tkosebas @ hotmail.com

Pandeminin yoğun etkisi altında yaşadığımız şu günlerde, alınan önlemlerle ilgili biraz cılız da kalsa bazı eleştiriler ve öneriler yapılıyor. Konu sağlık olunca, bilim olunca, üstüne üstlük konu tüm insanlığı ilgilendiren sosyolojik bir vakıa olunca, eleştiri ve önerilerin farklılık göstermesi hatta her kafadan bir ses çıkması da kaçınılmaz oluyor. Burada önemli olan; adına Bilim Kurulu denilen değerlendirme kurulunun olaya sadece tıp bilimi gözlüğüyle bakmasıdır. Oysa olayın sosyolojik yönü, maddi ve manevi yönü, aile, çocuk ve psikolojik yönü, ekonomik yönü, siyasi yönü vb yönleri de birer bilimsel gerçeklikle ele alınmalıdır ve değerlendirmelerde göz önünde bulundurulmalıdır. Cılız da kalsa bilim kuruluna ve hükümete yapılan öneri ve eleştiriler nedense aklıma şu hikayeciği getirdi:
Günün birinde Ağa, güzel bir yarış atı satın alıp bakıcıya teslim eder ve "Bu atı önümüzdeki yarış için hazırla" der...
Malum yarış atlarının bakımı da, beslenmesi de masraflıdır...
Bakıcı seyis, ne zaman atın ihtiyaçları için Ağa'nın huzuruna çıksa, para istese; Ağa onu "LÂ HAVLEE!" diyerek kovar...
Bir, iki, üç derken, her seferinde "LÂ HAVLEE" nidasıyla kovulunca seyis ne yapsın? Sap ve samandan başka bir şey veremez ata...
Yarışa az bir zaman kala, Ağa çıkar gelir çiftliğe ve "Getir bakalım seyis şu atı da bir görelim, koşturalım, hatta bir tur atalım der...
Bakıcı Seyis, başı önde, biraz da mahcup bir şekilde sessizce dikilir Ağa'nın karşısına...
Ağa kükrer: Bre adam nerede benim atım! Getirsene şunu!
Seyis titrek bir sesle ve yutkunarak; Ağam! At maalesef gelemez, hatta ayağa bile kalkamaz, çünkü zavallı at, "LÂ HAVLE" yiye yiye "VE LÂ KUVVETE" oldu! diye cevap verir...
Şimdi biz de ister istemez Pandemi önlemleriyle ilgili yapılan eleştiri ve önerilere “Lâ havle” deyip deyip geri çevrildiğini düşünür olduk. Pandeminin etkilerini bile dini inançlara ve ritüellere alet edildiğini düşünür olduk. Siyasi kutuplaşmalara malzeme yapıldığını düşünür olduk. Senin yanlışın benim doğrum tartışmalarına alet edildiğini görür olduk. Aslolan tedbir ve önlem olmalı iken; kraldan çok kralcı yaklaşımlarla vatandaşa tahakküm vesilesi yapıldığını görür olduk. Vali, kaymakam, polis vb devlet görevlisi davranışlarının ne denli kabalığa dönüştüğünü gördük. Öyle ki, en hassas ve dikkatli tedbirlerin alındığı cami ibadetlerini, hiç bir tedbirin uygulanamadığı bir düğün veya asker uğurlama merasimiyle acımasızca kıyaslanabildiğini görür olduk. Yol güzergahlarında dinlenme tesislerinde açık olan restoran ve kafelerde virüsün yayılabileceğine inanmazken; açık havada bile maskesiz dolaşmanın virüsü yaydığına inanır olduk.
“Şeytan taşlamaktan ibadet etmeye vakit bulamamak” kabilinden değerlendirmelerle de gerçek, samimi ve yapıcı eleştiri ve önerilere de kulağımızı tıkar olduk malesef.
Bu pandemi mücadelesiyle ve de siyasi kararlarla ne kadar örtüşür bilemeyiz ama; maazallah böyle devam ederse bu siyasi anlayış da “Lâ havle” yiye yiye “Ve lâ kuvvete” olacak gibi duruyor.
İtiraf etmem gerekirse, elbette şu benim yazım gibi; ilgisiz bir misalle söze başlayıp, konu ilgisiz bir sonuca da bağlanmamalıdır. Bunlar benim KATIKSIZ DUYGULARIM olunca da mazur görülmelidir...

Kalın Sağlıcakla...