m.tazeoglu @ gmail.com

Dostlar! Her temsil makamının elbette kendine özgü bir dili vardır…
Edebiyat fakültesinden yeni mezun olan birinin, lokantada garsonun “Ne alırdınız” sorusuna karşılık “Zannıma nazaran canım bir porsiyon kuru fasulye istiyor kanaatindeyim” demesi ne kadar normal ise; Zengin işadamı Ali Ağaoğlu’nun da, saatlerin geri alınmasını hatırlatmak için “Bu gece Rolex’lerimizi bir saat geri almayı unutmayalım arkadaşlar” diye Twitt atması da o kadar normaldir. Çünkü yaşadığı ortamı yansıtırlar…
Siyasette de durum benzerdir. Çünkü Siyaset de bir temsil makamıdır…
Hiç sevmediği Belediye Başkanına makamında “Siz bu şehir için Allah’ın bir lütfusunuz” diyen bir siyasi aktör, STK temsilcisi ya da gazeteci, dışarı çıkar çıkmaz “O kadar söylüyoruz ama bildiğini okuyor, çok yanlış yapıyor, yüzüne söylerim hiç çekinmem” diyebiliyor… Maalesef Siyasetin ya da mesleğin dili, yaşanılan ortama uyum sağlıyor. Kısaca küp, içindekini dışına sızdırırmış… Mantar gibi türeyen, içi boş olan ve akide şekeri gibi mevki-makam dağıtılan Sivil Toplum Örgüt’cük’lerini de hiç dahil etmemek lazımdır, zira bu tür kurumların tek siyasi dili dişi vardır, o da “Yalakalık”tır.
Yine temsil makamının dili ile ilgili darb-ı mesel olmuş bir hikaye çok anlatılır:
Vaktiyle bir Paşa’nın oğlu Çingenelerin Çeribaşısının kızına gönlünü kaptırır. Ne yapsalar vazgeçiremezler. Sonunda kızı istemeye mecbur olurlar, tutarlar Çeribaşının çadırının yolunu. Kahveler içildikten sonra Paşa: “Zat-ı Alinizin kerimesi ile mahdumumun dest-i izdivacına talibiz, ne dersin?” der… Çeribaşı “Hayır olmaz” deyiverir. Çaresiz bir şekilde, saraya geri dönen Paşayı kapıda karşılayan yaver durumu fark eder “ Paşam ne oldu? Bir derdiniz mi var? Diye sorar. Paşa başından geçeni anlatınca Yaver soluğu Çeribaşının çadırında alır. “Bre densüz! Devletlü Paşamız kızını ister de sen nasıl vermezsin? Diye kükrer. Çeribaşı boynunu eğer: “Efendim! Evet Paşamızın çadırımıza geldiği doğrudur ama benim kızımı istemedi ki” der. Bu hikaye de bize, temsil etmenin ve temsilin dilinin önemini anlatmaktadır.
Şimdi tüm Türkiye’de siyasi atmosfer ısındıkça yani seçimler yaklaştıkça; bakıyoruz “Temsiller” ve “Siyasi Diller” de kendini iyice belirgin hale getiriyor. Kimi temsil ettiği makamın gücüyle direkt olarak “Ben adayım” diyor. Kimi de “Ben aday maday değilim ama kamuoyunun eğilimine bakacağız” diyerek, istemem ama yan cebim şuradadır modunda çalışıyor. Kimi üstün ırk, yüce insan ve şehrinin yetiştirdiği güzide işadamı, şehrini kalkındıracak yegane kişi, bürokratların ve işadamlarının yüce temsilcisi abiler de siyaset mevsimini denk getirip boyunu gösteriyor ki, bu temsil dilini henüz çözmüş değiliz. Gerçi bu beyefendilerin yaverleri de vardır, işlerini çözdürüverirler…
Gelelim hali hazırdaki mevcut seçilmiş siyasetçilerimizin temsil ve diline… Mühür onlarda olduğu için onları asla eleştirmeyeceksin, laf söylemeyeceksin. Maazallah bir de aday maday olsanız, sizi aforoz ediverirler ki bu dil geçersiz bir dildir. İlla bir şey söyleyeceksen de, “Allah’ın lutfüdür, şehrimiz için büyük bir şansdır” demelisiniz.
Son olarak gelelim hemen hemen şehirde var olan, kendini o şehrin siyasi sahibi görenlere… Allah onlara yardım etsin ki; bu kadar değişik siyasi dili ve siyasi hamleyi anlamak, dinlemek ve yorumlamak zorundadırlar. Çünkü genelde ve bir çoğunda PROJE YOK, ÜLKÜ YOK, AŞK YOK...
Ak Parti, CHP ve MHP’de şehrin siyasi sahipliğini ve temsil ve dilini görmek ve anlamak daha kolay; çünkü artık kişiler sabit, söylemler klişedir. Yeni kurulan siyasi partilerin temsilcilerinin de neredeyse tamamı varolan eski bir partiden ayrılma olduğu için onu da anlayabilmek pek zor olmasa gerek.
Geriye kalıyor yeniler... Malesef Siyaset Kurumu yeni yeni siyasiler yetiştirme konusunda pek de başarılı olmadığı için bu kesimi iyi izlemek ve gözlemlemek gerekebilir.
Haa bir de yeni kurulan ama önemli bir insan kaynağı ve tabanı da olmayan partiler, daha kurulur kurulmaz "Baraj sorunumuz yok, ilk seçimde iktidarız" dediği için maazallah bu iktidar partilerine söz söylememiş olalım, kısa keselim... Kalın sağlıcakla...