baskentpostasi @ gmail.com

İzzet SARI

Günler öncesinden gazeteci arkadaşım Murat Köse ile birlikte özel bir törene davet edilmiştik.

Bu özel törene katılmak için mübarek Cuma günü sabahı    Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alay’ı’nın yolunu tuttuk.

Törene İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile birlikte Ankara’dan kuvvet komutanları ve Kastamonu protokolü da katıldı.

Türkiye’nin dört bir tarafından özel seçilmiş tam 2 bin 40 vatan evladı  6 ay boyunca Jandarma Albay Mehmet Çelik komutasındaki Kastamonu Jandarma Komando Eğitim Alayı’nda  büyük bir titizlikle eğitilmişti.

Mehmet Albay, çok disiplinli  vatan sever ve bir o kadarda mesleğine aşık bir komutan olduğundan  2 bin 40 Uzman  Erbaşın  Komando Temel Eğitim kursunun kapanış törenini de  aynı titizlikle organize etmişti.

Türk olmaktan gurur duyduğum ve yanımdakilerin de konuşmalarından anladığım kadarıyla tüylerinin diken diken olduğunu hissettiğim konuşmalar, gösteriler  ve 2 bin 40 Türk  Komandosunun gözlerindeki  kararlılık ve inancı gördüm.

31’nci dönem Jandarma Uzman Erbaş Komando Okulu’nun dönem  1’ncisi Ankara’dan dönem 2’ncisi ise Araç ilçemizdendi. Belgelerini almak için bu üç Mehmetçik İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bulunduğu protokolün önüne geldiklerinde; Yanımda oturan 55-60 yaşlarında saçları ağarmış bir adam; “İşte o benim oğlum” diye sesini yükseltti.

Tören boyuncu yanımda oturan adamın okulu derece ile bitiren Mehmetçiğin babası oduğunu anladım.

Yanımdaki adamın diğer yanında ise aynı yaşlarda birde kadın vardı. Kadın ağlıyordu. Nasır bağlamış elleriyle yüzünü gizleyerek ağlıyordu. Belli ki annesiydi.

Parmaklarının arasından bakıyordu gururla oğluna. Gurur ve ayrılık iç içeydi bu bakışlarda. Yürek dolusu bir sevgi bir hayranlık vardı. O’nu ben doğurdum, ben büyüttüm! der gibiydi. Öylesine içten öylesine sıcaktı ki, daha iyi görebilmek için bir iki basamak öne doğru çıktı. Hemen yanımdaki adamda karısının koluna yapışarak öne doğru çıktı ve “Oğlum…” diye haykırdı.

-Kastamonu Komandoları…

Salgından dolayı çok az sayıda törene davet edilenler elleri patlayıncaya kadar alkışlıyorlardı. Gösteriler başlamıştı ki, hafif bir fon müziği eşliğinde “İşte bu bayrak, o bayrak” diye gösteri yapan Mehmetçiklere eşlik ediyordu.

Önceden geniş bir alana dizilmişlerdi. İstiklal Marşımız bayrak bayrak dalgalandı gökyüzünde… Binlerce askerden anneden, babadan selam götürdü yıldızlara…

-“Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak

O benim milletimin yıldızıdır  parlayacak

O benimdir, o benim milletimindir ancak…”

Silaha ve bayrağa gururla sarılmışlardı. Yanımda oturan Araçlı hemşehrimiz daha sonra  oğlunu dikkatle bakmasına rağmen  2 bin 40 asker içinde kaybetmişti.

Koluna sıkı sıkı sarılan eşine “ Sen görüyormusun hanım” diye seslendi.

Adamın koluna daha da sıkı sıkı sarılan kadın onurla ve gururla “ Ne fark eder , şimdi hepsi de bizim oğlumuz!” dedi.

-“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde, milletime ve vatanıma doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk Sancağının  şanını canımdan aziz bilip icabında  vatan, cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime namusum üzerine and içerim!

Büyük bir gururla bu  toplu yemin merasimini dinledikten sonra yanımda oturan  genç komutana  sordum; “Nedir bu yeminin anlamı?”   

Siyah , hilal kaşlarının altındaki gözleri çakmak çakmak yandı ve dedi ki;

Askerin;

Mesleğine yürekten bağlanışıdır.

Teminatı ; şeref,

Bedeli de;

Gerektiğinde uğrunda ölmektir!

Her altı ayda bir 2 bin kusur Komando yetiştirip , vatanın bölünmez bütünlüğü için milletimizin huzuru ve bekası için yurdumuzun değişik bölgelerinde görev almak üzere yola çıktı aslan parçaları…

Dosta güven, düşmana korku” salmak için  hep bir ağızdan;  Her Türk asker doğar

31’nci dönem  eğitimini  başarıyla tamamlayan 2 bin 40 Komando hep bir ağızdan;  dağların taşların ve yıldızların  duyacağı bir şekilde haykırdı…“ Ne Mutlu Türk’ün diyene…”

Sohbetimizi Kastamonu’nun manevi önderlerinden  Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli’nin o güzel sözü ile bitiriyorum.

GÜNÜN SÖZÜ

Gelişiniz güle güle, gidişiniz güle güle, her işiniz güle güle” olsun