yokbosunayazma @ gmail.com

Yazmak iyidir. Şifahi kültürden yazılı kültüre geçiştir yazı. Lâkin yazılan faydalı ve kalıcı olmalı güzel hayırlı bir yazı olmalıdır.

Sadrazam Trışka Paşa azledilmiş, mühr-i hümâyun Engürülü Hasis Paşa’ya verilmiş... Hariciye Nâzırı Kemal Paşa ile Maarif-i Umumiye Nâzırı İzzettin Paşa’nın arası iyi değilmiş... Spor Nazırı Memiş Paşa ile Nafia Nazırı Turhan Paşa... Fıs fıs fıs... Falan filan... Heh heh heh... Keh keh keh...

Başbüyük “Göreceğiz “ dedi, bu ne mânâya geliyor? 1980’ler, 1990’lar, 2000’li yıllar... Ne büyük bir zaman, ne az yapılan iş... Sebep?

Gayet açık değil mi? Bizde işe değil lafa bakılır. Bizde işten önce işgüzarlık gelir. Bizde kulisin (dedikodu olarak) a’lâsı yapılır.

Lâkin bizde iş çok az yapılır, yapanlar da pek sevilmez, ön plana çıkarılmaz. Onlar öldükten sonra halk ah vah eder, politikacılar da “ya evet çok iyi adamdı” derler bir süre sonra da tamamen unutulur giderler. “Ya evet Ramazan Ercan Bitikçioğlu iyi bir adamdı, hergün oturur kıymetli yazılar yazardı...” Ya öyle mi? Hastir git...

Milattan çok önceleri... Birgün kraliçe Nefertiti, saltanat yatı ile Nil’de bir gezi yaptı, balıklara pişmiş nohut attı. Anadolu’da Hitit kralı Şubbiliyumama arslan avına çıktı (o tarihte ülkemizde arslan yaşıyordu), bir arslana ok attı, hayvan yaralı olarak kaçtı. Kral buna çok üzüldü... Bu tür dedikodular, günlük haberler, dedikodular tarih boyunca yapıldı, yapılacaktır, bitmez tükenmez.

Bunlarla ilgili haberlerin, yorumların birkaç saatlik, bilemediniz birkaç günlük ömrü vardır. 1980’lerde yazılan on binlerce yazıdan kaç tanesi bugün okunmaya değer? Medyamız hep bu tür haberlerle, yorumlarla, dedikodularla doludur. Biraz da kalıcı konuların ele alınması gerekmez mi?

Asıl değerli yazı odur ki, diyelim bendenizin doğum yılında, tá 1955’te yazılmış, bugün birinin eline geçse, “ne kadar değerli ve bugün de geçerli bir yazıymış, Allah yazana gani rahmet eylesin” demeli okuduktan sonra.

Eskimeyen, pörsümeyen konular vardır. Bu ülkede, bu devletin, bu halkın müzmin dertlerine, krizlerine, problemlerine çare ve çözüm arayan ve bulan bütün yazılar değerlidir. Hele bir de yazan gerçekten yazmayı bilen biriyse...

Türkiye’nin yazılı, edebî, kültürel Türkçe meselesi vardır. Bu konuda niçin yeterli miktarda yazı yazılmıyor? Kalemi eline, klavyeyi önüne alan yazıyor. Bunların kaç tanesi gerçekten de yazmayı biliyor, edebî kültürel zengin Türkçe’ye hâkim?

Ahmed Cevdet Paşa’nın Tezâkir adlı kitabı 19’uncu asırda Osmanlı devletinin çeşitli meselelerini inceler, anlatır. Tezâkir, bugün de ilgiyle okunacak, üzerinde düşünülecek kıymetli ve faydalı bir kaynak kitaptır. (Türk Tarih Kurumu tarafından bastırılmıştır. Zengin Türkçe biliyorsanız alıp okumanızı tavsiye ederim. İki yüz kelimelik sokak, çarşı, pazar, iletişim Türkçesiyle Tezâkir’i okuyup anlayamazsınız...)

Bugün halk yığınlarının çok önem verdiği, merak ettiği polemiklerin hiç kıymeti yoktur. Vaktiyle romancı Hüseyin Rahmi ile gazeteci Ali Naci arasında şiddetli bir polemik olmuştu. “Şekâvet-i Edebiye” adlı kitap... Bugün onu bilen kaç kişi vardır?

Yazık ki, Türkiye’nin gerçek gündemi, müzmin dertleri, vahim krizleri üzerinde durulmuyor. Dedikodular... Su veya kum üzerine yazı yazmak... Cam buğulanmış, üzerine bir iki kelime yazılıyor ve kısa zamanda siliniyor...

Acaba bendeniz, 1987 yılından beri nice dergi ve gazetede hiç bahsettiğim türden; değerli yazı yazabildim mi? Yazabildiysem Allah’a hamd eder, bana bu şekilde bir imkân bahşettiği için ayrıca ve özel olarak şükrederim. 22.09.2022