ramercbey @ gmail.com

Mesleğimizin utancı sözde gazeteciler hakkındaki kanaatimizi “Kirli Gazeteciler Yüzkarasıdır” başlığı ile geçtiğimiz Perşembe günü yazdık.

Peki ya “Temiz Gazeteciler”? Onlar mesleğin yüzakı mıdırlar? Hayır dostlar maalesef iş öyle değil. Dışı seni içi beni yakar diye bir laf var.

Bâb’ı Âli günlerinden beri değişmeyen bir gerçektir. «Temiz Gazeteci» genelde mağdur gazetecidir. Evvelâ (trajı yüksek) bir gazeteden yüklü maaş almadıkları için mağdurlar. Binaen’aleyh, şöhret değiller diye okurlar tarafından (kaliteli okurları tenzih ederek) adam yerine konulmadıkları için mağdurdurlar.

Temiz gazeteciler genelde meşhur gazeteci değillerdir. Mehmet Şevket Eygi gibi duâyen bir gazeteci de olsalar büyük trajlı değil, sıradan bir gazete veya internet sitesinde yazmışlardır.

Ve fakat onlar bu hallerinden memnuniyet bile duyarlar. Neticede yazabiliyorlardır.

Hasta mıdır bu adamlar? Evet biraz öyledirler. Yazma hastası...

Yazma hastası gazeteci, dert yüklüdür. Memleketi hakkında endişelidir, bir dâva, bir mefkûre sahibidir çoğu.

Gördüklerini yorumlamak, insanlara hayırlı (faydalı) olmak arzusu ile doludur kalpleri. Üstad Mehmet Şevket Eygi’nin Dâr-I Beqa’ya göçtüğü gün bile yazısı (gazetesine verdiği yedek yazılarından biri) yayınlanmıştı.

Birkaç yıl önceydi. İçtimaî muhâbere zeminlerinden Twitter’da meşhur gazetecilerden Ahmet Hakan (Coşkun) ile biraz takılmıştık. Ona “sen meşhur (ünlü, şöhretli, büyük bir gazetede yazan) birisin, senin için öyle demek kollay” gibilerinden bir laf çakmıştım.

Cevaben “Ercan ağabey bilirsin şöhret afettir” demişti.

Gerçekten de biliyordum. O da malûmum olduğunu tahmin etmiş fakat yine de hatırlatıyordu sağolsun.

Ünlü ve mahir gazeteci Ahmet kardeşim, “parmakla gösterilmek” veya “şöhret” hakkındaki hadîs-i şerîf’i hatırlatıyordu. Sağolsun o gün bugündür bu konuyu hep aklımda tutarım.

Fakat inanın şöhret olmak değil derdim. Benim derdim öncelikle onca emek verip hazırladığım ve hiçbir yalana, riyâya yer vermediğim, çoğunu abdestli yazdığım fikriyatın okunması ve hayırlara vesile olmasıdır. Ve merde değil namerde bile muhtaç olmayım istiyorum hepsi bu.

Bu yaştan sonra hamallık yapayım desem yapamam. Limon satayım desem pazarlardan kovarlar. Zaten elimden de gelmez. Hayatı memur oğlu memur yaşadık sonuçta.

Yàni yazarlık elimdeki tek iş. Onu da fisebilillah (ücretsiz, yalnız Allah için) yapıyorum. Bugüne dek hep öyle yazdım, bundan böyle de iri bir gazeteye farz-ı muhal çağırılırsam belki ücret talep edebilirim. Sanıyorum bu da ayıp veya günah olmaz hakkımızda.

Ücretsiz (fisebilillah) yazmak elbette en güzeli. Ne demişler? “Para alan emir almaya da hazır olsun” demişler. Allah’ın izniyle kalemimi asla kiraya vermem, «Kirli Gazeteci» olmam. Allah şaşırtmasın.

* * *

Bir roman denemesi yapıyorum. Sonucunu beğenirsem bir yayınevi ile görüşürüm. Genelde roman türü kitaplara rağbet vardır. Fakat ayrıca, kimi yazılarımı (belirli bir konuda olanlarını) seçip (onları da) bir kitap olarak yayınlamak istiyorum.

Şöyle 400 ilâ 500 sayfa arasında bir kitap. Daha hacimlisi okunmaz. Fakat kitaplar da ha deyince yayınlanamıyor.

İyi bir yayınevi bulmak lazım, fikriyatın ehemmiyetini takdir edecek bir yayıncı yàni. Selâm ve duâ ile. 21.06.2021