlarla ara-sıra raflardan iniyor ve yeniden inceleniyordu. Hablemitoğlu cinayetini ilk üstlenen kişi seri katillikten hüküm giymiş Durmuş Anuçin’di. Tutarsız ifadeleri ile dikkat çekmişti. Durmuş Anuçin, FETÖ sanığı olan dönemin savcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulanmış ve Ergenekon soruşturmasına dahil edilmişti. Dava sürüncemede kalmış ve aradan 14 yıl geçmişti. Ve yıllarca da bu cinayetle ilgili hiçbir işlem yapılmamıştı. Daha sonra Hablemitoğlu’nu sözde Ergenekon terör örgütün öldürdüğü iddia edildi.

Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili gelişmeler zaman içinde yeni bir boyut kazanıyordu. 17-25 Aralık tarihlerinde FETÖ’cü Yargı/Polis grubunun yolsuzluk iddiaları ile AK Parti’ye yönelik yapmış olduğu operasyonlar sonucunda o dönemde Paralel Yapı denilen Cemaat (FETÖ) ile iktidardaki AK Parti’nin arası açılmış ve Emniyet ve Yargı’da çok büyük değişikliğe gidilmişti. Cemaat uzantılı tüm savcı ve polislere yapılan operasyonlar sonucu yeni değişikliklerle raflardan indirilen tozlanmış Hablemitoğlu dosyası yeniden açılmış ve soruşturma için yeni görev Ankara Cumhuriyet Savcısı Başsavcı Vekili Necip İşçimen’e verilmişti. Yani, FETÖ Çatı Davası başlamıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Necip Cem İşçimen tarafından FETÖ Çatı Davası 14 Temmuz 2016 günü davaya dönüştürülmüş ve eldeki bilgi, belge ve donelerle FETÖ ile ilişkilendirilmesine karar verilmişti. Ne garip tecelli ki ertesi gün 15 Temmuz 2016’da FETÖ Darbe Darbe Teşebbüsü yapıyor!.. Ne garip bir tesadüf  ve ne kadar manidar bir durum…

FETÖ davası süreci içinde Hablemitoğlu’nun avukatı Ersan Barkın dosyayı tekrar tekrar incelediğinde gazeteci Zihni Çakır’ın vermiş olduğu ifade de Hablemitoğlu Cinayeti’nde Eski MİT’çi Enver Altaylı ve FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan’ın talimatları doğrultusunda eski Özel Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı kişilerce işlenmiş olabileceğine dair bilgilere rastlandı. Hablemitoğlu cinayetinde tetikçi olarak suçlanan kişi eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu Ahmet Tarkan Mumcuoğlu idi. Hablemitoğlu’nun ailesi konuyu yeniden gündeme getirerek gazeteci Zihni Çakır’ın duruşmada dinlenmesini istese de mahkeme kabul etmedi yapılan talebi reddetmişti. Daha sonra 2017 Mart ayında Savcı İşçimen görevden alınınca Hablemitoğlu dosyası yeni savcı Zafer Ergün’e verilmişti. Dosyayı yeniden inceleyen Savcı Zafer Ergün gazeteci Zafer Çakır’ın ifadesini aldı. Savcı Zafer Ergün gazeteci Zihni Çakır’a bilgileri nereden aldığını sorduğunda Z. Çakır bilgileri 2015 yılında Türkiye’yi terkederek Ukrayna’ya kaçan eski TSK mensubu Nuri Gökhan Bozkır olduğunu belirtti. Ayrıca Ukrayna’ya kaçan eski TSK mensubu Nuri Gökhan Bozkır, savcılığa bir mektup göndererek N. G. Bozkır cinayeti Ahmet Tarkan Mumcuoğlu’nun işlediğini, silahın Ankara Gölbaşı Mogan gölüne atıldığını yazmıştı. Bu mektup gazeteci Z. Çakır’ın ifadelerini doğruluyordu.

Yapılan soruşturmalar, araştırmalar ve istihbaratlar bir sonuç vermemiş ve uzun yıllar askıya alınan Hablemitoğlu dosyası 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası bir gazetecinin (Z.Ç) FETÖ ile ilgili Çatı Davası’nda cinayetin faili olarak vermiş olduğu bir isim Özel Kuvvetler mensubu (N.G.B) zanlı olarak aranmaya başlamıştı. Aynı kişinin 2015 yılında Şanlıurfa’da IŞİD’e Tır ile patlayıcı madde olayına karışmış ve Türkiye’yi terkettiği anlaşılmıştı. Savcılık şahsın e-posta üzerinden yapmış olduğu yazışmalardan N.G.B.’nin Hablemitoğlu cinayeti şüphelisi olabileceğini belirlemişti. Daha sonra şahsın telefonları incelendiğinde cinayet öncesi Hablemitoğlu’nun evinin yakınlarında sinyal verdiği tespit edilmişti. Cinayetten dört gün önce Hablemitoğlu, bir konferans için Eskişehir’e giderken (Sivrihisar civarında) aynı şüpheli (N.G.B.) şahsın takip ettiği ile ilgili sinyal bilgilerine de ulaşılmıştı. Suikast kurbanı Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun avukatı cinayet şüphelisi N.G.B’nin yakalanmasının çok önemli olduğunu belirterek tetikçilerin arkasındaki gücün ortaya çıkartılması gerektiğini ifade etmişti.

Hablemitoğlu Davası’nı bakan savcı Zafer Ergün, dosyada ismi geçen FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan, Eski MİT’çi Enver Altaylı, Mehmet Köstem ve Mehmet Narin arasındaki yoğun telefon görüşmelerini şüpheli bulup araştırmayı iyice derinleştirmeye karar verdi. Sonunda savcı Zafer Ergün, Eski MİT’çi Enver Altaylı ile Özel Kuvvetler Komutanlığı arasındaki ilişkileri Mehmet Narin isminde birinin telefonuyla sağlandığı bilgisine ulaştı. Ve Mehmet Narin adına kayıtlı telefon numarası üzerinden yola çıkarak HTS kayıtlarını incelemeye aldı. Ve sonunda Mehmet Narin adına kayıtlı telefondan Özel Kuvvetler Komutanlığı MAK Alay Komutanı E. Albay Levent Göktaş’ın eşiyle birçok kez irtibata geçildiği ve aynı telefondan rütbeli birçok kişi ile yoğun bir telefon trafiği yaşandığı da ortaya çıkmış oldu. Savcılığın yapmış olduğu tahkikatlar sonucunda telefonun üstüne kayıtlı olduğu Astsubay Mehmet Narin’in böylesi bir telefon konuşması yapamayacağı kanaati oluştuğu için telefonu kullanan ve bu konuşmaları yapan kişinin E. Albay Levent Göktaş olabileceği kanaati üzerine Levent Göktaş ismi ilk defa Hablemitoğlu dosyasına girmiş oldu.

TSK/ÖKK mensubu E. Albay Levent Göktaş kamuoyunun yakından tanıdığı bir isimdi. PKK terör örgütü kurucusu ve elebaşı terörist Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan Türkiye’ye getirilmesini sağlayan komutanlardan biriydi. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda Muharebe Arama Kurtarma Birliği’nde Alay Komutanlığı yapıyordu. Üç-dört yabancı dil bilen E. Albay Levent Göktaş’ın TSK’dan almış olduğu üç ayrı üstün cesaret ve feragat madalyası vardı. Ayrıca o dönemde istihbarat kulislerinde, yakın çevresinde ve medyada  MİT'in başına geçeceği konkuşuluyordu. 

Hatırlarsanız 2009 yılında E. Albay Levent Göktaş Ergenekon’dan tutuklanmıştı. Hatta evinde yapılan aramalarda ortaya çıkan ve darbeyle ilgili planlar olduğuna dair 51 No’lu DVD gündemde bir hayli tartışmalara sebep olmuştu. E. Albay Levent Göktan 2013 yılında Ergenekon Davası’ndan yargılanmış ve 20 yıl 9 ay mahkumiyetine karar verilmişti. Daha sonra özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ile birlikte Levent Göktaş’ın tutukluluk süresi azami 5 yıla indirilmişti. 2014 Mart ayı içinde Anayasa Mahkemesi’nin ‘Hak İhlali’ kararı ile 5 yıldan fazla tutuklu kaldığı gerekçe gösterilerek serbest bırakılmıştı. Fakat 2016 Nisan ayı içinde, Yargıtay 16. Ceza Dairesi Levent Göktaş hakkındaki kararı temyiz incelemesi yaparak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştu. Böylece 9 Haziran 2022 tarihinde Hablemitoğlu Cinayetinde Levent Göktaş’ında aralarında bulunduğu 9 ayrı emekli TSK mensubu hakkında gözaltı verilmesi üzerine 31 Ağustos 2022 tarihinde E. Albay Levent Göktaş hakkında Interpol ‘kırmızı bülten’ ile arama çıkarmıştı.

Eski ÖKK mensubu E. Albay Levent Göktaş 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hakkındaki tüm suçlamalardan beraat etmişti. Ayrıca medyada ve kulislerde Cumhurbaşkanlığına danışmanlık yaptığı iddiaları dolaşmıştı. Daha da ötesi mevcut MİT Başkanı Hakan Fidan’ın görevden alındığı takdirde yerine E. Albay Levent Göktaş’ın geçeceği bile bir hayli dillendirilmişti.

Hablemitoğlu cinayetinin üzerinden aradan 20 yıl geçtikten sonra MİT’in Ukrayna’dan getirdiği Nuri Gökhan Bozkır’ın ifadeleri doğrultusunda ‘Soruşturma Dosyası’ yeniden açılmıştı.  SORUŞTURMA Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları tarafından yürütülüyordu. Soruşturmada aleni/açık bir şekilde FETÖ izine rastlanmıştı. Aynı zamanda daha önce de izah edildiği gibi Necip Hablemitoğlu daha ölmeden önce Mustafa Özcan ve Enver Altaylı, Hablemitoğlu’na yazmakta olduğu kitaptan vazgeçmesi  için yapmış oldukları tüm baskılardan bir sonuç alamamışlardı. Bu sefer olayın seyri/yönü değiştirilerek TSK/ÖKK, MAK Alay Komutanı E. Albay M. Levent Göktaş irtibatlandırılarak silahlı eyleme dönüştürme süreci üzerine yoğunlaşmaya başlanmıştı. Bu yöndeki karar verilmesine sebep de soruşturma dosyalarında alınan ifadelerin birlikte HTS kayıtlarındaki analizlerin etkisi olmuştu.

Hablemitoğlu cinayeti dosyasında adı geçen Nuri Gökhan Bozkır’ın Türkiye’ye getirildikten sonra Şubat ayında yapılan operasyonda ÖKK ile irtibat sağlayan (sivil) Aydın Köstem ile birlikte ÖKK, MAK Alay Komutanı M. Levent Göktaş’ın Emir Subayı Mehmet Narin de tutuklanmıştı.  Hatta MAK Alay Komutanı M. Levent Göktaş beraber gözaltı kararı verilenler arasında 9 isim vardı. Bu isimlerden birisi de suikastın yapıldığı tarihte FETÖ’nün sağ kolu (iki numaralı adamı olarak bilinen) Mustafa Özcan’ın Özel Kalemi ve şoförlüğünü yapan Memiş Aytekin’di. Ayrıca Eski MİT’çi Enver Altaylı ile bağlantılı olan sivil Osman Tuncer de gözaltına alınmıştı. E. Asker Tan Dervişoğlu da yurt dışından Türkiye dönüşünde İstanbul Havalimanında gözaltına alınmıştı. Haklarında gözaltı kararı erilen 2. Dalga Operasyonu’nda tek yakalanamayan ve aranan isim TSK/ÖKK mensubu E. Albay M. Levent Göktaş’tı. Diğer gözaltı kararı verilen isimler arasında E. Binbaşı (MAK İstihbarat Amiri ) Fikret Emek, Gözaltına alınan E.Yüzbaşı (MAK İstihbarat Kısım Amiri Yardımcısı) Ahmet Tarkan Mumcuoğlu,  E. Asker Bülent Kutsal, E. Asker Altan Bora ve Nuri Gökhan Bozkır’ın timinde görevli E. Astsubay Kamil Metin Yine gözaltına alınan 9 kişi arasında olan sivil Memiş Aytekin ise FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan’nın özel kalemi ve şoförlüğünü yapan kişiydi.

Hablemitoğlu suikastı Türkiye’yi sarsan fail-i meçhul bir cinayetti. Bu cinayetle ilgili bütün gazete ve televizyonlardan ilginç manşetler atmıştı. Dönemin en önemli olaylarından birisi olarak tarihe geçmişti.  Haplemitoğlu cinayeti ile ilgili dönemin DGM savcısı Nuh Mete Yüksel 2002’de açmış olduğu davanın iddianamesinde, Hablemitoğlu’nun “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”kitabından Alman vakıflarının toplumu etnik ve dini ayrımcılığa sürükleyen çalışmalar yaptıklarını savunduğuna dair alıntılar yer almıştı. Ayrıca öldükten sonra yayınlanan “Köstebek” kitabında kendisinin teknik ve fiziki takibe tutulduğunu, telefonlarının dinlendiğini ve e-posta ve önemli dosyalarının kopyalandığını belirtmişti. Ayrıca kitapta FETÖ ile ilgili korkunç tespitler yapmıştı.  FETÖ’nün devletin içinde nasıl kadrolaştığını ve diğer cemaatlerin aksine devlete sızmak için her türlü kılığa giren çok tehlikeli bir örgüt olabileceğini izah ederek Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na nasıl sızdıklarını ve nasıl ele geçirdiklerini anlatılıyordu. Ayrıca Hablemitoğlu ölmeden önce yakın çevresine MİT Müsteşarı olacağını da söylediğini duyan eski MİT’çi Enver Altay’nın dikkatini çekmiş ve bu konuyla çok yakından ilgilenmeye başlamıştı! Çünkü, Hablemitoğlu’nun MİT’in başına geçme dedikoduları bile Eski MİT’çi Enver Altaylı’yı olağanüstü rahatsız etmişti. 

Zaten Hablemitoğlu daha hayatta iken KÖSTEBEK isimli kitabının yayınlanmaması için FETÖ tarafından Mustafa Özcan, Eski MİT’çi Enver Altaylı, Eski Milletvekili Ramazan Toprak ve eski bakanlardan Halil Şıvgın aracılığı ile baskılar yapılmıştı. Baskıyı asıl yaptıran kişi Enver Altaylı idi. Elbet ki tüm bu baskıların altında yatan gerçek ile Hablemitoğlu’nun MİT’in başına geçeceği duyumlarını aldıktan sonra Enver Altaylı’nın olağanüstü rahatsız olmasının altında yatan GERÇEK aynı olsa gerekti!..

Bu yazımızı sonlandırırken yazımızın başındaki tahmin, öngörü ve sezgilerimizi aynen tekrar etmek istiyorum. Diyorum ki “Türkiye’de garip şeyler olmaya başladı. Yargıda tuhaf şeyler oluyor! Tekrar Ergenekon’un hortlatılmaya çalışması ve TSK/ÖKK’de görev yapmış çok önemli subaylardan bazılarının aklanmalarına rağmen yeniden yargı önüne getirilmesinin perde arkasında çok büyük bir OYUN, TUZAK VE PROVOKASYON olabilir!..

Türkiye’nin 2023 Seçimlerine gittiği bir dönemde birileri, kaosa ve kargaşa ortamı mı yaratmak istiyor?! Türkiye’yi tekrar o eski karanlık günlere geri döndürmek için her türlü fitnenin çıkabileceğini, etnik ve dini kargaşa dahil her türlü suikast vb. olayın zuhur edebileceğini, toplumu germek ve iç çatışma çıkartmak için akla-hayale gelmedik provokasyonların olabileceğini, Türkiye’yi kutuplaştırmaya ve ayrıştırmaya dönük algı operasyonları ile birlikte bazı olayların tetiklenebileceğini, içerden ve dışardan her türlü saldırının başlayabileceği, böylesi bir karışık hatta ve hatta böylesi kaos/kargaşa ve kutuplaşma ortamını fırsat bilen dış güçlerin 2023 seçimleri öncesi ülkemizi SAVAŞA bile sokulabileceğini iddia ediyoruz!..

Birileri Hablemitoğlu Cinayeti Dosyası’nı yeniden açarak FETÖ’yü aklamaya mı çalışıyor?! Hakkında çok şey bildiğimiz, asla ve asla böyle bir suç işleyeceğine inanmadığımız, vatansever/milli ve kurumunda ve halk için çok sevilen TSK/ÖKK mensubu E. Albay M. Levent Göktaş’ın aklanmasına rağmen yeniden üzerine gidilmesi ne anlama geliyor?! Bu işte bir iş var?! Burnumuza gelen pis kokular nihayetinde gerçeğe dönüştüğüne şahit oluyoruz!.. Hablemitoğlu cinayeti ile suçlanan TSK/ÖKK mensubu Subay ve Astsubayların adeta bir SUÇ ÖRGÜTÜ, SUÇ ÇETESİ gibi gösterilmeye çalışılması aklımıza çok kötü şeyler getiriyor!.. Hem de Türkiye’nin 2023 Seçimlerine gittiği bir dönemde Hablemitoğlu Cinayeti davasının yeniden başlamasındaki asıl amacın FETÖ’nün aklanmasına yönelik yeni bir ADIM mı?!