veyseltanerucar @ gmail.com

Dünyadaki nesillerin kendilerinden önce gelen nesillerle uyum sorunu makas aralığı belkide içinde bulunduğumuz dönemdekinin fazlalığı kadar hiç açılmamıştı. Çocuklarımızın tavır ve davranışlarını anlamakta zorlanmamız şöyle dursun, kendimizden bir 5-10 yaş büyük ya da küçük olan kişilerin bile davranışlarını anlamakta zorlanıyoruz. 

Hepimizin bildiği üzere yaş grupları-nesiller yani diğer bi tabirle kuşaklar x-y-z kuşağı olarak tanımlanmaya başladı. Her bir kuşağın, siyasete,eğlenceye,hayata,insana ve insanlığa,tarihe vb. her olaya ama istisnasız her olaya ait kendine has bir tavır ve bakış açıları var.

Teknolojiye adapte olmakta ciddi sorunlar yaşayan, 1965–1979 arası doğumlu X nesli, , değişimi kabul etmekte zorlanıyor, kurallara uyumlu, belirli bir disiplin çerçevesi içerisinde yetişmiş, sabırlı ve otoriteye saygılı davranıyor iken 1980–1994 arası doğan, hiyerarşi içerisinde çalışmayı sevmeyen, iş hayatına atılır atılmaz kendi işinin patronu olmayı isteyen, Y kuşağı yüksek otorite ve hiyerarşik yapılardan nefret ediyor. Sürekli konuşmak isteyip kendisini konuşturmayan her yapıyı faşizan görüyor. Oysa ki faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir demiş Roland Barthes. Teknolojiye bağımlı, atılımcı ve çok sorgulamayı sevmeyen 2000 yılı ve sonrası doğumlu Z kuşağının ise söylemek istediklerini karşı tarafa direkt söylemeleri, kuşak çatışmalarını artırmaktadır. 

X kuşağının söylemek istemediğini Y kuşağı zaten önemsemiyor, bu X kuşağını deli ederken Z kuşağı ise bunun saçma olduğunu söylemekten çekinmiyor. 

Bu kuşak çatışmaları içerisinde insanların fikirlerini söylemekteki ısrar ya da endişeleri demokrasi ve düşünce özgürlüğü kavramlarını tekrar düşünmemize ve tanımları yeniden değerlendirmemize sebep olmuyor mu. Bu bağlam da bir değerlendirme yapacak olduğumda faşizmin bugün ki fikirini söyleme hürriyetinde ki algısının bahsedilenden çok daha farklılaştığını ve el değiştirip sosyalist ideolojilere sızarak burada da kabuklaştığını düşünüyorum. Sosyalist ideolojilerdeki fikir hürriyetinin bu duruma direnemeyecek kadar zayıf olması ya da bir kısmın tabiriyle demokrat olması bugün kendi olgularının da değişimine sebep olmuştur.

Sosyalist ya da faşist de olsa demokrasiden bahsedipde antidemokrat olanlar, Z kuşağının X kuşağına tahammülsüzlüğü, Y kuşağının hiyererşiyi ve otoriteyi yok sayması bunun delili değil midir? 

Sorun nesillerdemi,sistemlerdemi?

Yani, kısacası nesillerin arasında kaybolan sistemler ve kavramlar insanlığa ne kadar çözüm sunuyor diye tekrardan düşünülmeli. Bu çatışmalar arasında demokrasi kavramı da ayrı olarak irdelenmeli. Platon tüm sistemlerin zamanla bozulacağını, demokrasinin de yozlaşarak despotizme dönüşeceğini söylememişmiydi. Peki bu despotluğu nispeten X de ama ekseri Y ve Z kuşağında görmüyor muyuz. 

Şimdi; demokrasi obsesiflerinin “Peki bu nesillerin fikri söylem hürriyetleri karmaşasında demokrasi bile çözüm değilse çözüm ne? ” diye sorduğunu duyar gibiyim. Burada Aristo’nun şu sözü geliyor aklıma “Demokrasi dejenere bir siyasettir. Çoğunlukta olan güç sahiplerinin kendilerini sınırlamaları gerekiyor. Aksi halde, gücü elinde bulunduranlar yetkilerini kötüye kullanabilirler. Toplum iyilik ve felsefe (ki buna bazı kitleler felsefe diyor, ben başka bir tanım kullanıyorum) ile yaşamadıkça demokrasi sakıncalıdır. Çünkü çok az insan bile bencil olsa, iyi insanları kandırabilir. En çok bağıran, en çok yalan söyleyen başa geçebilir.”

Platon’un söylemiyle sistemlerin zamanla bozulmasının ve demokrasinin de yozlaşarak despotizme dönüşmesinin sebebi Aristonun söylemindeki iyilik ve felsefenin olmayışı ve insanların yalan söyleyerek diğerlerini kandırması. Farkettinizmi bilmiyorum teknik ve yazımsal sorunun bozulmasının nedeni ahlak. 

İster x kuşağının otoriteye saygılı bakış açısı olsun, ister Y kuşağının aceleci ve önceki kuşaklara tahammülsüzlüğü olsun, isterse Z kuşağının herşeyi söyleme gücünü kendinde görmesi olgusu olsun tüm bu fikri söylem hürriyetleri temelinde ahlak yok ise sadece bir laftan ibarettir. Sosyalizm ya da faşizm adı her ne olursa olsun ve isminin sonunda da istediği kadar –izm barındırsın her birinin bakış açısı ahlakı kadardır. Yukarıda Aristonun tanımındaki felsefeye biz başka bir tanım kullanıyoruz dememin sebebi işte budur. 

Toplumların ahlak kavramları; siyasetlerini ve nesillerinin birbirine ve kendinden önceki nesillere muamelesini ve ayrıca bakış açısınıda belirler. Ve pek tabi bir toplumun ahlak kavramını ise inancı belirler. Etik değerler tüm inanclarda aynı bir anlayış sergilesede pratikte uygulaması zordur. Kanun korkusuyla dizginlenen kişiler Aristonun ahlak kavraminda bahsettiği kişiler olmayabilir. 

O yüzden ahlak kavramı toplumda ve bireyde ahlak olarak değerlendirilmelidir.

Kuşakların birbirleri arasındaki bu olumsuz farklılık ancak ve ancak bu kavrama verdiğimiz değerlerle çözümlenebilir.

Selametle