ramercbey @ gmail.com

Arap dünyasının önde gelen günlük gazetelerden “Şarku'l Avsat” dört (4) kıtada 12 şehirde her gün eş zamanlı olarak basılan bir gazetedir.

Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı Sâlih Kallab, 2019 yılında bu gazetede kaleme aldığı “Esed'in önündeki tek seçenek ​Âlevî Devleti mi?” başlıklı yazısında önemli bir hususun altını çiziyordu:

Sâlih Kallab, daha yazısının başında “Tanınmış Lübnanlı lider Velid Canpolat Rus diplomatlarından birine dayandırarak ilginç bir bilgi paylaştı. Beşşar Esed İsrail başbakanına (Netanyahu'ya) bir mektup göndererek şunu söylemiş:”Suriye’nin bölünmesi ve bu topraklarda Âlevî bir devletin kurulması, İsrail için herhangi bir tehdit oluşturmayacak...”

Muhterem okurlarım, Esad Beşar şu anda Suriye’nin dörtte veya beşte birini kontrol etmektedir. Diğer bölgeler muhalif silahlı grupların kontrolüne geçmiştir. ABD ve İran, Nuseyrilerin yaşadığı bölgede Esad için bir Alawistan (Âlevî Devleti) kuracaklardır.

Suriye, Osmanlı devleti idaresinden çıkıp Fransızların eline geçtiğinde de böyle özerk bir bölge kurulmuştu. Şiîler eskiden Nuseyrileri kendilerinden saymazlardı. Siyasî sebeplerle benimsemişlerdir. Terör Devleti İsrail ve Sam amcası ABD, Suriye’de üniter bir devlet kurulmasına izin vermeyeceklerdi, vermediler de.

Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) planlarına göre zaten küçük olan bu ülke, bölünecek parçalanacak ve bitmez tükenmez çatışmalara sahne olacaktır. Suriye çoğunluğu Sünnî Müslümandır ama Müslümanların ılımlı da olsa bir İslâm devleti kurmasına izin vermeyeceklerdir.

Suriye’deki olayları, yedi yıldan beri devam eden iç savaşı, beş milyon Suriyelinin vatanlarından kaçmasını, üç yüz bine yakın ölüyü, harap olan şehirleri, çöken ekonomiyi sevinçle seyreden Siyonistler, İsrail’in de bir gün (inşá’allah yakın bir gelecekte) yıkılacağını düşünmez görünüyor.

“Suriye’deki Nuseyrî Baas rejimini, kısa zamanda çabucak ve kolayca yıkarız, Şam’da namaz kılarız” diye düşünenler, fena halde yanıldıklarını anladılar ama ba‘de harâbi’l-Basra, ya da ba‘de harâbi’l Şam...

Hálâ lâik ve Kemalist bir rejime sahip olan Türkiye’nin Arap ve İslâm dünyasına ağabeylik taslaması, geniş hayallere ve emellere sahip olması nefsimizi okşar ama hiç realist değildir.

Osmanlı kerim devleti, bir ulus devlet değildi, bir “Milletler Birliği” idi. Osmanlı hem devlet, hem makarr-ı hilâfet, yàni Hilâfet merkeziydi. Türkiye’de (gerçekçi mánâda) İslâmî bir düzen veya sistem kurulmadan yapılacak teşebbüsler kuruntudan öteye geçmez ve başarılı olamaz.

Bu İslâmî sistem elbette Vehhabî ve Selefî inancı üzerine oturmayacak, Ehl-i Sünnete dayanacaktır. Osmanlı Müslümanlığında evliyâ türbelerini buldozerlerle veya dinamitlerle yıkmak değil, onlara hürmet vardır.

Osmanlı İslâmlığında Şeriata uygun tasavvuf vardır. Osmanlı İslâmlığı bedevî değil, medenîdir. Osmanlı İslâmlığı terörist değildir. Onda cihad fi sebilillah vardır ama din adına terör yoktur!

Muhterem okurlarım, yazımın başlarında, “ABD ve İran, Nuseyrilerin yaşadığı bölgede Esad için bir Alawistan (Âlevî Devleti) kuracaklar” demiştim.

Halk arasında, “Cambaza bak” diye bir tâbir var.

Aslı «canbaz»dır, Farsçadan dilimize ve bizden de Bulgarca, Sırpça ve Yunanca’ya da geçmiş “canıyla oynayan, tehlikeli işler yapan, akrobat” mánâsındaki bu kelimenin. “Cambaza bak” da, “dikkatimizi yanlış şeye çekiyorlar aman hâ” uyarısıdır.

Bazı a'klıevveller, bizi ekonomi krizi, uçuşa geçmiş petrol fiyatları, asgari ücret gibi meselelerle “cambaza bak” punduna düşürmeye çabalıyor! Oysa Türkiye bütün bunları dünya ile birlikte aşacaktır.

Fakat iktidarın büyük bir vukufiyetle üzerine gittiği Suriye, ya da güney sınırlarımızın (terörden arındırılıp) tam olarak güvenliğin sağlanmasıdır aslolan.

Canbaza değil, işimize odaklanalım. Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyelim. İşimiz zor ama asla imkânsız değil. Sahil-i selâmet yakındır inşá’allah. Sabır az daha sabır lütfen. 02.07.2022