halitkorkmaz0661 @ gmail.com

Türkiye, Coğrafyasında Ağır Bir Kaya mı?

Gönül hazinelerimizi, inanç değerlerimizi yok edip bizi paspas gibi kullanıp atma gayreti içindeler.

Milletimizi doğduğu pınarlardan, taştığı şelâlelerden, durulduğu göllerden ve döküldüğü ummanlardan ayırıp kurguladıkları yeni güzergâhlar üzerinden ihdas edecekleri yeni bir kimlikle ruhsuz bir robot gibi meçhule sürüklemek istiyorlar.

Soğuk savaşın ardından 21.inci yüzyılın ilk çeyreğinde kurulmak istenen yeni dünya düzeni için harekete geçen emperyalistler, merkezi dünyayı şekillendirmeye başlayan Türk ordusunu teslim alıp kendi kullanımlarına uygun hâle getirmeden Afrika, Asya ve Avrasya’da; Hint ordusunu da Pasifikte kıvama getirip kendilerine bağlamadan adım atamayacaklarını bilmektedirler.

Hegemon güçlerin zulmünden oksijensiz kalan dünya, vücudunun ürettiği karbondioksiti dışarı atamamakta, solunum yetmezliği çekmektedir.

Osmanlı ve Cumhuriyetle birlikte verilen bütün savaşlarda cepheden cepheye koşturulan Anadolu halkının kanından, canından, ruhundan ve malından faydalanılmış, kimlik ve kişiliğine gelince değiştirilmek cihetine gidilerek var olan kadim değerleri ile ayrı düşürülmek istenmiştir.

Her platformda emperyalizm ile mücadele içinde olduklarını deklere eden güruh, Anadolu insanının inanç ve öz değerleri söz konusu olunca emperyalistler ile iş birliğine gidip eline tutuşturmak istedikleri nevzuhur yabancı kimlikle Türk milletini kendi çıkarlarına hizmet eden edilgen ve esir bir millet konumuna sokmak istemektedirler.

Dünya tarihinde dini, dili, tarihi ve kişiliği örselenip hafızası yok edilen başka bir millete rastlamak mümkün değildir.

Müsteşrik bütün dayatmalara rağmen hâlâ korkulan “Müslümanım” ve “Türküm” diyen Anadolu halkı ve onun ürettiği maddi ve manevi değerlerdir.

Anadolu’yu yurt edinen Türklerin Anadolu’ya kattığı değerlerin yanında muhakkak ki alıp neşv ü nema bulduğu değerlerde mevcuttur.

Hiçbir mekân ve belde mübarek değildir.

O mekân ve beldeleri mübarek kılan oraya yerleşen insanların kattığı değerlerdir.

Zamanı değerli kılan da beldede icra edilen kıymetlerdir.

Türkler İslâm’la birlikte yerleştikleri Anadolu’dan sökülüp atılmak istenmektedir.

Nasıl mı?

Yüzyıl önce Osmanlıya ne yapılmışsa aynı metotlarla bugün, aynı düşmanların torunları tarafından Anadolu insanına yani bizlere daha zehirlisi, yerli iş birlikçiler ile tatbik edilmek üzere her türlü menhiyat fiiliyata dökülmüş durumdadır.

Görmek istemeyenden daha kör, duymak istemeyenden daha sağır yoktur.

Değerleri örselenmiş, kıymetleri silinmiş Anadolu toprakları, üzerinde gecekondu yapılmış arsa konumunda beklemektedir.

Sanayii seksen yıldır elinde bulunduran sermaye sahipleri "banyo şofbeninden" öte değer taşıyan hiçbir stratejik tesis kurma anlayışına kasti olarak girmemişlerdir.

Maksat, Türkler doğrulup tekrar ayağa kalkmasın!

İçinde bulunduğumuz hâli doğru anlayıp, doğru analiz edemezsek, iç birliğimizi sağlayıp vücut için gerekli oksijeni alamazsak boğuluruz.

Bir milleti kendi içinde yok etmek istiyorsanız onun değerlerini alt parametrelere indirgeyip etnik ve etimolojik renklerini birbirine uzak düşürerek çatışan taraflar hâlinde tutmak yeterli olacaktır.

Anadolu halkı son iki asırda öz değerlerinden ayrı düşürülerek kendine yabancı duruma getirilmiştir.

Bu süreçte yapılanlar Türk tarihini ve kültürünü tasfiye etmeye yöneliktir.

Kendine yabancılaşan milletler atomize olur ve yıkılır.

Bunun içindir ki Anadolu halkı hep bir öze dönüş iştiyakı ile ayaklarının üzerine kalkarak yürüme gayreti içine girmeye çalışmaktadır.

Son demlerde ayağa kalkmayı başaran bir ruh husule gelmiş, pekişmemesi için öteden beri bu ruhu yıkmaya çalışan emperyalist aktörler içerideki iş birlikçileri ile akıl almaz gayri insani, gayri siyasi, gayri demokratik, etnik ve etimolojik terör bariyerleri oluşturmak sureti ile yükselen Türk değerlerini durdurma gayreti içine girmişlerdir.

Biliyorlar ki ihdas edilen yeni siyasi, etnik ve etimolojik umdeler ile oluşturulmak istenen yabancı kimlikli ruh ve beden asla birlik içinde olamayacaktır.

Üretilen sahte kimliklere sahip olanlarla olmayan vatandaşlar artık birbirinin düşmanı hâline gelecektir.

Türkiye’de söz konusu değerlerin içi boşaltılmadı mı?

Aslında bize yeni kimlik değil, kişilik gerekir.

Şahsiyet!

Bizi biz yapan ilkeler!

Tarihin tekerleğini hızla, onur ve şerefle döndüren atalarımızın güç aldığı en önemli unsurların başında birlik ve beraberlik gelmekteydi.

Tevhid!

Bir milletin bağımsızlığı dış politika ile ortaya konur.

Dış politikanın son noktası "harptır"!

Silâhlarını üretemeyen milletlerin bağımsızlıktan bahsetmesi mümkün değildir.

Türkiye, Cumhuriyetle birlikte ilk seksen yılda ihtiyaç duyduğu savunma silâhlarının %15’ ni üretebilmişken uygulayabildiği dış politika ile edilgen bir devletten ileriye gidememiştir.

Bugün ise Türkiye, ihtiyaç duyduğu savunma silâhlarının %80’ nini üretirken  Asya, Avrupa, Afrika, Akdeniz ve Avrasya da uyguladığı global iç ve dış politikalar ile hâkim bir merkezi güç konumuna erişmiş olduğunu görtermiş durumdadır.

Bu meyanda, dünyada barıştan bahseden tek ülke Türkiye, barıştan bahseden tek siyasetçi Türkiye lideridir.

Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesini, kendi kararlarını Türk devletinin vermesini istemezlerken, nihayette Türk devletinin "bağımsızlığını" da yitirmesini beklemektedirler.

Haçlı Batı ve Müslüman Türk çatışması vaki zamanda Selçuklu ve Osmanlı topraklarının muhtelif coğrafyalarında yaşanmışken bugün; Anadolu ve çevresinde vaziyet alması iç birlik ve beraberliğimiz sağlanamazsa Türk milleti için daha vahim sonuçların başlangıcı olabilecektir.

Vatanımızı düşmandan satın alacağımız silâhlarla koruma geleneğini ve gevşekliğini terk edelim.

Kendi silâhlarımızı kendimiz üretmeden Anadolu’da yaşama zamanımız dolmuştur.

Emperyalistler yeniden yapılanırken Türk devleti de yeniden vaziyet alarak coğrafyasında ağır bir kaya gibi ilelebet yaşamalıdır.

 

 

Saygılarımla.