seyfiuzunkok @ gmail.com

ULUSLARARASI MARKASIYLA

TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ KASTAMONU-2018

ÜZERİNE DUYGU VE DÜŞÜNCELER

Dr. Muharrem AVCI

Başkent Postasından selam ve saygılar…

Maske-mesafe ve hijyen tedbiri, uzaktan eğitim yaklaşımıyla akademik çalışmalarımızı sürdürürken kıymetli dost Sayın Turgut Yılmaz’dan bir telefon aldık. Bu güzel arkadaşımızla uzun zamandır sohbet edememiştik. Müsait olduğumuzu ve kendilerini beklediğimizi söyledik. Aradan bir saat kadar geçmişti ki güler yüzlü dostum Fakültedeki odamıza teşrif etti. Hal hatırdan sonra 1994’ten günümüze gelip geçenleri şöyle bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçirdik. Olayları, insanları ve fikirleri hüsnü zanla yâd ettik. Kastamonu sevdalısıydık tanıştığımız günden beri “ Kastamonu’da yaşamak ayrıcalıktır”  o halde bu güzel ve şirin şehri daha yaşanır bir memleket yapabilmek için neler yapabiliriz sorularının cevaplarını aradık. Bunun için projeler ürettik, uyguladık. Düşünce ve görüşlerimizi yazdık, çizdik ve konuştuk. Kıymetli Turgut Bey kardeşimiz de ziyaretleri sırasında elinde “Sohbet Tadında Kastamonu” kitabı, kafasında ise Başkent Postasına yazar olarak katılma talebiyle karşımızdaydı. Fikren ve fiilen yorgundum ama sevgili dostumuzu kırmam mümkün değildi. Öte yandan ” Evet “ dememiz için de bam tellimize vurmuştu.

“ -Hocam, başından sonuna içinde yer aldığımız Türk Dünyası Günlerinden Kültür Başkentliğine giden süreci ve duygularınızı yazarak başlayabilirsiniz mesela ve bu sayede tarihe de not düşmüş olursunuz” dedi.

Doğruydu, bu manidar süreci, anılarda bırakmamak ve paylaşmak gerekiyordu. “ Türkmen Merkezi Kastamonu’da Türk Dünyası Günlerinden 2018 Türk Dünyası Kültür Başkentliğine Duygular, Düşünceler ve Görüşler” başlığıyla sevdamız Türk Dünyasını ve Kastamonu’yu Başkent Postasında dile getirmeliydik.

Önce duygular, düşünceler ve dünya görüşümüz diyerek söze giriş yapalım:

“KIZILELMA”, “ NİZAMI ÂLEM” ve “ “İ’LÂ-YI KELİMETULLAH” dava ifadeleriyle yetişmiştik.

Hiç kimsenin inanmadığı, hatta bu düşünceleri suç olarak gördüğü bir dönemde; Türkistan’da, Kafkasya’da, Balkanlarda, Kıbrıs’ta, Kerkük’te katledilen, zulüm gören ve ezilen milyonlarca esir Türk kardeşimizin acısını, öz ıstırabımız olarak yaşamıştık.

Almanya’ya, Fransa’ya, Avusturalya’ya… vb yurt dışı ülkelere aş için, iş için giden; bulunduğu bu ülkelerde bin bir dert ve çile içinde yaşayıp memleketine başarısız dönmemek için hayat mücadelesinin en ağırını yaşayan Türk işçisinin dertlerini düşünerek olgunlaşmıştık.

Okulsuz, doktorsuz, yolsuz ve ışıksız Türk köylüsünün, bu yoksulluk girdabından çıkışının nasıl olacağına, bu güzel insanları özüne, kimliğine uygun nasıl aydınlatıp huzurla kucaklaştırabileceğimize kafa yorarak yetişmiştik.

Böylesine ciddi meselelerle burun buruna geldiğimizde, henüz 16 yaşlarımızdaydık. Bizler, bu meselelerle mücadeleyi göğüslerken, kaç asırdır gafiller, cahiller ve hainler eliyle yıkılan, talan edilen milli kültürümüzü, sanatımızı, ahlak ve inancımızı onarmak, ona sahip çıkmak için uğraşıyor, koşturuyorduk. Biz, bu çabayı verirken; bugün olduğu gibi o gün de Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmak, Türk vatanını bölmek isteyenler hiç boş durmuyordu. Bu tehlikeleri bertaraf etmek gerekiyordu, elimizi değil gövdemizi taşın altına koyduk. Bu uğurda şehitler verdik, cezaevlerini Yusufiye Medreselerine çevirdik. Ne çocukluğumuzu ne de gençliğimizi yaşayabildik.

Rabbim nasip etti, okullarımızı bitirdik; İş, aş ve eş sahibi olduk. İdealist insanlardık, çocuklarımız dünle ilgili anılarımız ve acılarımızla büyüdüler; kimi zaman doğrudan bize yönelik haset, kıskançlık ve düşmanlıkların hedefi bile oldular. Her neyse…   Çoğumuz şef, başkan, müdür, vekil… vb. olmuştuk. Ruhunu Orhun’un kaynağında yıkayanlar, gençlik heyecanlarının peşinden bulundukları mevki ve makamlarda hiç tereddüt etmeden koşmayı ve koşturmayı sürdürdüler. Deyim yerindeyse, bu koru, bu ateşi yüreklerimizde hep ama hep canlı tuttuk. İşte bu temel duygu, Kastamonu Türk Dünyası Günlerini başlattı.

KASTAMONU’DA TÜRK DÜNYASI GÜNLERİ:

 Kastamonu’da Türk Dünyasına ilişkin sivil toplum mantığında ki ilk ciddi heyecanın, 01 Haziran 1996 yılında Ülkü Ocağı tarafından tertip edilen merhum gazeteci yazar Kemal ÇAPRAZ ve arkadaşlarının iştirakiyle “Slaytlarla Türk Dünyasına Seyahat ve Türk Dünyası Sorunları” paneliyle başladığı kayıtlardan tespit edilmiştir.

Türk Dünyası Paneli, Gazeteci-Yazar Özcan Ünlü yönetiminde Kemal Çapraz, Rasim Ekşi, Muhammed Cihangir ve Erdoğan Asliyüce’nin konuşmacı olarak katılımlarıyla gerçekleştirilmiştir. Halk Eğitim Merkezi Salonunda yapılan bu panele, Kastamonu halkı büyük ilgi göstermiş dolayısıyla da Türk dünyası Günlerinin temeli atılmıştır.

Birinci Türk Dünyası Günleri Kutlamaları, 24 Temmuz 1997 tarihinde 250 milyonluk Türk Âleminin temsilcilerinin ve yerli halkın hasret dolu buluşmalarıyla gerçekleşmiştir. Bu hasret dolu buluşmalar, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı, Turan Kültür Vakfı ve Avrasya Bir Vakfı’nın katkılarıyla hemen hemen kesintisiz bir biçimde 20 yıl boyunca Kastamonu Belediyesi’nin öncülüğünde tertip edilmektedir. Programlar, 23-30 Ağustos arasında aynı zamanda Atatürk’ün Kastamonu’ya Gelişi, Şapka ve Kıyafet İnkılabının Yıl Dönümü faaliyetlerinin içerisine yerleştirilmiştir.

İlk buluşmanın mimarları; Merhum Kastamonu Valimiz Sayın Aydın Arslan,  1994-1999 yılları arasında Kastamonu Belediye Başkanlığı görevini yürütmüş olan Sayın Süleyman Yücel, Hoca Ahmet Yesevi Vakfı Başkanı Sayın Erdoğan Asliyüce, Turan Kültür Vakfı Başkanı Sayın Rasim Ekşi, Avrasya Bir Vakfı Başkanı Sayın Prof. Dr. Enis Öksüz ve Gazeteci-Yazar Sayın Kemal Çapraz’dır.

20 yıl boyunca devam edegelen bu anlamlı etkinlikte, Kastamonu Belediye Başkanı olarak Süleyman Yücel, Turan Topçuoğlu, Tahsin Babaş ve Galip Vidinlioğlu vazife yapmıştır.

 

 

 

 

 “TÜRKİYE’NİN YÜREĞİ KASTAMONU”

 

Bu kimlik; Yesevi Yayıncılık Şirketi sahibi, yazar ağabeyimiz,  Sayın Erdoğan Aslıyüce tarafından, 24 Temmuz 1997’de Türk Dünyası Günleri’ne başlarken; “Türkiye’nin Yüreği Kastamonu” adıyla kitap başlığı olarak adlandırılmış ve Kastamonu Türk Dünyası Günlerinde merasim ve gezi boyutlu tüm yaşanan olay ve ilişkiler, görselleriyle bu eserde toplanmıştır.  

Evet, Dün ve Bugün çizgisinde bu yapıya göz attığımızda, bu ifadenin çok doğru olduğunu görüyoruz:

Zira

A)            Beylikler Döneminde, Türkmen merkezi Kastamonu

B)            Osmanlı Devleti Döneminde, Mana mimarlarının dergâhı Kastamonu

C)            Milli Mücadele Döneminde Milli Mücadelenin Aort Damarı Kastamonu

D)           Günümüzde ki köy adlarından, dini ve sivil mimarisinden yola çıkılan tespite göre de, kadim bir Türk şehri diyebiliriz Kastamonu için. 

Peki, Türk Dünyası insanlık mirası olarak Kastamonu nasıl bir yer?    

  TÜRK DÜNYASI İNSANLIK MİRASI OLARAK KASTAMONU

       Gerçekten, Türk Dünyası insanlık mirası olarak Kastamonu’yu iyi anlamak gerekmektedir. 

       Bu tespit, bir tesadüf değildir.

       Kastamonu; Ata yurttan Anayurda, Yavru vatandan Evlad-ı Fatihan ve Kırım’a kadar uzanan derin bağları olan gizemli bir yöredir.

        Bu yöre; asırların ve iklimlerin baş döndürücü uzaklığından günümüze taşınan duygu ve inançları, solmayan motifleri bünyesinde taşımaktadır.

Bu sırlar dünyasını, iyi kavrayabilmek lazımdır.

        Zira bu sır dünyası; İslam Aleminde ki Aktab-ı Erbaa’yı (Seyyid Abdulkadir-i Geylâni, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rıfâi, Seyyid İbrahim Desuki.), Uluğ Türkistan’da ki, Hoca Ahmet Yesevi’yi, Aslan Baba’yı, Şah-ı Nakşibendi’yi, İmam Maturidi’yi, Kaçkarlı Mahmut’u, Yusuf Has Hacib’i;  Anadolu’nun evtad-ı erbaası’na (Hz. Mevlana, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli ve Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli)’ ye oradan da, Kastamonu’da ki Gays’ül Hemedani Asgar Hazretleri, Abdulfettah-ı Veli Hazretleri, Benli Sultan Hazretleri, İsa ve Maden Dede, Deveci Sultan Yusuf Horasani Hazretleri, Ahmet Siyahi ve Ahmet Hicabi  Hazretleri ile Mehmet Feyzi Efendi’den, Balkanlarda ki Sarı Saltuk, Gül Baba’ya, Yavru Vatan Kıbrıs’ta Merhum Rauf Denktaş’ a, Kafkaslarda Şeyh Şamil’e, Elçi Bey’e uzanan asırlar ve coğrafyalar ötesi nesilleri birleştirir ve kuşatır.

        Bu sır; Ötüken’ de ki Orhun Abidelerinden, Buhara ve Semerkant’ta ki kubbe, türbe ve kümbetten Anadolu’da ki Selçuklu Devletinin sayısız mimari hatıralarından, Kastamonu’da ki Kasaba köyü Mahmutbey Camiinden, Kurşunlu ve Deve Hanlarından, Mimar Sinan’ın şaheserlerine ve nihayet Ankara’nın Anıt Anıtkabir’ine kadar aynı inancın ve duygunun ibadet haline gelmiş medeniyet eserlerinde devam eder.

          Keza bu sır dünyası; bir nefes, bir zevk cümbüşü olarak Merağalı Abdülkadir’ den, Kırımlı Gazi Giray Handan, Itri’ye, Dede Efendi’den Münir Nurettin’e, Kastamonu’da İhsan Ozanoğlu’ na, Aşık Yorgansız’a ve Karayılan’a uzanır.

           Keza bu sır; Mete Han’dan, Bilge Kaan’dan, Saltuk Buğra Han’dan, Sultan Alparslan’dan, Osman Gazi’ den Fatih Sultan Mehmet Han’dan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Kastamonu da ise, Mirliva Sadık Paşa’ya,  Miralay Halit Bey’e, Enver Paşa’ya, Şehit Şerife Bacı’ya, Halime Çavuşa, Rahime Kaptan’a kadar aynı asaletin, aynı duygunun ve aynı inancın kavgasını sürdürerek günümüze kadar ulaşır.

            Bu şuurladır ki, 1997’den 2018’e kadar kesintisiz 20 yıl “Kastamonu Türk Dünyası Günleri”,1992’den beri 28 yıldır “ Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyaları Anma Haftaları”, 1990’dan bu yana Fetih Şölenleri, 1989’dan bu güne 30 yıldır Mehmet Feyzi Efendi Anma Haftaları,1982’de başlatılan yer yer kesintiler yaşansa da ata sporunu sevenlerin belleklerinde yaşayan Arnavutoğlu Güreşleri,  Kastamonu’da gerçekleştirilmektedir.

             Milli Mücadelenin İstiklal Yolu, bir kültür rotası olarak, Kastamonu’da canlı tutulmaktadır.

             Şeyh Şaban-ı Veli Huzur, Birlik ve Edep İnanç Rotası çalışmalarına yoğun emek sarf edilmiştir.

             Kastamonu’da Kastamonu Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği bilimsel toplantıların büyük çoğunluğu da, Türk Dünyası ve Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli’yle ilgili olmuştur.

             Kastamonu Üniversitesinin birçok ülkeden gelen öğrencileri arasında 1000’e yakını Türk Dünyası ülkelerindendir.

              Bu yıllardır sürmekte olan yoğun emeğin; çok şükür, Kastamonu’muzu, 2018’de Türk Dünyasının Kültür Başkentliğine taşıdığını görmüş bulunduk.

             Bu vesileyle, emeği geçen herkese şükranlarımızı sunduk, sunuyoruz ve sunacağız.

             Gelelim, Uluslararası Kültür ve Turizm Başkentliği ve Türk Dünyası Kültür Başkenti kavramlarına…

             ULUSLARARASI KÜLTÜR VE TURİZM BAŞKENTLİĞİ KONSEPTİ:

             Bu yaklaşım, ilk kez Avrupa Birliği üye ülkeleri arasında ele alınmış;1985 yılında, Yunanistan Kültür Bakanı Melina Mercouri’nin teklifiyle; Atina, Avrupa Kültür Kenti seçilmiştir.

              1999’ da Avrupa Kültür Kenti unvanı, Avrupa Kültür Başkenti olarak değiştirilmiştir.

              Avrupa Birliği; şehirleri ve vatandaşları arasındaki kültürel etkileşimi artırmak, her şehrini cazibe merkezi haline getirmek ve Avrupa şehirlerinin kültürel tanıtımını yapmak maksadıyla Başkentlik projesini başlatmış ve sürekli kriterler geliştirerek her yıl üç-dört kentine başkent unvanı vererek devam ettirmektedir.

              Şu an 200 yakın Avrupa kenti, Kültür Başkentliği sırası beklemektedir.

            İslam İşbirliği Teşkilatı da, bu fikirden esinlenerek, 2005’den bu yana; kültür, turizm ve gençlik Başkenti projeleri uygulamaları yürütmektedir.

            TÜRKSOY da, 2012’de Astana ile bu marka şehir projesini uygulamaya yönelmiştir.

            İşte bu süreçte, Kastamonu; kendi kültür kimliğine uygun Başkentlikle buluşmuştur.

 

       Demek oluyor ki; Kastamonu, 2018 yılında, sadece Türk Dünyası Kültür Başkenti olmamıştır. Kastamonu, artık Milletlerarası bir şehir olmuştur. Hatta Uluslararası Başkentlerden biridir.  Öncelikle bunun kıymetini iyi anlamak gerekmedir. Zira Türkiye’de böylesi markaya sahip sadece 4 ( Dört) şehir mevcuttur. Bunlar;

·         2010 Avrupa Kültür Başkenti- İstanbul

·         2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti- Eskişehir

·         2016 İslam Turizm Başkenti- Konya

·         2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti- Kastamonu

    İşte bu gibi unvanlar, bir şehre 100 yılda bir nasip olur ve belki de hiç olmaz.2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti Kastamonu, gerek kendini tanıtma adına, gerekse turizmde gerçekten kuzeyin parlayan yıldızı olma adına, ayağımıza gelmiş büyük bir fırsattı. 2018’de bu etki, maalesef yaşanamadı ama bu bir marka konusudur, gelip geçici bir vakıa değildir. Üzerinde ciddi çalışmalar yapılmalıdır.  Her şeyden önce; sorunlara değil çözümlere odaklanarak, fırsatlardan azami bir biçimde yararlanmak gerekmektedir.