delikkayaecesu05 @ gmail.com

Günümüzden tam 64 sene öncesinde bir kamyonun arkasında geçim sıkıntısı sebebi ile sıkış tıkış İstanbul’a göç eden, devrimci arabesk şarkılarıyla tanınan bir adamın hikayesinden bahsedeceğim size; Ahmet Kaya…

1980 ve 1990’larda çıkardığı albümleri ile tanınan, dizeleri ile konuşan bir adam. Denizi ilk defa bir kamyonun arkasında hiç bilmediği bir geleceğe giderken görüp, onu büyük bir dere sanmıştı. Seneler sonra ise o büyük birikintiyi gözyaşlarıyla doldurup adının deniz olduğunu bellemişti . İçerden çıkıp gökyüzüne kavuştuğunda ise yaşamak uğruna dizelerinden parmaklık yaparak, tekrar mahkum olabilmek adına eşten dosttan toplanan paralarla kaset (albüm) yaptı. Lakin sonra kendisini de şoke eden bir durumla karşılaştı. Kendini saklayan , müzik zevkini yeni yeni oturtan insanlar ortaya çıkıverdiler. Cebinde otobüse binecek bilet parası olmadığı için yaptığı albümü, binlerce kişi satın aldı. Onun şarkılarını dinleyen kesim o dönemde onunla birlikte devrimci olduğu için içeri atılan veya dışarıda kalanlardı. Kimi işkenceler gördü, kimi gençliğinin en güzel yıllarını demir parmaklıklar arkasında bıraktı, kimi asıldı… Sağlıklı kalıp dışarı çıkanlar özgürlüklerine kavuştuklarını sanır iken aslında duvarlarla çevrili olmayan başka bir mahpushaneye nakil edildiklerini anladılar. Ahmet Kaya ‘nın kendi tarzını oluşturduğu dönem sahneler de Ruhi Su , Orhan Gencebay ve benzerleri vardı . Bir taraf devrimci şarkıları söylerken diğeri ise kader şarkıları söylüyordu. Yazımın ana kahramanı ise ikisini harmanlayıp özgün bir tarzı ile sunmuştu kendini bizlere. Tabi ki her devrimci birey gibi oda doğru bildiği yoldan gittiği ,inandığı şeyleri savunduğu için itilip kakılmış örselenmişti .Sizlere birkaç örnek daha vermek isterim onun gibi diğerleriyle aynı fikirde olmadığı için dışlanan hor görülen , asılan veya öldürülen isimlerden ; 9 Ekim 1971 Deniz Gezmiş, 23 Eylül 1969 Taylan Özgür, 24 Mart 1978 Doğan Öz, 8 Haziran 1977 Ertuğrul Karakara ve daha niceleri.. Konu üzerinde araştırma yaparken bir günün tarihi çok dikkatimi çekti . Yüksek ihtimalle doğum günümle aynı olduğu için. İşçi ve emekçilerin birlikte yaklaşık 500.000 kişinin el ele verdiği Kanlı 1 Mayıs. Kimlerin nasıl ve ne şekilde kanına dokundu canını yaktı da ülkemizin emekçilerinin bayramının kutlanmasına izin verilmemesi sonucunda, kitlesel bir kutlama yapmaya karar verip Taksim Meydanında toplandı nasırlı parmaklar…Sofrasındaki ekmeği, evladının beslenme çantasındaki yoğurdu, üzerindeki üniformayı ,ayağındaki ayakkabıyı imal edene de zulüm edecek kadar nankörleşmiş miydi insanoğlu ?

Yüreğimde ince sızıyla cesaretlerinden dolayı haklarını aradıkları için öldürülen yaralanan veya cezaya maruz kalan bütün işçi ve emekçileri saygıyla anarım. .Yapılan eylemlerin verilen kavgaların yanı sıra o sıralar tıpkı şuan ki gibi sanat da kısıtlanmış, kalıplara sokulmuş ve yıpratılmıştı .İnsanlar özgür düşünemedikleri gibi şarkılar , kitaplar ve filmler sansürleniyor ,gruplar sahnelerden indirilip, konserleri yasaklanıyordu -hiç alakaları olmayan olaylar sebebi ile- .Durum çok acıydı.

Sırf istediği dondurma alınmadığı için dondurmacı da oturan herkesin canını sıkan o çocuk gibiydi bir kesim . Adeta kan kusuyordu özgürlük, adalet ve sanat. Fikrimce tarih tekerrürden ibaret olduğundan şimdi de benzerleri yaşanıyor. Dinlediğimiz müzikten, sahnede görmek istediğimiz sanatçıdan, bestelediğimiz şarkıdan hatta konuştuğumuz kelamdan bile hüküm giyebiliyoruz. Yakın tarihte 83. ölüm yıldönümüne hüzün ve kederle adım attığımız Atamız şu halimizi görseydi acaba ne düşünürdü ya da halihazırdaki ülkeyi kurtarmak için insanların daha da üzerine varıp vergi adı altında kendine ait bağış kampanyaları düzenler miydi ? Evine ekmek götüremediğinden yakınan babanın dalga geçer gibi kirasına zam gelir miydi ? Sokaklarda amcalar ve teyzeler sistemden yakınan gençliğe cebindeki telefonu göster der miydi ? Ah Atam ah … Sen yine de üzülme bizler Türk gençleriyiz kimseye başımızı ezdirmeyiz . Birazda buruk içimiz seni çok özledik o okyanus gözlerinden öper, izinden gitmeye ant içeriz.