baskentpostasi @ gmail.com

Yıllar önce benimde mezun olduğum Alatarla Orta Okulu’nun okul gazetesi için bir makale  kaleme almam istenmişti.  O yıllarda bu makaleye benzeyen bir yazı  kaleme aldım. Yine bundan 16 yıl önce  görev yaptığım Kastamonu Sözcü Gazetesi’nde hatırlatma bağlamında yeniden kullandığım bu makaleyi  şimdi yeniden yayınlama ihtiyacı duyuyorum. O yıllarda ve daha sonra kaynak gösterilmeden  bir çok gazete ve internet dünyasında yayınlayanlar oldu.

“ Delikli demir çıktı, mertlik bozuldu “ diyor ya Bolu Beyi Köroğlu… İşte internet çıktı mertlik bozuldu diyoruz bizde. Dijital fotoğraf çıktı, internet dünyasında hangi fotoğrafı kim çekti belli olmuyor. Oysa eskiden  bir emek var diyerek fotoğrafın ve haberin kaynağı belirtilirdi. Şimdilerde bu etik kurallara ne uyan kaydı ne de  itibar eden…!

Neyse efendim gelelim konumuza;

İklim değişikliği nedeniyle ülkemizin güney illerinde günlerdir süren orman yangınları ve Batı Karadeniz illerinde ise aşırı yağıştan kaynaklanan sel felaketleri canımızı yaktı.

Özellikle yeşil ile mavinin buluştuğu adeta  cennetten bir  köşe olan Bozkurt ilçemizde yaşanan sel felaketi tüm yurtta olduğu gibi beni de derinden üzdü.

Başta Bozkurt olmak üzere  Abana, Çatalzeytin, Azdavay, Şenpazar, Küre ve Cide ilçelerimizde  devamında Bartın ve Sinop’ta ciddi hasarlar oluşturan sel taşkınları onlarca can ve mal kaybına neden oldu.

Sahil ilçelerimizde can ve mal kayıplarına neden olan sel taşkınlarında hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarına sabırlar  diliyorum. 

Şayet iklim değişikliklerine karşı ülke olarak devlet olarak hazırlıklı olmazsak! İlerleyen yıllarda çok daha üzücü olaylarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır. İnşallah tüm Dünya ülkeleri iklim değişikliğine bir an evvel tedbirler alabilir.

Şunu unutmayalım… Doğal afetlerin yaratacağı hasarı en aza indirecek olan yine insan beyni ve insan elidir.

-“Sel gibi yıkıcı olma, su gibi  berrak ol”

 İnsanın özellikle yeni tanıştığı dostlarına söylemek istediklerini yansıtan bir yazı. Şimdi sen su olduğunu düşün. Su kadar özel, su kadar faydalı ve su kadar çok... Tükenmez...

İnanıyorum ki, gerçekten de öylesin. Ama ister çeşmelerden dökül, ister göklerden yağ, ister nehirler dolusu ak, dibi olmayan bir kovayı dolduramazsın.

Yani; seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsın... Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçası olursun sadece.

Suyun  yanında  olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; "su nasılsa burada, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düşünürsün...

Aynen, sesini sürekli duyanların seni dinlemedikleri gibi!

Ormandaki hiç bir hayvan, ırmağın gürültüler koparan yerinden su içmeye çalışmadı şimdiye kadar. Hepsi, hep sabahın en sakin anını bekledi suyun durgun yerlerini bulabilmek için, gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarını giderdiler. Onlar için en uygun olan ve kendi istedikleri zamanda...

Sen, hep bir su olduğunu düşün. Su gibi güzel, su gibi yararlı, su gibi  vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynağı olduğunu düşün. Ama su gibi yaşatıcı ol, su gibi yıkıcı, sürükleyici ve öldürücü değil!.. Sen bir su  ol... Ama rahmet ol, afet değil! Tarlalarını basma insanların, yuvalarını yıkma, ocaklarını söndürme, sana felaket denmesin!

Su, isen  bir bardağa  sığabil ki; damarlara giresin!..

Su, yüce Allah'ın insanlar için yarattığı en büyük nimetlerden biri... Suya benzediğini unutma! Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydalı, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu da unutma. Ayrıca su gibi sakin olabileceğin gibi, su gibi kıyametler koparıcı olabileceğini de unutma...

Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayılabileceğin küçük ırmaklara ayırabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yaşayabilirsin dünya dönmesine devam ettiği müddetçe... Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen, korkulan ve kaçılan olursun; seller, afetler gibi...

Ya tutmayı öğreneceksin dilini veya hiç durmadan konuştuğun için, sadece bomboş ve anlamsız sesler çıkartan birisi olduğunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken şu değil mi? Düşüneceksin ne zaman ne söyleyeceğini. Düşüneceksin kimin dinleyip dinlemediğini, kimin anlayıp anlamadığını. Düşüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarını anlatabildiğini...

Hatta anlayanların anladıklarının da, senin anlattıklarının ne kadarı olduğunu düşüneceksin... Ve konuşmak için en uygun zamanı bekleyecek en uygun kelimeleri seçmeye çalışacaksın...

Ahmak olmayan yolcuların, önceden aldıkları biletleri ceplerinde olduğu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklaştığında, vapurun kalkacağı iskelede hazır olmaları gibi, sen de fikrini bildireceğin kişinin kıyıya yanaşmasını bekleyeceksin!.. Demeyeceksin ki, ben canım isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.. Demeyeceksin ki, aklıma geleni aklıma geldiği biçimde söylerim. Karşımdaki de değil duymak, değil dinlemek, anlattığımdan bile fazlasını anlamak zorunda!..

Ağzını açıp şelaleden dökülen suyu içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç ?

Veya önüne çıkan ağaçları dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye uğraşan bir ceylan gördün mü ? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasını bekler, beyni olan her yaratık gibi!

Hadi... Sen şimdi su olduğunu düşün, ve kendini su gibi hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararlı... Su gibi hayat kaynağı ve su gibi bitmez, tükenmez olduğunu hatırla...

Ama yine su gibi bir küçük bardağın içine sığdır ki kendini; girebilmeyi öğren insanların damarlarına.

-Su gibi ol,  temiz ve temizleyen...

-Su gibi ol,  hayat  ver  insanlara .

-Su gibi ol, gönülden seven ve sevilen.

-En önemlisi de vaz geçilmez ol…

Kalın sağlıcakla.

GÜNÜN SÖZÜ

“Doğal afetler kaderimiz değildir!”